Eğitim zart

Sayın ve sevgili ve dahi gıymatlı okur; yüz bin yıldır çalıştığım radyodan ayrıldım. Büyük konuşmayayım ama o...

Sayın ve sevgili ve dahi gıymatlı okur; yüz bin yıldır çalıştığım radyodan ayrıldım. Büyük konuşmayayım ama o kadar sıtkım sıyrıldı ki, ordan oraya, ordan oraya, artık folloş oldu bu iş dedim ve bir süre evde oturup kafa dinleyeyim istedim. Ancak elbette çocukla kafa dinleme işi nereye kadar, bir düşünelim. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, yanı başımızda duruyor saatli pompalar. Kafanızı saatte elli kez pompalayan bu çocuklar ve çocuk işleri, hayatınıza yeni bir yön tayin etmeyi planladığınız ve karıncaların ayak seslerinin bile kulağınıza battığı dönemlerde çok sağlıklı olmuyor. İşte ayrı anne-baba olmanın tek lüksü olan ‘Babayla vakit geçirme’ işi burada çok güzel oluyor.
Hem çocuk da babasını özlediği için siz bir taşla iki kuş vuruyorsunuz. Hem vicdanınız hem de kafanız bir süre dinleniyor. Çünkü çocuk allameicihan olsun, yanınızdayken başka bir şey düşünmek veya hiçbir şey düşünmek istememek bile şiddetli vicdan azabı yaratıyor.
Elbette bu cennet bahçesinden pastoral manzaraların bir bedeli var. Bir kere çocuk babaya gideceğini büyük mutluluk tablolarıyla karşılasa da, dakkasında sizinle işi bittiği için başlıyor olayları eğip bükmeye. Ayrı anne-babaların çocuklarının ekserisinde görülen bu garip egoistlik, sanıyorum kendini bir yere daha fazla ait hissetme refleksinden kaynaklanıyor. Yani anneden ayrılıyorum, demek ki babama daha yakınım, o zaman ben de şu kadına feci bir kapris yapayım da, hiç değilse gidene kadar yürek soğutayım. Şu anda babama gideceğim için babamı daha çok sevmeli, anneme de eziyet etmeliyim ki, onunla sadece bir süreliğine ayrıldığımın altını çizeyim, nasıl olsa ölmeyecek çünkü ben ona aha da bak eziyet ediyorum, hiç ölecek olsa eziyet eder miydim?
Bu eziyet, bir şekilde bizlerin çocuklar gözünde ölmeyeceğimizin garantisi. Galiba. Yani ben de annemin ölmeyeceğini garantilemek için ona eziyet ederdim. Bunu üzülerek yapardım ama bir şekilde kendimi daha iyi hissederdim. Ona kapris yapıyorsam eğer, demek ki o genç. Ona inat ediyorsam, demek ki daha dayanma gücü var. Hem ölmüyorsan güçlenirsin; ben bunu onun iyiliği için yapardım.
Memo benim kadar eziyetçi bir çocuk değil Allahtan. Âlimden zalim, zalimden âlim doğar; doğrusu birkaç ufak oyuncak aldırma kaprisinden fazla bir şey yapmıyor.
Bizdeki curcuna, babadan geldikten sonra başlıyordu. Oradaki rahatıyla buradaki rahatını kıyaslamalar, oranın kurallarıyla buranın kuralları arasında sürekli bir seçim telaşı ve kıyasıya fazla kural olmayan o tarafı seçme; bunlar çok yıpratıcı oluyordu. Kahvaltıdan ders çalışmaya, yatma saatine, oyuncak almaya kadar, her şeyde.
Sonra bunu okul psikoloğuyla görüştüm (Okul psikologları bu tip konulara çok vâkıf oluyor, malum artık anne-baba ayrı olmayan pek az sayıda çocuk kaldı). Demişti ki, ona gitmeden önce ve sonra “Bak yavrum, babanın kuralları ile bizim kurallarımız farklı olabilir. Aynı şekilde anneanne kuralları ile bizim kurallarımız, babanın kuralları ve okulun kuralları farklı olabilir. Ve bizler kurallar neyse, ona göre hareket etmek zorundayız, büyüyene kadar deyin.”
Elbette askeriye gibi kural manyağı yapmıyoruz çocuğu; günde iki dondurmaysa günde iki dondurma. Ayda bir kez oyuncaksa ayda bir kez oyuncak. Akşamları yatma vakti 10’sa 10. Anneanne günde beş oyuncak da alabilir, baba gece 12’de de yatırabilir. Ama bizde durum bu şekil değil hocam. Bu da onun iyiliği için (Zaten bu memlekette bir şeyin de kimsenin kötülüğü için yapıldığına şahit olmadım. Her şey birilerinin iyiliği için. Bütün sert kurallar, bütün yassahlar bizler için, çocuklarımız; - haykırarak - yarınlarımız için)!
Ne diyorduk, hah, şimdi ben yön tayin ederken veyahut etmezken ve etmeyi de bir süre düşünmezken Memo babasında. Geldiğinde huyu değişecek diye korkmuyorum artık çünkü kararlı olursam, kuralların altını net şekilde çizersem bir problem çıkmayacak. Üstelik çocuk bu çerçeveyi görünce kendini güvende de hissediyor ancak gelin görün ki, bazen insanın öyle kararlı duracak, net olacak hali olmuyor. Biri gelsin kendisine çerçeve çizsin istiyor ki, sanırım çocukluğun en güzel tarafı da bu çerçeve çizme sorumluluğunun olmaması.
Bir zamanlar resim yaparken her resmin etrafına bir çerçeve çizerdim. Tam bundan yirmi sene önce entel bir tanış “Sen demek ki çerçeve ihtiyacı duymuşsun” demişti de “Hadi len artiz” diye dalga geçmiştim.
Ama şu anda, tam da bunları yazarken anlıyorum ne demek istediğini. Vay beaa…
Demek ki neymiş, eğitimden de önce, çerçeve şart.
Çünkü malumunuz; eğitim zart.