Kafa karışıklığı

Geçen hafta son eforumla bir şeyler gevelemiştim ama bu hafta artık hakikaten yazamıyorum. Haftada birle bu oluyorsa, her allaan günü yazanlar nasıl yapıyor, nerden buluyor onca konuyu, gündemi nasıl takip ediyor, bir de fikir sahibi olabiliyor, aklım almıyor.

Geçen hafta son eforumla bir şeyler gevelemiştim ama bu hafta artık hakikaten yazamıyorum. Haftada birle bu oluyorsa, her allaan günü yazanlar nasıl yapıyor, nerden buluyor onca konuyu, gündemi nasıl takip ediyor, bir de fikir sahibi olabiliyor, aklım almıyor.
Bütün gündemim Memo okula gitti, yine tek harf çalışmamış, defterler bomboşla geçiyor. Evden dışarı adım atmıyorum, sabahın köründe uyanıp Memo'yu okula yollayıp, akşamüstüne kadar uyuyorum ve yazılarda da sürekli bu konulardan bahsedince benim bile sıtkım sıyrılıyor, siz nasıl daralıyorsunuzdur kim bilir...
Ama yalnız fakat lakin, bir süreliğine annelik depresyonu yazılarına ara vermeden önce bu hafta da şu pedagog meselesine değinelim. Çünkü geçenlerde bir şey keşfettim; pedagoga gitmek de görgüsüzlükten oluyor. Bu tıpkı depresyona girip deli gibi alışveriş yapan o kadınlar gibi, her ay evine perde diktirenler, koltuk yüzü değiştirenler gibi, bilmem kimin nesi varmış benim neden yok diyenler gibi, keman kursundan baleye, baleden piyanoya, piyanodan at binmeye çocuklarını seyirtenler gibi, ya da en ufak bir sivilcede ve hatta âşık oluşta bile doktor doktor seyirtip derman arayan panik ataklar gibi, bir çeşit bi şey bozukluğu, artık karakter mi, endişe mi, boşlukları siz dolduruverin bi zahmet.
Bende de pedagog manyaklığı var şu sıralar. Var-dı şu sıralar. Mesela geçen hafta 'ben elimden geleni yapayım da neme lazım' konulu çırpınışımızın son halkası olarak yine bir pedagoga gittik. Memo da zavallım, benim gibi nevrotik bir annesinin oluşunun cezasını çekiyor, elâlemin kadınlarına her allaan günü resim çiziyor, sohbet filan ediyor.
Kadına dedim ki, "Oğlum dersleri hiç dinlemiyor, dikkat dağınıklığı var, hoca tutup destek olmayı düşünüyorum ama acaba bu sağlıklı olur mu daha ilkokul birden?" dedim. Kadın da Memo ile bir süre görüştükten sonra dedi ki, "Bu çocukta dikkat dağınıklığı var, dinlemiyor, söylenenleri yapmıyor, acaba bir hoca tutsanız iyi olabilir mi?" dedi. Ben de dedim ki, "E tamam işte, ben de bunun için geldim, bir çözüm üretin, bunca yıldır bu işi yapıyorsunuz, nedir çareniz?" dedim. O da dedi ki, "Uzunca bir süre psikoterapi iyi gelir" dedi. Ben de dedim ki, "NAHH" dedim.
Ülen, memlekette tek bir namuslu adam kalmamış. Dese ki halbuki, "Bu çocuk aslan gibi, hiçbir şeyi yok, baksanıza hanım hanım, şu birleşen tahtayı alıp 'Bu ying yang işaretine çok benziyor, bu ruh tahtası mıdır?' diyor, daha ne ay kû testi istiyorsunuz, siz kendinizi kör olasıca bir psikiyatra götürün" desene kadın! Desene kadın! Sonra da de ki, "Onunla birlikte duygusal paylaşımlar yapın, güzelce konuşun, sakın aşağılamadan hep pohpohlayıp 'Aferin ya, bu yazdığın iki harf çok güzel olmuş, işte ben de senin böyle iyi bir öğrenci olacağını biliyordum' deyip birlikte kitap okuyup sohbet edin ve odasındaki dikkat dağıtan bütün eşyaları kaldırın, televizyon izletmeyin sakın, dikkati çok fena dağılıyor çocukların" dese ya!
Yok abicim, demezler, demeye de hiç niyetleri yok, adamlar para kazanmak için kanlı canlı insanları sırf özel sağlık sigortası var diye kesip biçiyor, ruh daha beteri; görünmüyor, ellenmiyor, sonu yok, iyileşmiyor, biri bitse biri başlıyor. Ve bu psikoloji merkezlerinin içi kuyruk halinde, iki-üç ay sonrasına randevu veriliyor. Ben de açıcam lan, açıcam bir 'Lazerle Nazar Tedavisi Merkezi', sonra gelecek benim gibi görgüsüz karılar, 'Ay çocuğumda lazer var, bir nazar eder misiniz doktor hanım?' diycekler, doktor demezlerse de çok kızıcam.
Lazer aletini bulması kolay, kimsenin gerçeklik aradığı filan yok, bırakın allaaşkına, bilakis, ne kadar sahte olursa o kadar inanıyoruz. Evde lazer hissi veren oyuncak çöplerinden o kadar çok var ki. Oooh, bir de üstüne iki-üç tane hep aynı şeylerin anlatıldığı 'Çocuk Yetiştirmede Lazerin Etkisi' diye kitap yazarım, tamamdır, çocuk da bu tipte, benden göre göre çağa uygun bir düzenbaz, hilekâr, terrrbiyesiz, dul ve yetimin hakkını yiyen biri olur, hep beraber mutlu mesut yaşarlar. Oğlum da elâlemin üçkâğıtçılarının yanında ezilmez.
Sonuç: Bu sene sonuna kadar bekleyeceğim, haftada üç kez filan okula gidip öğretmenin kafasını ütüleyeceğim, iş çok mühim bir hal aldıysa hakikaten çok dürüst bir pedagoga gidip o zaman çare arayacağım. Aaaaa... Yav benim bir arkadaşım vardı pedagog, nasıl unuttum yahu, dur bir de ona götüreyim de, içim rahat etsin, sonra aklım kalır filan. Bu arada yazı bitene kadar şahane bir kutu tatlıyı bitirdim. Mutluluk hormonu tabii, bakınız kan şekerim yükseldi, pedagogları yine sevmeye başladım. Bu duyguların bu kadar seri şekilde değişiyor olması acaba beni amansız bir hastalığa sürükler mi, yoksa bu zaten amansız bir hastalık mı?..
Yani işte, ben iki değişik ruh haliyle yazdım, hangisi gerçek, ona göre bir karar verin ama bana da doğru kararı söyleyin lütfen.
Annelik hakikaten ruh hastalığı. Ya da buldum! Ruh hastası olanlar çocuk yapmasın. Nası fikir?