Apolitika yazısı

Politikadan, siyasetten ne kadar anlamadığımı ispat edebilmek amacıyla bu hafta burada toplanmış bulunuyoruz. Yine de arkadaşlarımdan biraz daha meraklıyım galiba çünkü Başbakan 24 Nisan'da kimin cumhurbaşkanı olacağını açıkladığında arabanın içindeydim ve radyodan canlı verdiler açıklamasını, arabadan inmeden merakla bekledim.

Politikadan, siyasetten ne kadar anlamadığımı ispat edebilmek amacıyla bu hafta burada toplanmış bulunuyoruz. Yine de arkadaşlarımdan biraz daha meraklıyım galiba çünkü Başbakan 24 Nisan'da kimin cumhurbaşkanı olacağını açıkladığında arabanın içindeydim ve radyodan canlı verdiler açıklamasını, arabadan inmeden merakla bekledim. Neden bu tip şeylerden hoşlanmadığımı, konuşma bittiğinde buldum. Çünkü kulak kesilmiş kimin aday olacağını pür dikkat dinlediğim halde duyamamıştım. Arabanın içi de sessizdi oysa; her şey süt limandı ama ben yine de duymamıştım. Konuşma bitince spiker "Evet, duyduğunuz gibi Abdullah Gül" dedi. Nasıl yani, neden ben duyamadım? Dinlemiştim oysa. Kendime olan güvenim yine çok fena sarsılmıştı. Herkes anlıyordu ama neden bir tek ben anlamıyordum?
Demek ki beynimin içindeki sensörler bu konuda yapılan herhangi bir şeyi anlamamaya karar vermiş bir kez. Yani benimki organik bozukluk halini almış; yapacak bir şey yok. Böyle de çok mutluyum aslında; yani anlayıp da ne olacak zaten... Onca anlayan insan var, ne oluyor ki... Her şey on yıl öncesinden zaten planlanmıştır kesin. Şunu anlamıyorum; mesela toplumda dinciler, faşistler, cumhuriyetçiler, bişiyciler bişiyciler var ya... Mesela bunlardan bir çoğu da kara cahiller. Ama yine de 'bişiyci' olacak kadar fikir sahibi hepsi. Benimse hiç fikrim yok. Yine de birilerinin tarafını tutacak kadar bir şeyleri takip ediyorlar. Benimse takip problemim var, bakınız bir konuşmayı bile takip edemiyorum. Çok bedbahtım... Bu konuyu epeydir sizinle paylaşmak istiyordum. Hiçbir şey yapmasanız da yine de varoluş olarak bişiyci olmanız gerekiyor, bundan haberiniz olmasa bile. Neci olduğumu bilemeyecek, anlayamayacak kadar cahil olmak beni çok üzüyor. Şunu söyleyebilirim ki, annemle teyzem bu Ankara'daki mitinge katılmaya karar vermişlerdi. Bu bana çok geyik gelmişti. Yani neymiş efendim, kalkıp bır bır bır yürüyeceklermiş. Yani ne yaparsan yap bir şeye hizmet ediliyormuş ve bu hizmet edilen kişiler de kötü niyetli adamlarmış gibi geliyor. Siyasetle mesela politika aynı şey mi, bunu da bilmiyorum. '12 derste pratik politika (ya da siyaset)' CD rom'romları yok mudur, okumaya da üşenenler için belki faydalı olur. Ama olsa kaç yazar, baksanıza konuşmadaki ismi bile duyamıyorum...
Bu işlerden anlayan bir arkadaşıma "Ben neyim, hangi taraftanım?" diye sordum, "Sen apolitiksin" dedi. Ama olsun yaa, apolitik de olunsa yine kim bilir taraflardan hangisinin hizmetindeyiz ben ve gibisi olduklarım. Bu beni çok ilgilendiriyor çünkü Memo da aynı hizmet üzere yetiştiriliyor ve çocuğumu neye yetiştirdiğimi bilmem gerek. Kesin Amerika yararınadır. Bunu arkadaşıma söylediğimde büyük bir bıkkınlıkla ağzını gerdi, ben de uzatmadım. Allah'a bir süredir inanıyorum, şimdi ben dinci miyim, ya da mesela milli maçlarda eğer ortam oldu da seyretme durumunda kaldıysam biz gol atınca seviniyorum, milliyetçi miyim ben? Ya da ne biliim, geçenlerde Çanakkale Savaşı belgeseline rastladım tevede, bazı sahnelerde gözlerim yaşardı filan, cumhuriyetçi miyim? Ama bi dakka, orada bir Türk tabur komutanının defterine yazdığı hatıraya gözüm dolmuştu: "Sahilde yatan İngiliz çocuklarının cesetlerine bakınca sevimli yüzlerini görüyorduk, bu bizde hem intikam hisleri yaratıyordu hem de şefkat..."
Muhakkak başka kanatlar da vardır, acaba hangisindenim. Bunu bilmek istiyorum. Belki olgunlaşınca öğrenirim. Al Pacino'nun bir filmi vardı geçen televizyonda. CIA ajanları yetiştiriyorlardı ve eğitim aşamasında oyun içinde oyun oynanıyordu, kimse bunun oyun mu gerçek mi olduğunu anlayamıyordu. Politika süper paranoid bir mesele galiba. Tek umudum, Peter Sellers filmlerinde bizim gibiler hep şans eseri kazalardan kurtulur. Bu durumda biz saf mıyız? Kimin kellesi kimin koltuğunda? Bütün bunları bilmeye hakkım var belki ama merakım var mı, hayır. Çünkü biri gelip bütün olanları, oynanan Ali Cengiz oyunlarını anlatmaya kalksa dinleyemem, sıkılırım. İşin enteresan yanı, entel insanlar beni hiç yadırgamıyor. Mesela entellerle dolu bir odaya girdiğimde eğer televizyonda pür dikkat siyasetçileri seyrediyorlarsa, adamları gösterip onlara "Bu iyi adam mı, kötü adam mı?" diye soruyorum. Onlar da son derece anlayışlı bir sesle "Kötü adam, çünkü" diye anlatıyorlar. 'Çünkü'ye geçtiklerinde sensörler devreye giriyor ve yine dinlemiyorum. Mesela "İyi adam, çünkü..." dediklerinde de 'çünkü'den sonrasını bloke ediyor benim sistem. Ama şunun farkına vardım ki, bu enteller bazen iyi dediklerine bir süre sonra kötü, kötü dediklerine de bir süre sonra iyi demeye başlıyor. Aslında bir kanal olsa, sabahtan akşama kadar çizgi film verse, fazla uzatmamak şartıyla arada bir de belgesel versinler ve haber bültenlerinde birisi çıkıp siyasetçileri gösterip 'Bu iyi adam, bu kötü adam, şu eskiden iyiydi, artık kötü oldu, bu kötüydü, iyiye gidiyor' dese ve haber bülteni bitse. Öyle sıfat tamlamalarını filan da kullanmasa. Sadece adamın resmini gösterip 'kötü adam, iyi adam' dese. Sonra da hayat bayram olsa. Bi de şey, caz müzik olmasa. Yani olsa da bu kadar uzun ve saygın olmasa.
Evet, politika kritiğimiz burada sona eriyor. Yazımızda emeği geçen öğrenim hayatıma, hizmetinde olduğumuz ama kimler ve hangi kanat olduğunu bilemediğim Soğuk Savaş ajanlarına teneşiri bir borç bilirim...