Gravür neşesi

1. Arabada yeni albümleri çıkan 110'u dinleyerek giderken uzun zamandır görmediğim Bilge'yi gördüm. Müzik o kadar hızlı ve 007 James Bond müziği gibiydi ki, altından maceraprens bir olayın çıkacağı belliydi.

1. Arabada yeni albümleri çıkan 110'u dinleyerek giderken uzun zamandır görmediğim Bilge'yi gördüm. Müzik o kadar hızlı ve 007 James Bond müziği gibiydi ki, altından maceraprens bir olayın çıkacağı belliydi. 110'un ikinci albümüymüş; yaz boyu festivallerde, konserlerde onları sık sık göreceğiz sanırım. 110'un manasını Anadolu Yakası'nda çocukluk ve gençlikleri geçmiş olanlar iyi bilir; Taksim-Bostancı otobüsünün numarasıdır. Ben ilk kez dinledim ve farklı bir tazları var, dinlemek sanırım bana uğurlu geldi. Müziklerinin vibrasyonu karşıma Bilge'yi çıkardı! Ve olay Bostancı-Kadıköy hattında gerçekleşti.
(24 saat sonra)
2. Şu anda sizlere gerçek bir çocuk cennetinden sesleniyorum değerli okur. Aslında büyükler için de dünyanın yedi harikasından biri burası. Hemen konuya gireyim; arkadaşım evini heykel atölyesine çevirmiş. Yeni bir sergiye hazırlanıyor şimdi (Bilge Akay). Uzun zamandır Bilge ortada yoktu, meğer harıl harıl heykele vermiş kendini. Şu anda daha fazla yazamayacağım çünkü tam ayağımın dibine Van ile İran kedisi kırması bir aylık bir yavru kedi duruyor. Lütfen şimdi durup bir an bu kırmayı gözünüzün önüne getirin. Yani tam dibimde bir takvim güzeli duruyor. Nefes kesen bir yavru! Üstelik bundan bir tane daha var. Annesi ve babası da buradalar. Memo çamurlarla oynasın diye geldik aslında ama gözü kedilerden başka bir şey görmüyor. Bilge'yle dün konuştuğumuzda yazımı da onda yazabileceğimi, Memo'nun da çamurlarla takılabileceğini, üstelik yaz boyu bunu yaparsak Memo için süper bir yaz okulu olabileceğini söyledi, sözü bitmeden 'Tamam' dedim. Üstelik Memo çamurlarla oynarken Bilge de bana gravür öğretecek. Tam ben bu yaz mevsimine 'Nedir bu yaa, görgüsüz görgüsüz tatil kovalamaca' diye tribe girerken Bilge çıktı karşımıza. Tatil planlarından bana illallah geldi. Benim gibi dinlenmeye üşenenler ve tatil yapınca 'Vakit boşa geçti, mal gibi durduk' diye vicdan azabı çekenler için böyle bir ortama girmek şahane, siz de takdir edersiniz ki. Yazım biter bitmez Memo ve Bige ile birlikte IMOGA diye bir yere gidip malzeme alacağız. Aklınızda bulunsun, Göztepe Ünalan'da bulunan İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'ne uğrayabilirsiniz. Burayı Süleyman Saim Tekcan kurmuş (Mimar Sinan Güzel Sanatlar'ın eski grafik bölüm başkanı). Tek başına kurmuş, bütün maddi birikimini bu müzeye yatırmış. Giriş ücretsiz. Ünalan'da mahalleliler toplanıp müzeyi geziyorlarmış. İçeride tanıdığımız bütün sıkı ressamların özgün baskıları sergileniyor. Yaz aylarında eğitim verilmiyormuş ama en azından dolaşıp kış planlarınızı ufak ufak yapabilirsiniz. Çocuklar için eğitim yok ama düşünülüyor. Ama oradan eğitimciler özel okullara gidip özgün baskı öğretiyorlar.
Fakat yazıyı yazarken Memo pencereleri kapalı bir odada kedileri seviyor, çıkıp girerken de kapıyı kapatıyor (çünkü burası altıncı katta ve anne kedi altı aylıkken düşmüş ama bir şey olmamış) lâkin demin farkettim ki Memo sürekli girip çıkıyor ve 'güm güm' diye hiç durmadan kapıyı kapamaya çalışma sesi geliyor. Ben arada bir içeri doğru 'Memo' diye böğürüyorum ve sanırım birazdan çığlık atacağım. Bilge'nin annesi de burada. O da resim yapıyor, sergiler açıyor ve huzurlu ve sakin bir ortam olması gerekiyor ama Memo'yla o kadar gürültü yaptık ki, ne kedilerde huzur kaldı ne de Bilge'nin annesinde. Bilge halden anlar, o da şuursuzdur, gürültüden rahatsız olmuyor ama sanırım bu yaz buraya gidip gelebilmek için her gelişte Sevil teyzeyi eterle bayıltmamız gerekecek yoksa bu tam pansiyon zahmetimizi burada biraz zor öttürürüz.
3. Bu gravür işini çoook uzun zamandır öğrenmek istediğim için gerzek bir heyecan var üzerimde aman ha kusura kalmayın sevgili okur. Yazımızı burada kesip hemen malzeme almak üzere IMOGA'ya gitmeliyim.