Kadın dili ve edebiyatı

Temmuz ayı bizde tehlikelerle dolu. Dörder gün arayla üst üste tam altı kişinin doğum günü var. Ben sıramı savdım, bugün sıra Memo'da. Oldukça kalabalık bir listemiz var. Memo'nun okuldan en sevdiği arkadaşlarını da davet ettik bu kez.

Temmuz ayı bizde tehlikelerle dolu. Dörder gün arayla üst üste tam altı kişinin doğum günü var. Ben sıramı savdım, bugün sıra Memo'da. Oldukça kalabalık bir listemiz var. Memo'nun okuldan en sevdiği arkadaşlarını da davet ettik bu kez. İki gündür pasta yaptırma, hediye alma, evi süsleme filan, helak olduk. Tatlı bir yorgunluk gerçi. İki senedir süper yolsuz kaldığım için çok dandik kutlamalar yapıyorduk; mesela pastasını Karfur'dan almıştım, okula iki de çerez alıp orada hallediyorduk kutlama işini. Bu sene iki üç radyo reklamı seslendirdiğim için (ve cebimde para kalırsa da beni rahatsız ettiği için) gidip Spaydırmen'li pasta yaptırdım ki bu pastanın kaç para olduğunu söylersem Afrika'daki açlar için asılmam gerek... Fakat Memo her gittiği doğum gününde böyle şekilli mekilli pastalar görünce "Vay anne, şu pastaya bak" diye ünlüyor ve Sezercik gibi bir tonda "Anne, çok pahalı olmazsa benim doğum günümde de böyle bir pasta alalım mı" diyordu. Yanında 'pahalı', 'banka', 'borç', 'taksit', 'ekstre' ya da buna benzer kelimeler kullanmadığım halde nereden oluyorsa öğrenmiş, bu ajitasyonu hep yapıyor.
Geçenlerde benim de doğum günümdü ve radyo dönüşü çok trafik vardı, bizim manitanın spor yaptığı yere gidip kendime sağlık zortlu masaj yaptırmaya karar verdim. Böylelikle hem kendime doğum günü kıyağı çekecek, hem de masaj bitene kadar trafik de rahatlamış olacaktı. Tabii bunu anlatırken çok utanıyorum ama olay o kadar komik ki, durumu anlatabilmek için mecburen masaja gittiğimi de açık ederek ebelenmem gerekiyordu
Memo da benimleydi ve bu refleksoloji masajına girdim. Manita bizi lobiden masaj salonuna yönlendirdi, odada beklerken içeri bir Çinli kadın geldi. Çinli kadın tam olarak İngilizce ve Türkçe beş kelime biliyordu. Onlar da şöyle sıralanıyor: 'Beybi', 'lobi', 'koca', 'evli', 'para'. Bunun dışında dolgu kelime olarak işaret dilini kullanıyordu. Odaya girer girmez el işaretiyle Memo'nun kaç yaşında olduğunu sordu ve sohbet bütün hızıyla başladı. İsterseniz olayı direkt diyalog olarak yazayım:
Çinli Kadın: Beybi, lobi baba?
Ayça: No baba.
ÇK: (Büyük bir hayretle) No baba? E lobi baba?
A: Arkadaş.
ÇK: E beybi baba?
A: (El işaretiyle) Ayrıyız.
ÇK: (Parmağına parmaklarını halka yapıp geçirerek ve bu aslında küfür gibi duruyor) No evli?
A: No evli.
ÇK: Beybi baba?
A: No evli, beybi baba hafta sonu.
ÇK: E para? İş?
A: Yes yes, iş.
ÇK: (Kendini gösteriyor) Çin, no baba. (Parmağıyla iki işareti yapıyor) Beybi, beybi baba. No para.
A: Haa, koca Çin'de, ayrısın. E beybi?
ÇK: Beybi baba. Çin, beybi, baba.
Sayıları bile eliyle işaret ediyor. Yani Çin'de eğer tek çocuk varsa babaya gidermiş direkt. İki çocuk varsa biri babaya, biri anneye gidermiş. Ama onda para olmadığı için ikisi de babaya gitmiş.
Bu inanılmaz bir olay; sadece dört kelimeyle bütün hayatımın emarını çekmekle kalmıyor, kendi hayatını anlatıyor, erkeklerin dedikodusunu yapıyor ve Çin'deki hukuğu, yasaları filan öğretiyor. Bu müthiş bir hadise değerli okur. Yani dünyanın neresine giderseniz gidin, dilini anlamasanız da olur. Anladım ki 'kadın dili' diye bir şey var.
Çinli kadın bunu hakikaten paylaşmak için yaptı. Yani kendi hayatını da anlattı, kötü bir niyeti yoktu. Memo bebekken onu parka götürür, o kumlarda oynarken, ben de bankta oturur ona bakardım. Yanıma torununu parka getirmiş bir yaşlıca kadın gelip oturduğunda anlardım ki sorgu sual başlıyor. Bu tip kadınların ilk sordukları soru evin sana ait olup olmadığı. Daha sonra lafı kocaya getiriyor, "Kaçta dönüyor işten?" filan diye sorular sorarak kumpaslar kurup ayrı olup olmadığını öğreniyor. Kaç para maaş aldığından tut, annenle mi yaşıyorsun, ne iş yapıyorsun, erkek arkadaşın var mı, bütün bunları ne cüretle olursa olsun soruyor. Bu tip kadınlardan sülalelerde de vardır, birçoğunuz bilirsiniz, deneyimliyim, bir kadına mesela "Palyaçoyum, partilerde çocukları eğlendiriyorum" diyorum (mahalle karılarının en üzüldüğü meslek bu oldu şimdiye kadar) bir başka kadına "Erotik filmlere senaryo yazıyorum" diyorum (bu cevaptan sonra bir daha soru sormuyorlar) bir başkasına ruhsal durumuma göre "Türkiye'nin ilk kadın emniyet müdürüyüm, aa, duymadınız mı" diyorum ve (o kadını daha sonra görürsem süper saygı görüyorum) bir başka kadına "Kocam butik açtı, orayı işletiyorum" diyorum, butikten indirim yaptırmak için nerede olduğunu sorarsa "Sağmalcılar cezaevinde mahkum kadınlara giysi satıyorum" diyorum, bununla epey ilgileniyorlar ama fazla uzatmıyorlar. Çok eğlenceli oluyordu. Memo okula başladıktan sonra parklara gidemez olduk ama biliyorum ki o kadınlar hâlâ o parkları kovalıyor ve tuzaklarına düşürmek için toy anneleri sorguya çekiyorlar. Ve eminim hani o köyden gelen kızları kötü yola düşüren kadınlar onların kötü yola düşmüş hallerinden çıkıyor.
Kadın dili bu, anlamak gerek. Ana dilim kadın dili neyse ki, kül yutmuyorum. Aman sizin de gözünüz açık olsun. Çünkü ilk birkaç kez bütün hayatımı anlattıran kadından sonra gece uykum kaçmıştı "Ya, ben o karıya niye her şeyimi anlattım" diye içim sıkılmıştı. Bunu siz istemeseniz de o karılar üfleye üfleye öğreniyorlar. Çinli kadın öyle değildi. Onda sosyal bir adalet vardı.