Kış sineği

Alışveriş merkezi bağımlılığı çok pis bir şey. Yaklaşık 20 senedir bu tip 'şopink mool'lar hayatımızda var. Birçoğumuz çocuğunu, buraları fellik fellik gezerken elektronik reyonunda ya da manav reyonunda doğurdu.

Alışveriş merkezi bağımlılığı çok pis bir şey. Yaklaşık 20 senedir bu tip 'şopink mool'lar hayatımızda var. Birçoğumuz çocuğunu, buraları fellik fellik gezerken elektronik reyonunda ya da manav reyonunda doğurdu. Birçoğumuzun çocuğu 'anne' ya da 'baba' demeden evvel mesela 'Karfur, Metrositi' filan dedi. Özellikle kış aylarında çocukla aynı evin içinde bütün bir gün geçirmeye korkanlar, çocuğu kaptığı gibi oralarda alıyor soluğu. Buraların, gürültüsü gerçeküstü desibele ulaşmış oyun merkezlerine girip çocuğu oraya dayıyorlar, çocuk o havasız ve hastalıkların hava ile bütün İstanbul'a yayılan soluğunu içine çekerek ebleh ebleh oyununu oynuyor, ana baba da rahat nefes aldığını sanıyor. E tabii ne oluyor, onca elektrikli oyuncağın statik elektriği saçında başında, ruhunda birikiyor, daha otoparkta başlayan trafikte çiftler birbirlerinin boğazını sıkma raddesine geliyor. Bir yandan çocuk negatif elektriği aldığı için sebepsiz yere bağırıyor, bir yandan ana baba birbirine hönkürüyor ve sanki ben de bütün bu çiftlerin yanındaymışım gibi bu alışveriş merkezlerini düşününce histeri kriziyle çığlık atasım geliyor, sanki kavganın arasında kalmışım gibi.
Üstelik, buralarda gezen arkadaşların taksitleri bildiğiniz gibi değil. Rahmetli Özal'ın ruhunu sevinçten kaşındıran idealindeki bu 'kesim' mi desem 'resim' mi desem, burnunu taksitten kurtaramıyor. Elektrikli ya da 'tronikli' ne çıkarsa alıyor. Dijital vibratör mü çıktı, ne olduğunu bilmeden giriyor taksite. Şimdilerde de elektronik sigara diye bir sokum bir şey çıktı (Ben de aynı kesimin kadrajında olduğum için derhal aldım). Ve bildiğiniz gibi değil, çok pis taksite girdim. Siz bu satırları okurken ben bir elimle e-sigara, öbür elimle de normal sigara içiyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi bu yazıyı da ayaklarımla yazıyorum.
Şimdi bizim gibilerden çıkanların çocukları nasıl bir yaratık oluyor, gelin birlikte gezinelim: Bir kere, bu tiplerin çocuklarının üstün zekâ denen bir şeyden olması mümmmkün değil. Olsa olsa üstün gıcık oluyorlar. Her istediği DERHAL elinde olacak! Reklamlarda ne çıkarsa derrrhalll alınacak. İstemediği bir şey oldu mu, hemen o kabız olmuş ifadeleriyle ağlamaya başlayacaklar. Bu arada çocuklarımız bütün bunları yaparken çevredeki çocuklar bunları yapınca sanki kendi çocuğumuz hiç yapmazmış gibi içimizden 'Iyyy sevimsiz çocuk' diye gıcık olacağız. O çocuklar bu gıcıklıkları yaparken kendi çocuğumuzun ne kadar şahane olduğunu, büyük ihtimalle üstün zekâlı olduğunu düşünüp ne isterse alacağız. Dandik oyuncakları olan kaç tane dergi varsa hepsini alacak ve o saçma sapan dergileri çöpe gömeceğiz ama büyük temizlikte. Çünkü büyük temizlik olana kadar belki resimlerine bakar diye evde umut yığınları halinde bekleteceğiz. Dergiyi aldıktan iki saat sonra dergiden çıkan oyuncaktan sıkılan çocuk bu kez en zararlısından bir cips isteyip içindeki oyuncağı için tutturmaya, vermezseniz de ağlamaya başlayacak. Cipsini yerken televizyonun karşısına geçen çocuk sadece ve sadece bu alışveriş merkezlerine gidileceğini duyunca yerinden kalkacak. Oraya gidince de muhakkak en pahalı oyuncak dükkânına uğranılacak. Oradan mek domaltslara, oradan oyun merkezine ve gösterime girdiyse bir çocuk filmine. En büyüğünden pop kornlar, çikolatalar, çükü poplar... Çocuk filmi yoksa günün ortasında döt gibi sokaklarda çocuk için organizasyon düşüneceğiz. Neyse ki aynı paniği yaşayan bir başkası ya sizi arayacak ya siz onu, 'maksat çocuklar eğlensin' konsepti için birinin evinde buluşacaksınız. O ev dağınıklıktan tarumar olacak ama kimsenin umurunda olmayacak bu; çocuklar sizi rahat bırakıp bir köşede birbirinin boğazını sıkacak, ara sıra gidip 'Aaa, güzel güzel anlaşsanıza' gibi şeyler söyleyeceksiniz. Siz yetişkinler her zaman diyalog halinde olmayacaksınız zaten, pek az olan ortak konular bitince tarafların gözleri dalacak, ancak çocuklar birbirlerini şikayete geldiklerinde üşengeç üşengeç şikayet etmemelerini söyleyeceksiniz. Dışardaysa yağmur yağmaya devam edecek, bu basık kış havası öyle bir uykunuzu getirecek ki, bir atı bile uyuyabileceksiniz. Gözleriniz bütün bunaklığınızla kapanacak, sizse uyumamak için çaba sarfedip bu çabanın sonunda sadece yorulup daha çok uyumak isteyeceksiniz. Çocuklar bunu farkettikleri anda başınızdan ayrılmayıp sürekli şikayet etmeye başlayacaklar. Çocuk milleti bu; yalnız kalmak isteyen ebeveyne böyle yardım eder; kapris yapacak, ağlayacak, depresyona çok benzeyen kış bezginliğini geçirmek için her türlü psikolojik baskıyı uygulayacak. Sonunda çocuklu arkadaşınızdan da, çocuğundan da nefret ederek ortamdan ayrılacaksınız ya da onlar gidecek. Eve döneceksiniz, çocuk en iyi ihtimalle odasında ya da salondaki masada resim yapacak, evde çıt çıkmayacak, siz de kanepenin üzerinde belki uyuyamayacaksınız ama kış sineği gibi de oradan kalkamayacaksınız. Sonra çocuk resmini göstermek için yanınıza gelecek, gözleriniz kapalıysa ince parmaklarıyla göz kapaklarınızı açma oyunu başlatacak, bu da o uyuşuklukta masaj gibi gelip hoşunuza gidecek, saçınızı da kaşıması için onu teşvik edip en bezgin sesiniz ve son konuşmanız gibi bir hisle kuaförcülük oynamayı teklif edeceksiniz. Çocuk koşarak banyodan tarağı getirecek ve kafanıza takır takır vurarak saçınızı yolacak ama ayağa kalkıp hayata karışmaktansa bu acıyı masaj olarak alma kararı alacaksınız. Sabahtan beri neden evde böyle uyuşukluk yapmadığınız ve o aptal alışveriş merkezlerine gittiğiniz için içinizi derin bir pişmanlık saracak ama bu da size ders olmayacak. O miskinlik üzerinizden geçip de hafifçe bir palazlandığınızda ilk işiniz yine oralara gidip taksite girmek olacak. Ve biiiir koca ömür böylece geçip gidecek. Hatta gitmiş bile olabilir.