Çocuk sevgisi

Çocuk doğuran biz yaştaki kızların çoğu 'doğum sektörü'ne girişti. Çocukluktan sıyrılamayan biz yaştaki kızlar doğurma işini sadece köylüler ve eski kafalar yapıyor sandığı için (ve sektör de bunu kanıtlarmış gibi...

Çocuk doğuran biz yaştaki kızların çoğu 'doğum sektörü'ne girişti. Çocukluktan sıyrılamayan biz yaştaki kızlar doğurma işini sadece köylüler ve eski kafalar yapıyor sandığı için (ve sektör de bunu kanıtlarmış gibi hamile kıyafetleri ille taşlı, incili boncuklu, sanki 'Artık o hayat geçti yavrum, sen de artık hanım hanımcık ol bakalım, anneliğini bil, almıyım ayağımın altına, yürrüüüü' der gibiydi benim hamilelik zamanımda, şimdi nasıl bilmiyorum) birçok yaşıtım kızın çocuk doğurduktan sonra gözlerinde 'sent' işaretleriyle çocuk giyimi, hamile kıyafeti, doğum ve bebek bakımı eğitim merkezleri, ana okulları, atölye odaları açtığına şahit oldum.
Deniz'le (Arcak) ikimiz de bu tip iyi niyetli bir girişimde bulunup çocuk programı yapmaya karar verdik. Çünkü Memo ikimizin sahnesine bayılırdı. Deniz, Memo ve arkadaşlarını eğlendirmek için ciddi ciddi jonglörlük çalışmıştı, birlikte onları güldürürdük filan, baktık ki çocuk programlarında da bizi eğlendiren bir durum yok, kalktık bir çocuk programı hazırladık. Televizyon kanalları da idealistleri adam yerine koymuyor, sponsorumuzu da bulduk. O da tesadüfen karşımıza çıktı. Esnaflık yapmadılar, ekran arkasında dönen o muhabbetlere girişmediler, projeyi ruhlarıyla desteklediler. Deniz'le ikimiz de bu proje olsun ve çocuklar fikirlerini anlatabilsin, televizyonun hipnotik durumunun yalan dolan olduğunu anlasın, oradaki söz sahibi kimselerin de böyle bizim gibi zevzek olabileceğini görsün ve artiz olmaya özenmesinler diye kolları sıvadık. Uzun süre üzerinde konuştuk, uğraştık ve geçen hafta ilk çekimi yaptık.
Bir daha çocuk yapmamaya karar verdiğim ve Deniz'in de çocuk yapmadığı için içinin rahatladığı o gün, ekmeğin nasıl da taştan çıkarıldığına bizzat şahit olduk. Çekime girdiğimizde teknik sorunlar sebebiyle çocukları bir saat beklettik. Tabii bu bir saat boyunca biz de boş durmadık ve yaklaşık 50 kadar çocukla yüz göz olduk. Ama size ne kadar yüz göz olduğumuzu anlatamam. Çekim için geri sayım başladığında iş işten çoktan geçmiş, çocuklar bizim dizleri tekmelemeye başlamıştı. Dizlerimizin çok acıması bir yana, çocukları zaptetmek mümkün değil. Yönetmen ikide bir gelip Deniz'le beni "Azıcık ağırlığınızı bilin, bu ne hal" diye azarladı. Çocuklara "Lütfen bizi biraz sayın. Yapmayın, en azından çekim sırasında sayıyormuş gibi yapın" diye bağırırken Deniz sinirleri yıpranmış bir halde yere uzandı. Tam çekim başladığı sırada arka sıralarda oturan sinir bozucu bir çocuk, öndeki kızın kulağını tekmelemiş, kızcağız içini çeke çeke ağlamaya başlayınca çekimi gene kestik. Ama o çocuğu hatırlıyorum, benim de diz kapağıma en sert tekmeyi o indirmişti. Bu arada Tan Sağtürk program konuğuydu ama bu çekimin kesilmesi, tekrar başlaması sırasında tam dört saat bekledi ve çıtını çıkarmadı. Hatta Deniz'le benim durumumuza o kadar üzüldü ki, stüdyoya gelip çocukları zaptetmeye, onları eğlendirmeye çalıştı. Durumumuz içler acısıydı.
Biraz önce aldığım bir habere göre bizim gitaristimiz Cihat'ı da fena marizlemişler. Hem de program boyunca. Sırtında yumruklanmamış, tekmelenmemiş tek alan kalmamış. O da arkasını dönüp korkunç bir canavar yüzü yapmış fakat çocuklar ondan çok daha korkunçmuş. Bütün bunlar olurken herkes kendi canını korumaya çalıştığı için kimse kimseye yardımcı olamadı. Cihat dayağını yerken, Deniz bir çocuğa ümitsiz bir şekilde bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Yanına gidemiyordum çünkü sağ elimi ısıran biri kız biri erkek iki çocuk en ufak kıpırdamamda elimin sinirlerine dişlerini daha sert geçiriyordu. Tan Sağtürk'ün de dans ederken ayağında (hem de bilerek) zıplamışlar.
Fakat çocukların sus pus olduğu bir bilim köşesi vardı. 'Çılgın Profesör' denen adam, bilimsel deneyler yaptı. Karbondioksit buzuyla bulutlar yaptı, köpükler çıkardı, çocuklar çıtını çıkarmadan seyretti. Tam her taraf süt liman olmuştu ki, başta Memo olmak üzere bütün seyirci çocuklar birden bire ağlamaya başladı. Çıkan köpükleri ellemek istiyorlarmış. Şeytan bütün gücüyle "Git ve kafalarından aşağıya bütün köpükleri boşalt ve boğazlarını sık" diye naralar atıyordu. Sadece birkaç çocuğu kenara kıstırıp "Bana bak, seni şurda öyle bir döverim ki" demeye çalıştım. Fakat çocuklar bunu duyamayacak kadar sudan çıkmış balık gibi elimden kayıp gidiyordu. Son sahnede onlara "Lütfen, yardımcı olun, sizi eşşek sudan gelinceye kadar marizleyebilir miyim" demeye çalıştım gözyaşları içinde ama sesim kısılmıştı, duyuramadım. Oturup ağlamaktan başka çarem yoktu. Deniz'in dediğine göre çocukların pimini biz çektik, onların suçu yok.
Yani Mel Gibson'un 'Apokalipto'sundaki vahşetin cünyır versiyonunu yaşadık geçen cumartesi. Şimdi, diyebilirim ki, afedersiniz, bir tarafa sürülecek aklı olan ne çocuk yapar, ne öğretmen olur, bırakın çocuk programı yapmayı, çocuk mağazalarının önünden dahi geçmez. Artık rüyalarımda bebek arabalarının içinden çok korkunç canavarlar pörtlüyor. Çok masraf yapıldı, bırakıp da gidemeyiz ama 13 bölümün sonunda bizim bütün yaşama sevincimiz gitmiş, göz altlarımız çökmüş ve 10 yaş yaşlanmış olacağız. Şu anda bu satırları yazarken ağlıyorum.