Annem Pala Bey

Geçen gün telefon çaldı, bilmem ne internet hizmetlerinden arıyorlarmış, "Pala Bey orada mı?" dediler. "Nassı yani?" dedim. Annem su içmeye mutfağa gidiyordu, şaşkınlığımı görünce...

Geçen gün telefon çaldı, bilmem ne internet hizmetlerinden arıyorlarmış,
"Pala Bey orada mı?" dediler. "Nassı yani?" dedim. Annem su içmeye mutfağa gidiyordu, şaşkınlığımı görünce "Ver o onu bana, Pala benim" diyerek telefona atıldı.
Meğer okey oynadığı bir salona sapık dadanmış, ana avrat küfür edip oyunları terkedip gidiyormuş. Annem de sapıklara önlem olsun diye kendine "Pala" demiş ve müşteri hizmetlerini arayıp süper papara çekmiş, "Bu ne rezalet, biz sizin oyun sitelerinizi böyle bilmezdik, hiç yakıştıramadık" diye de gaz vermiş, aradan yarım saat geçtikten sonra niki olan Pala Bey ismiyle kayıt alan müşteri hizmeti, durumun düzeldiğini, memnun olup olmadığını sormak için aramış.
Kapıdan şaşkınlıktan sarhoş gibi çıkıp da asansöre yürürken, evin içinden annemin sesi geliyordu: "Hah işte şöyle, aman yavrum, dadandırmayın böyle kimseleri sitelerimize, sanal memleketimizi koruyalım..."
Palalaşacak mıyım?
Kafam allak bullak olmuştu. Bütün gün ruh gibi gezdim. Bir palayla aynı evi paylaşıyordum. Annemle bir daha atışmama kararı aldım. Çok korktum. Hâlâ da o günü düşündükçe korkuyorum.
Kadınlar yaşlandıkça muhakkak annesine çekiyor, demek ki menapozdan sonra palalaşacaktım. Aslında biraz da rahatladım.
Şimdi meselemiz, ileride nasıl da burma bıyıklı bir pala olacağım değil, aynı evin içinde iletişimi olmayan insanlar olmalı tabiyatiynan. Annemin bana sinirlenip nankör olduğumu düşündüğü zamanlardaki 'Sizin için aslan gibi pala bıyıklarımı süpürge ettim' konulu ünlemelerinin merkezinde bu yazımı yazıyorum.
Yanımda çok büyük bir telaşla Memo için öğlen yemeği hazırlıyor. Sanki vahşi bir hayvana yemek hazırlar gibi, garip satırlarla dinozor büyüklüğünde kemikleri kırıp, kemik güçlendirecek jölelerle korkunç yemekler yapıyor. Elindeki satır öyle korkunç ki, şu anda çıtım çıkmıyor. Miyazaki filmlerindeki 'o' garip yerlere düşmüş gibi hissediyorum kendimi.
Bütün bunları büyük bir telaşla yapıyor. Memo'ya geç kalmamakla birlikte internette kaçan okeyi de katınca hesaba, acelesi çok büyük. Ara ara satırdan fırlayan keskin kemikler kafama saplanıyor ve şu anda bilgisayar ekranından, kafamdan çıkan kanlar akıyor korku filmlerindeki gibi.
Memo neden vahşi?
Onu bir tek bu yemek hazırlama zamanlarında görüyorum. Bu zamanların dışında garip bir dehlizde, bilgisayar başında yaşıyor. Odasına giren tam dört arkadaşımdan bir daha haber alınamadı. Yemeklerimizin o arkadaşların kemik suyuna çorbadan yapıldığından şüpheleniyorum. Polise de gidemiyorum, o yemekleri asla öyle yapamam. Memo sanırım bu yüzden vahşi. Eve kükreyerek geliyor, apartmanda herkes Memo servisten indiğinde panjurlarını kapıyor.
Annemle aramızdaki iletişim o kadar da kopuk değil aslında. Bazı geceler kulağımda kulaklıkla müzik dinlerken muhakkak yanıma geliyor ve bana bir şeyler anlatıyor. Kulağımda kulaklık yoksa asla benimle konuşmuyor. Kulaklığımı çıkarıp "Ne?" diyorum, bir daha söylüyor. Gülümseyip bir kelime yorum yapıyor ve ilgilendiğim işe devam ediorum tekrar takıp. Bir şey daha söylüyor. Ağzı oynuyor ama duymuyorum, tekrar çıkarıp "Ne?" diyorum, tekrar söylüyor ama yavaş yavaş da sabrı taşıyor. Neyse ki büyük bir telaşla oyuna geç kaldığını söyleyip odasına koşuyor.
Dinlenmeyi severim!
Sağolsun annem o kadar panik biri ki, yanında kendimi rahvan hissediyorum. Yemek yaparken bir ninja gibi bıçakları hızla savuruyor. Arada bir de korkunç bir sesle kükrüyor: HIAAA!
Meğer gözüne ter girmiş, gözü yanmış, duruma sinirlenip hemen gelip mideme bir yumruk atıyor. Dizlerimi tekmeliyor.
Geçenlerde yine çok telaş yaptığı için o acelede elinden tencere kapağını ayağına düşürmüş, "Yaşlı dediğin azıcık sakin olur, bu ne yaa, baksana karşı komşuya nasıl sakin" diye kendine bağırıyordu.
O tip yaşlıların namazında niyazında olduğunu söyledim, "Aman" dedi, "Namaz kılsam da aynı telaşla ter kan içinde kılarım, benim gibiler Hacca da gitse koşa koşa 10 tur atar etrafında" dedi.
Durum böyle olunca benim rahatlık ve yavaşlığım da çok batıyor ona. Demin bakkala girerken "Ekmek lazım mı?" dedim, "Evet" dedi ama almayı unuttum, Memo'nun da bana çektiğini, pedagog pedagog ne koştuğumu, al sana işte bir tek ekmek almaya gidip onu bile unuttuğumu, bizim gibi 'mannaş'lardan (Bizim ailede son derece tembellere 'mannaş' denir) zaten ne beklenebileceğini söyledi.
Buradan süper bir buluş yaptım: Eğer etrafınızda sizin yerinize acele eden, işleri kovalayan biri varsa siz sadece izleyen oluyorsunuz. İzlerken de onun yerine yorulduğunuz için bol bol dinleniyorsunuz.
Ben bu yüzden çocukluğumdan beri dinlenmeyi çok severim. Kelime benzerliği midir bilmem ama bu yüzden radyocu olmuş bile olabilirim.