Güya rüya yazısı

Rüyaların psikolojisinde ben de Froyd gibi bir çığır açmayı planlıyorum. Hazırsanız sevgili okur, hemen başlayalım.

Rüyaların psikolojisinde ben de Froyd gibi bir çığır açmayı planlıyorum. Hazırsanız sevgili okur, hemen başlayalım.
Bizim aile, rüyalarda umut toplayanlardan. Uyanır uyanmaz, saatler saati, bitmek tükenmek bilmeyen rüya seansları yapılır. Olmadı telefon açılır, öyle anlatılır. Yani sabah tuvaleti, sabah kahvaltısı, sabah ereksiyonu; bilumum sabah işlerinden önce uzunca bir süre, görülen rüyalar anlatılır. Eğer sabah yeni uyanan bir kişiyle koridorda karşılaştıysanız, fazla dinlememek için yüz vermezsiniz. Sanki işyeri koridorunda karşılaşmış gibi bir resmiyette (yine de) o upuzun rüyayı dinlersiniz. Rüyayı anlatan henüz uyanmadığı için bir yandan anlatmakta, bir yandan da görmeye devam etmektedir. Böylelikle uzadıkça uzar. Koridorda öylece ayakta durmaktan beliniz ağrımaya başlar, sıkılırsınız ve "Hııı, hayırdır" diyerek savuşturup ufak ufak uzamaya başlarsınız. Fakat rüyayı anlatan da peşinizden gelir, anlatmaya devam eder. Siz tuvalete girersiniz ama o kapıdan anlatabilir. Hâlâ uykuda olduğu için rüya mantıksızlığının mantığı onun içinde devam etmektedir; sizse anlamadığınız bu bilinçaltı durumlarını dinlememek için dinliyormuş gibi görünüp içinizden kendi hayatınıza düşünsel olarak devam edersiniz. Sözlüye çekmediği sürece bir tehlike yoktur. Bazen de mesela konuyla ilgili kitap karıştırdıysanız eğer, görülen şeylerin birtakım bastırılmış durumlardan kaynaklandığı tezini bilirsiniz içinizden; ne bileyim, en basitinden; rüyada görülmüş arabanın bastırılmış cinsel arzular olduğunu bir yerlerde okumuşsunuzdur, anneniz sizi rüyasında arabada giderken görüyordur, sabah sabah yok yere taciz edilirsiniz anneniz tarafından. Yine de eskiler gibi hayra yorarsınız ama bir süre sonra hayra da yorulur. İnsan rüya dinlerken yorulur.
Ben de bir rüya gördüm. Bir arkeoloji kazısına katılmıştım. Arkeologlar sürekli deniz kabuğu fosillerinin üzerindeki taşları çok sert kazıdığım için beni azarlıyorlardı. Milyonlarca yıllık bir fosil bulup üzerini onlardan gizli kazıdım. İçinden çelik bir disk çıktı.
O diski açtım. İçinden bir kâğıt çıktı. Size ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. Üzerinde milyonlarca yıl önce yazılmış hiyeroglifler vardı. Arkeologlar tam o kağıdı çıkardığım sırada beni yakalayıp o kadar çok kızdılar ki... "Biz deniz canlıları arkeoloğuyuz, bizim departmanımız eski kâğıtları incelemiyor; gelseydi o zaman eski yazıt departmanında olanlar bulsaydı bu kağıdı, hayret bişey" diyerek beni azarladılar. Yani tam da Türkiye devlet daireleri gibi.
Sonra o kağıdı hiyeroglif çözücülere yolladılar. Şifre çözüldü: Meğer kâğıt arsenikliymiş. Ben de biraz sonra ölecekmişim. Derdim ölmek değil, o kağıdı sonuna kadar okuyamamaktı. Yarısına kadar okudum ve rüyamda öldüm. Şöyle yazıyordu: "Ey dünyalılar! Çok yakında gezegeniniz yokolacak. Hepiniz öleceksiniz." (Felaket beklentisi, ağır psikolojik sorundur ama şimdi bu yazıyı yazma nedenim beni hastaneye kapatın demek değil.) Devamında da bir şeyler yazıyordu ama zaten madem hepimiz ölecektik, ne önemi vardı devamını okumanın dedim ve küt diye öldüm.
Bu kadar. Hiç korkmadan uyandım. Öldüm ve uyandım. Bu kadar: Öldüm ve uyandım. Hayır, yani bu sabah aranızda ölenler varsa korkmasınlar diye söylüyorum. İnsan uyanıyor ve aynen hayatına devam ediyor. Bitirmen gereken işi bitirene kadar ölmek yok. Ne sıkıcı değil mi? Herkes seni öldü sanıyor ama sen aynı hayata başka bir yerde devam ediyorsun hem de başka bir yerde öldüğünün farkına varmadan. Sonra bir başkası ölüyor, sen onu öldü sanarken, o başka bir açıda senin de içinde bulunduğun hayata devam ediyor. Yaşadıklarımızın hesabını kendimize vermeden de ölemiyoruz. Ben bu rüyamı böyle yorumladım. Zaten bir rüya analizcisi arkadaşım var, diyor ki, rüya kişinin kendi tarihindeki simgelerin taşıdığı anlamlarla yorumlanabilir. Senin için ölmek ne demekse onu yerleştir rüyana. Kendini tanımak var ya, bu rüya denen şey, rüyada görülen obje, simge, kişi, olgu, zart, zurt; bütün bunların bizim için taşıdığı anlamı araştırmak ve o anlamlardan kendin hakkında fikir sahibi olmak. Kendini tanımak neden bu kadar alengirli yahu? Yani kendimi tanıyacağım diye arkeologlardan azar yemek istemiyorum. Aranızda arkeolog varsa çok kırgınım yani.
Bu Avustralya yerlileri (bir zamanlar manita avlamak için bu Avustralya yerlilerinden örnekler veriliyordu ama sonra fazla tutmadı, zamparalar Reich'e, Nietzsche'ye devam ettiler) sabahları bu rüya seanslarına çok önem verirlermiş. Önce çocukların rüyaları dinlenirmiş. Uçurumdan düşerken korkuyla uyanan çocuğa "Korktuğun şeyden kaçma, bir daha düşerken düşmeye devam et ve düştüğün anda hiçbir şey olmadığını öğrenip o korkundan kurtul" derlermiş. Aman ya, herkes amma şey biliyor. Geçenlerde bir arkadaşımıza biri hakkında "Çok şahsına münhasır biri" dediğimizde "Ya ortalık öyle adamdan geçilmiyor" dedi. Konumuzla ne alakası var ama ben bu konuyu bi yere bağlayamayacağım. Ne bileyim, Rüya Ersavcı'ya bağlasak, müzik yazısı da yazmış olabiliriz.