Gaz yapmayan kültürel aktiviteler

Ceren geçen gün annesine "Anne, ben artık müzelere gidip sıkılmak istemiyorum" demiş. Müge'ye müstahaktır ama. Çünkü ne zaman cuma olsa Müge arar ve bize başbakanlık protokolü gibi feci yoğun bir hafta sonu programı sıralar.

Ceren geçen gün annesine "Anne, ben artık müzelere gidip sıkılmak istemiyorum" demiş. Müge'ye müstahaktır ama. Çünkü ne zaman cuma olsa Müge arar ve bize başbakanlık protokolü gibi feci yoğun bir hafta sonu programı sıralar. Çocuklar aynı yaştalar, birlikte gezmekten, vakit geçirmekten hoşlanıyorlar. Müzeler, sergiler, tiyatrolar iplerinde değil veletlerin. Tek dertleri günün sonunda yiyecekleri dandik hamburgerin oyuncağı ve tabii hava güzelse oranın kaydırakları, top havuzları. Garibanlar bu iki kıçı kırık aparat için onca organizasyona katlanıyor (vahhh).
Müge de enerjik ve iri bir kızdır; biz üçümüz, Ceren, Memo ve bendeniz, Müge'nin seri ve kararlı, kütür kütür adımlarının arkasında dilimiz yerlere değe değe ona yetişmeye çabalıyoruz. Nefesimiz kesiliyor, yutkunarak son gücümüzle "Bu kadar yeter, artık dönelim" demeye çalışıyoruz, ama tam konuşacakken "Vapur kaçıyor" diye bağırıyor ve yine arkasından fellik fellik koşarak Kadıköy'deki çocuk tiyatrosundan, bilmemnere müzesindeki Leonardo Di Kapriyo'nun resim sergisine, Mona Liza'larına bakmaya gidiyoruz.
Kalabalıktan korkmaz Müge. Dirsekleriyle yararak, mahşer kalabalığı dahi olsa, ne yapar eder bizi oraya ulaştırır; eğer mesele çocuk organizasyonuysa. Kitleler de ondan korkar. Sert ve kararlı bir yüz ifadesi vardır; dirseklerine denk gelip komaya girmeyen insan sayısı yok denilecek kadar azdır. Dolayısıyla ben de çok korkarım Müge'den. Ne dese yaparım. Dirsek darbesiyle ağzımı kırar diye, çok korkarım.
Burada makara birileri var
Benim hiç çocuklu arkadaşım yoktu Müge'den önce. Ceren vesile oldu, sokakta tanıştık. Bir gün Memo bir buçuk yaşındaydı, yürüyerek sahile inip oyun parkına gidecektik. Gittik de netekim. Dönüşte bir balkonun giriş katından Memo kadar küçücük bıcır bıcır bir kız gaayet düzgün bir dille "Siz nereye gidiyorsunuz bakiiim" dedi. Komiğime gitti, "Şu yer mantarına bakın" dedim ve "Memo, burada makara birileri oturuyor galiba" deyip direkt balkonlarının önünde mola verdim. Annesi Ceren'i balkondan bir çırpıda bahçeye indirdi, ikisi de Ceren imparatorluğunda bir oyuna başladı. Sonra evlerinin önünden geçerken arada bir durup çocukları tokuşturduk, Memo'nun ikinci doğum gününe çağırdık Müge ile Ceren'i, derken biz de Müge ile sımsıkı bir arkadaşlık kuruverdik arada.
Çok zor zamanlarım oldu, hâlâ da olur, Müge her zaman yanımda aslan gibi durmuştur. Gecenin kaçı olursa olsun, bilirim ki o gelir. Ama dediğim gibi; hafta sonları da organizasyon YAPAR (Bu 'yapar' bölümü akmış boyayla, korku filmi efekti kullanılarak yazılmıştır)!
Biliyorum, aranızda Müge gibi kültürel aktivite kovalayan anneler var veya henüz çocukları yürümeyenlerdenseniz, bir an önce onu çocuk oyunlarına, sergilere, atölye çalışmalarına götürmek için sabırsızlanıyorsunuzdur. Ama düşünsenize, bu şekilde davranarak çocuğumuz beş seneye kalmaz ya kanun kaçağı olur ya da "Anneciğim, babacığım ve değerli dedelerim, ninelerim... Biliyorsunuz toplumumuzda iletişim bozukluğu ve yaşanan kültürel erozyonla birlikte Türkçemiz bozuluyor. Bu konuları irdelemezsek ciddi anlamda dejenerasyon kurbanı olıcığız..." gibi şeyler söyleyebilir. Hani bir çocuk vardı, siyaset meydanlarına çıkardı...
Memo'nun gıcıklığı tuttu
Geçen hafta, çıkışta uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarımıza da uğrarız diyerek, Memo ile İstanbul Modern'deki 'Zamanı Durdurma Oyunu'na katıldık. Fotoğrafçılığı mantığıyla öğreten bir atölye çalışması bu. Daha önceden İstanbul Modern'den randevu alıyorsunuz, ücretsiz olarak çocuğunuzu bu çalışmaya katabiliyorsunuz. Sabahın baharında uykumuzdan uyandık, köprüleri geçtik, te Karaköy'lere gittik, tam zamanında yetiştik ama Memo'nun gıcıklığı tuttu. Kat'iyyyen bu oyuna katılmak istemiyor. Yüzünü kabız olmuş gibi buruşturup morartarak ağlamaya çalışıyor, dizlerini tersine yay biçimine getiriyor inattan ve Nuh diyor, tevekkül etmiyor.
"Tamam lenn, arıza çıkarma, istemiyorsan girme, gel biz bahçeye inelim" diyorum ama o ağlama huyu beni delirtiyor. Hiçbir açıklamayı dinlemiyor. Bütün enerjim kaçmış olarak İstanbul Modern'in bahçesine iniyoruz. Bir kara kutu var. Burası karanlık oda. İçine giriyoruz, Memo heyecan yapıyor, hoşuna gidiyor. Karanlık küçük odanın duvarında sadece küçücük bir delik var. Biz onu vizör sanıp gözümüzü dayıyoruz ve dışarıya bakıyoruz. O sırada İstanbul Modern'den iki abla imdadımıza yetişiyor. Meğer o baktığımız delik vizör değil, direkt objektifmiş. Dışarının görüntüsünü alıp karanlık odanın duvarına yansıtıyor ve gözünüz karanlığa alıştıktan sonra, o küçücük görüntüden gelen bütün sokak duvarda tersine görünüyor. Hiçbir makine yok. Aklım almıyor. O ablalar Memo'ya renkli yastıklar veriyorlar, dışarıya dizdiriyor, renklerine ve yerlerine göre görüntüde denge nasıl kurulur, kompozisyon nasıl yapılır, sohbet ederek uygulamalı olarak öğretiyorlar. Çaktırmadan. Çünkü faydalı bir şey yaptığını anlarsa su koyverir. Atölyeye giren diğer grup yukarı çoktan çıkmış, fotoğraf çekmeyi öğreniyor, çektiklerini kâğıda geçiriyorlar, Magnum sergisini eğitmenle gezerek yorumlar yapıyor, anlatılanları dinliyorlar ama Memo onlara katılmayı reddediyor. Karanlık odada bir saat kadar kalıyoruz ve bir süre de bahçedeki minik çakıllarla oynuyoruz. Sergi organizasyonundaki o abla, çaktırmadan çakıllarla oynarken bile bilinçaltına faydalı şeyler sokmaya çalışıyor Memo'nun, kompozisyon bilgileri veriyor; öyle gereksiz 'bıcı bıcı'lar yapmadan üstelik.
Aklınızda bulunsun bu İstanbul Modern'deki 'Zamanı Durdurma Oyunu'. Kültürel aktivitelerin gaz yapmadığı 6-12 yaş arası çocuğunuz varsa, gidin katılın. 20 Mayıs'a kadar sürüyor. Daha önceden (0212) 334 73 00'ı arayıp randevu alın ve karanlık odaya siz de bakın. Gözünüz karanlığa alışmadan da sıkılmayın. Bunun dışında bir de Sabancı Müzesi'nin 4. Resim Yarışması var. 'Bozkırda çocuk olmak' konulu yarışmaya çocuklarınızı sokabilirsiniz. Üç yaşından 14 yaşına kadar katılınabiliyor. Detaylı bilgiler için Google'dan 'Sabancı Müzesi' diye girip öğrenin.
Bu kadar kültürel aktivite haberi bende alerji yaptı. Her tarafım kaşınıyor.