Cehennemde onlardan bize yer yok!

Meraba sevgili küllük... Bugün yine çok bedbahtım. Sürekli sigara değiştiriyorum ama bir işe yaramıyor. Neyse, seninle daha fazla laubali olmayı düşünmüyorum körolasıca küllük.

Meraba sevgili küllük... Bugün yine çok bedbahtım. Sürekli sigara değiştiriyorum ama bir işe yaramıyor. Neyse, seninle daha fazla laubali olmayı düşünmüyorum körolasıca küllük.
Demin Memo sesini titreterek "Anne, artık Mrs. Tunçman gelmeyecek. Çok istiyormuş aslında gelmek ama yasaklanmış okula gelmesi" dedi. Oldukça romantik anlar yaşandı evde. Çünkü Memo'nun tek severek okula gittiği günler İngilizce öğretmenleri Mrs. Tunçman'ın dersi olduğu günlerdi. Onun verdiği ödevleri evde kendi kendine bile yapardı!
Mrs. Tunçman, enteresan bir tesadüf eseri üç hafta gidip de değiştirdiğimiz okulumuza da geliyordu, okul değiştirdik ki, bu okula da geliyor. Hem de gönüllü. Gittiği okullardan hiçbir ücret almıyor. Yıl 2008 artık ve düşünün hiçbir ücret almadan bir iş yapan var. Özel ders alan da olmadığı halde (devir gereği paranoya geliştirenler için bir not bu).
Hem de çocuklara, hem de devlet okulunda! Fakat Milli Eğitim buna kesinlikle karşı çıkmış. Müfredatın dışında hiçbir şeye tahammülleri yok. Mrs. Tunçman da, Memo da ve bütün sınıf da terkedildirttiler. Onunla tanışma fırsatımız hiç olmadı ama sınıf penceresinden orta yaşlarda bakımlı ve güzel, süper karizmatik bir ses tonuna ve telaffuzunun da gayet iyi olduğuna şahit oldum. Memo'nun sınıfında maddi durumu iyi olmayanlar da var, down sendromlu olanlar da. Ama bildiğim kadarıyla bütün çocuklar Mrs. Tunçman'ın geleceği gün 'Yaşasın, bugün İngilizce var' diye seviniyorlardı. Artık sevinemeyecekler. Hani o çocukluktan aklımızda kalan efsane öğretmenlerden. İnanabiliyor musunuz? Ben inanamıyorum. Aynı şekilde öğretmen çocuklara mesela müfredat dışından eğlenceli bir kitap kullanacak, ona da izin yok. Yassah. Hani 'Bakayım hangi ek kaynak kitap kullanıyorsunuz' diye sormak soruşturmak yok, tamamen yasak!
Ama tabii karakutuların sırra kadem bastığı ve nice dolapların döndüğü bir memlekette bu durum devede kulak. Aslında bu da karakutu esrarı gibi bir bilinmez.
Bizim sülalede psikopat bir aile vardı, çocuklarını karı koca, düzenli olarak döverlerdi. Hatta bunu artık espri konusu yapmışlardı. Çocuğu koruyacak olsanız sizi de dövebilirlerdi, bu yüzden kimse pek ses etmezdi. Çocuk da dayak arsızı olduğu için o kadar gıcık bir çocuktu ki, yaptığı işlerde kalkıp iki de sen vurmak isterdin, öyle gıcık, kıl bir çocuktu yazık.
Bir gün bir sülale buluşmasında çocuk anneannemin dizine durup dururken gelip çekiçle vurdu, babası hemen kalkıp dövmeye başladı ve annesi de terliği uzatıp "Al bununla da vur Salim'ciğim, bununla da vur" diye dayak malzemesi ikram etmişti. Bu olayı sonradan sinirlerimiz bozulup gülerek hatırladık. Milli Eğitim'in tavrı da aynen bu psikopat aileninki gibi. Öğrencilerin de o uzaktan kuzenimtrak çocuk gibi, hatta vatandaşın durumu. Çocuk bu tip davranıştan eni konu anormal olmuştu. Özel eğitimle anormalleştirilmişti.
Memo'nun yeni yazım metinleri geldi: 'Dua et Ali dua et'i öğreniyorlardı geçen gün.
Abicim madem Ali'nin hayır işi yapmasını istiyorsun, o zaman Mrs. Tunçman'ın ve çocukların günahı ne!
Dünya sıralamalarında çocuklarımız hiçbir yerde yok. Eğitimi en kötü ülkelerdeniz. İyi beyinler de zaten dışarda alıyor soluğu. Memleket anormal ve cahil olmak üzere özel eğitimde, bu da böylece biline ("Uyan da balığa çıkalım" diyenlerinizi duyar gibi oluyorum).
Annem ölümden hiç korkmadığını söylüyor, "Cehennemde onlardan bize yer yok, içim çok rahat" diyor.