Herkes Yengeç olacak

Dün gece İstanbul Modern'in heykel bahçesindeydik ve Blonde Redhead öttürüyordu romantik romantik. O kadar çok anlatacağım şey var ki, ellerim karışıyor hangisinden başlasam diye, kompozisyon karmaşası hep yaşarım...

Dün gece İstanbul Modern'in heykel bahçesindeydik ve Blonde Redhead öttürüyordu romantik romantik. O kadar çok anlatacağım şey var ki, ellerim karışıyor hangisinden başlasam diye, kompozisyon karmaşası hep yaşarım, nereye neyi yerleştireceğimi bilemiyorum (Yazı bittikten sonra başa dönülüp yazılan ara not: Galiba çok abartmışız ama yazıya başlarken anlatacak çok şey var gibi gelmişti).
Şöyle başlayalım: İstanbul Modern'in bahçesindeki çimlerdeyiz, artık 30'unun ortalarına gelmiş üç kişiyiz; Ebru Çapa, Elif Key ve ben. İkisinin de kızkardeşi doğurmuş, birkaç aylıklar. Dakka başı bebeğin resimlerini gösterip kokusunu anlatıyorlar, bebekten başka konu yok. Konseri dinlemiyorlar. Üstten müziğin ritminde serin serin bir martı geçiyor, Blonde Redhead öyle korkutmadan çalıyor ki, Boğaz'ın su molekülleri değişiyor, uzun zamandır anksiyete bozukluğu yaşamadan ilk kez sokaklardayım ve gerçek özgürlük bu. Memo'dan da izni koparmışım, içim rahat, ben böyle rahatlık pek az yaşamışımdır 35 yıldır, pek az. Hiçbir yerim stresten kasılmıyor. Evde temizlik yaparken giydiğim kot pantolondan kesme şortum, manitadan arakladığım tişörtüm, saçlarımda da bir kelebek toka. Konser alanına geldiğimde Elif Key'in uzunca 'anne tokası' dediği tokam bile sinsi sinsi gülerek kafatasımı kaşındırıyor onlar bebekleri tutkulu tutkulu anlatırken. İlahi adalet işlerken ezan çalıyor, Blonde Redhead dua etmek için ara veriyor, görevli dakka başı gelip "Çimlere oturmayın lütfen" diyor, Ebru çok nazik "Tabii" diyor ama milim kıpırdamıyor yerinden (Daha önce de bu psikopatlığı yapmıştı; havaalanında altı saat rötar yemiştik, beklerken sigara içilmeyen alanda sigara içiyordu, görevli kadın gelip uyarıyor, son derece nazik özür dileyip içilen bölüme geçiyor, kız arkasını döner dönmez geri geliyordu elinde sigarayla. Kadın da yılıp üç kereden sonra gelmiyordu çünkü Ebru'nun sakin nezaketi asap bozuyordu).
Elif ile Ebru çocuk yapma işinin 35 gibi bir vurduğunu sonra tekrar geri çekildiğini, bunun da bir dönem buhran yaratabileceğini anlatıyorlar ama içleri rahat çünkü 'bu dünyaya' çocuk getirmeme meselesi, bilirsiniz; kararlılar.
Memo'yu doğurmadan önce her gece çıkanlardandım. Böyle ufak bir gruptuk ve pazartesi geceleri bile kapı kovalardık ki evlerde oturmayalım. Tek başımıza vakit geçiremezdik, evlere giremezdik, mezara kapatılıyormuşuz gibi bir histi bu, oturup kitap mitap okuyamazdık, kendi içimize düşerdik satırlarda, ağlara takılırdık, nefes alamazdık. Bazı kulüpler vardı pazartesi geceleri de açık olan; 'Allah onlardan razı olsun' gibi bir dilencilikle akşamın sekizinde konsomatris gibi otururduk o karanlık, sıkıcı, kimsenin yüzünü seçemediği yerlerde. Bizim dışımızda tanımadığımız ama her gece gördüğümüz tipler de olurdu. Hiç tanışmazdık ama herkes birbirini tanırdı. İstanbul Modern'de o tayfadan da birkaç kişi gördüm; ya bu geceye hastı ya da onlar hâlâ aynı mezardan kaçmaya devam ediyorlardı. Öyle amaçsızdık, işte öyle bilmediğimiz bir şeyden kaçıyorduk. Nesil değişmişti Blonde Redhead'de. Elif Cemal geldi yanımıza, o da hep kazıdığı saçlarını uzatmıştı. Değişim güzeldi. Bizim nesil de değişmişti besbelli.
İstanbul Modern çocuk bölümünü bahçeye almış. İki Elif, Memo'yu buraya sık sık getirmem gerektiğini, benim de ağustos sonuna kadar biri yabancı, biri Türk iki fotoğrafçının nefeslerini kestiğini söyledikleri fotoğraf sergisini muhakkak gezmem gerektiğini anlattılar. Bunu muhakkak yapmalıymışım (galiba tokamdan korktular).
Sonra Elif yandaki caminin hayatında gezdiği en harika mekânlardan biri olduğunu ve en sevdiği şeyin oraya tek başına girip bir süre içinde oturmak olduğunu söyledi. Kapıyı kendi kendine açıp içeri giriyormuşsun ve kimse olmuyormuş. Sanıyorum aralarında çoçuk yapmaya en yakın olan Elif Key. Bir de şurdan anladım; terliklerini kaybetti keriz, "İşte şurda ya" deyip ayağına tuttum, anne olduğum için böyle yaptığımı söyledi. Her şeyi anne oluşuma bağlıyor, ben o gece hiçbir şey olmadığımı düşünürken ve bunun hafifliğiyle hayatımın en güzel gecelerinden birini geçirirken hem de. Kişi kendinde ne varsa hakikaten karşısında da onu görüyormuş, bunu da kanıtladık hazır ayaktayken.
Temmuza hastayım. Böyle güzel bir ay yoktur sanıyorum. Farkındaysanız temmuz girer girmez o cehennem sıcakları da geçti gitti. Abi, temmuz gibisi var mı ya; bir de Yengeçlere laf ederler. En şahane ayda doğmuş bu insanlar evet biraz denyodurlar ama içleri temizdir ve isterler ki hayat hep böyle temiz ve hafif olsun. Yazlık kıyafet gibi. Kabuklarının ağırlığından mıdır nedir, bu hafiflik için ne gerekiyorsa yaparlar. Çocuk bile!
Ya Blonde Redhead hiç gitmesin, Türkiye'ye yerleşsin, ya da yaz hiç bitmesin.