Gençlik kutsaldır

Bir arkadaşımın en büyük korkusu askere gitmekti. Bunun için önce çok fazla şişmanladı ama bildiğiniz gibi değil, mesela 140 kilo filan oldu. Askerlik şubesi o kiloları verebileceğini söylemiş.

Bir arkadaşımın en büyük korkusu askere gitmekti. Bunun için önce çok fazla şişmanladı ama bildiğiniz gibi değil, mesela 140 kilo filan oldu. Askerlik şubesi o kiloları verebileceğini söylemiş. Uzun süre eşcinsel eğilim göstermeyi düşündü ama bunun pozisyon esnasında fotoğrafla belgelenmesi gerektiğini öğrendiği için içi kalktı, yapamadı. Ameliyatla tabanını çökertmek istedi, yapmadılar. Bütün bunları yaşarken askerlik korkusu öyle bir bastırdı ki, zaten otomatikman kilosu, önüne geçilmez bir hal aldı ve 12 yıllık bu esaslı uğraşın sonunda askerden nihayet yırttı. Ama şekli değişti, ruhu değişti. İş güç yapmadı, gece gündüz bu korkuyla yaşadı. 20'lerinin başındaydı bu uğraşa başladığında, şimdi 30'larının sonuna geliyor.
Aslında Memo'nun askere gitmesiyle ilgili yazı yazmayı planlıyordum ama ne yazsam laf ebeliği gibi geliyor, fazla duygusal ve öfkeli tiradlar çıkıyor ister istemez insanın elinden, bu da çok gıcık duruyor her hafta zıpçıktılık yapan birinin üzerinde. 40 kez yazdım sildim. Zaten herkes o kadar çok yazdı ki, denecek pek de bir şey yok. Bunun dışında bir konudan yazmak da ayıp geliyor ama yazınca da ayıp geliyor, insan kendi sesini kaydedip dinlerken nasıl utanırsa, anlamadığı konularda duygusal ahkamlar kesmek de aynen öyle, tüylerini diken diken ediyor. Bunu Nur Çintay'la demin telefonda konuştuk, o da aynı duygular içindeydi. 'İnsan yazarken çok garipsiyor kendini, ne yazsa bu konuyla ilgili hem klişe geliyor, hem de yetersiz'de mutabakat sağlandı. Fakat Nur'un fikri Memo'yu askere yollasam nasıl duygular içinde olacağımı yazmamdı. Bunu daha önce Perihan Mağden de öyle bir yazdı ki, üstüne denecek laf bırakmadı: "Benim için öldüysen Yakup, kendimi affedemem. Benim için ölmedin. Ne için öldüğünü de bilmiyorum. Bilemiyorum kesinlikle. Benim bu savaşla ilgili düşüncem malum: Benim hiçbir savaşa vermeye razı olacağım bir evladım yok, olamaz da.''
Ayıptır söylemesi, eşine az rastlanır apolitiklerdenimdir. Bununla övünmüyorum, bilakis böylesi zamanlarda öğürüyorum. Ancak, bütün bu konularda klişe düşünenler gibi ben de bu işin silah tüccarları tarafından yapıldığına, arada delikanlıların öldüğüne, üstelik bu delikanlıların devletin bilmem ne kademelerindekilerinin ya da bilmem ne rezidansta oturanların evlatlarından değil, fakir fukaranın evlatlarından çıktığına, hani fabrikalarda ya da alışveriş merkezlerinde bir fire hesabı vardır, can taşıyan bir varlığın fireden sayılmasına mantığım çöküyor. Birilerinin zorla çıkardığı savaşa evlat yollanır mı yahu?
Şehitler, bu savaş başladığında henüz doğmamışlardı. Muhtemelen Memo askerlik çağına gelince de bitmemiş olacak. Daha çok silah var depolarda zira.
Kısacası Memo kimin için olduğunu bilmediğim aptal bir savaşta kimseyi öldürmesin, kendi de ölmesin diye ne yapmam gerekiyorsa yapmaya hazırım.
Annesiyle oturup da üniversiteyi bitirip askerden yırtmak için çalışmadan 30 yaşına kadar aile parasıyla üç üniversite bitiren, master yapan biri olsun istemiyordum ama artık akademik kariyeri hiç olmadığı kadar destekliyorum.
Bütün bunları yazarken geri dönüp okumamaya gayret gösterdim, bu daha önce de bahsettiğimiz teybe kendi sesini kaydedip gıcık olmak gibi.
Gençlik kutsaldır. İslamiyette de bu net olarak böyleymiş. Gerçi bu tip konularla ilgili olanlar pek Radikal okumaz ama en azından birbirine çok benzeyen devlet adamları (hepsinin resmi sanki aynı adamın resmi gibi, ince bıyık, aynı tarz takım elbise) belki basın danışmanı bilmem nelerine okutuyordur:
En kutsal yer olan Mekke'nin fethinde Hz. Muhammed henüz 20 yaşında ve - o gün Müslüman olan bir genci vali yapmış. Aynı zamanda kendisi bu dünyadan göçerken İslam Ordusu'nun başına 18 yaşındaki bir genci getiriyor kendi yerine (ki başına geçtiği ordunun içinde koskoca bir Hz. Ali bile var.) Karşı çıkanlar, dedikodu edenler çok oluyor ve (ömrünün son mimbere çıkışında) peygamber "Bu kararımdan dönmem" deyip kesip atıyor. Yani gençliği peygamber mertebesinde görüyor kendi yerine getirdiğine göre. Günde kaç peygamber mertebesinde gencin öldüğünü düşünürsek, kıyamet pek yakındır diye mistisize olmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Hele bir de son zamanlarda işi Türk-Kürt ayrımına getirenler var ki (bunlar aynı iş yerinden, aynı apartmandan, aynı bakkaldan filan çıkan, görüntüsü son derece modern, okumuş etmiş tipler) yollarda kaldırımlara oturup kendini yere çala çala ağlayasınız geliyor. Yahu, "Kıyametin içindesin" diyoruz be arkadaşım, sen hâlâ ne ayrımcılığından bahsediyorsun?