Korkağın tekiyim, var mı?!

Geçen gün iki kız arkadaşla karşıya geçiyordum. Birinci köprüden. Şehnaz birden bağırmaya başladı "Şuraya bakın, şuraya bakın" diye. Baktık. Köprü işçileri onarım yapıyordu.

Geçen gün iki kız arkadaşla karşıya geçiyordum. Birinci köprüden. Şehnaz birden bağırmaya başladı "Şuraya bakın, şuraya bakın" diye. Baktık. Köprü işçileri onarım yapıyordu. Daha dikkatli bakınca köprüde çalışanların uzun saçlı, bazıları rasta, janti güneş gözlüklü, süper manitalar olduklarını gördük. Üstelik üzerlerinde de gayet işçi kıyafetleri vardı. Basbayağı Amerikan filmlerinden çıkıp alevli patlamayı da arkalarına almış, yavaş çekim, artistik bir havadaydılar.
Sonra radyodan "Kızlar, eğer köprüden geçip de bu arkadaşlara laf atmazsanız adam değilsiniz" diye anons yaptım. Onların arkadaşları da dinliyormuş meğer; "Onlar dağcı gençlerimiz" diye mesaj geldi sonra. Ben de "Gurban olam o dağlara" türküsünü onlara ithafen şeyettim. Ertesi gün de dağcı kardeşlerimizden mail geldi. Meğer bu arkadaşlar 'Highworks' diye bir grupmuş. Yükseklerde yapılamayacak işleri yapıyorlarmış. Birkaç aydır köprüde çalışıyorlarmış ama geçen gün işleri bittiği için yarısı dağlara koşmuş. Fotoğraflarını gazeteye basmayı teklif ettim ama köprüden izin almaları gerekiyormuş, bir başka bahara kaldı artık.
Yükseklik merakı olanları hiç anlamam. Keza banci campik yapanları da. İki metreden aşağı bakınca başım gözüm döner, fenalık geçiririm. Daha geçen gün 100. kata fırladığım bir asansör kâbusu gördüm. Yüksekten çok korkuyorum. Midem dönüyor, daha düşüp ölmeden kalpten ölecekmişim gibi geliyor.
Böyle bir insan çeşidi var; erkekli, kızlı, bambaşka bir hayat görüşü olan. Paraşütle atlıyorlar, yamaç paraşütü yapıyorlar, çivi gibi dağlara tırmanıyorlar. Memo benim gibi ödlek olmasın diye çok uğraştım. Yükseğe çıkınca ses etmedim, hatta onu teşvik bile ettim. Böcek gördüğünde korkmasın diye tüylerim diken diken olduğu halde "Ah canııım, ne tatlı böcük" diyerek onları (uzaktan) sevdim, elinde bana sevdirmek için getirdiği örümceklerin, böceklerin çığlığını kalbime gömdüm, sırf çocuk korkmasın diye ses etmedim. Fakat bir gece yazlık mekânlardan birinde daha fazla dayanamadım ve uzun metraj rezalet filmimi çektim: Şeftali böceği diye çok çirkin bir böcek var, bilirsiniz belki. Hem çok kocaman, hem de bütün haşmetiyle uçuyor. Yani en sevimli halleri, tehlikeli bir durumda osurmaları. Düşünün artık...
Bir akşam Memo yaşıtlarıyla evin önünde sokakta oynuyordu ve bir de baktım ki sokak lambalarının oraya bir şeftali böceği düşmüş ve onun üzerine basmaya çalışıyorlar, ellerine alıyorlar. Perspektiften dolayı küçük görünen o böceklere zarar vermesinler, zehirlidir, fazla haşır neşir olmasınlar diye yanlarına koştum fakat bir de ne göreyim: Işığa gelen böcekler patır patır yağmur gibi yere yağıyor, kocamanlar ve kulağınızın dibinde o korkunç vızırtıyı çıkarıyorlar. Çoluk çocuğun yanında bütün yazlığı da ayağa kaldırarak korkunç çığlıklar atmaya başladım, herkes balkonlardan beni seyrediyor ve Memo, tüm çocuklar ve bütün yazlık mekân, kahkahalarla bana gülüyor. Bense üzerime düşmesinler, düşerlerse de üzerimden yere dökülsünler diye yerimde zıplamaya başladım. Sokak lambalarının altından geçip eve de gidemiyordum, yerimde de kalamıyordum. Sadece zıplayarak çıkarabildiğim en yüksek sesle çığlık atıyordum. Memo da eve girmiyor, gece oldu 11, yanlarına da gidemiyorum, Memo da anladı benim böcekten korktuğumu, ne zaman eve çağırsam, elim kadar böceği eline alıp uzaktan gülerek bana doğru uzatıyor.
Çocuk milleti birbirine çok acımasız ama annelerine yaptıkları acımasızlık çok daha beter. Ölmeyeceklerini kendilerine ispat etmek için o kadar hor kullanıyorlar ki. Ben ölümlüyüm abi. Yüksekten korkarım, böcekten korkarım, banci campikten, yamaç paraşütünden korkarım, Boğaz Köprüsü'nden korkarım, denize girmeyi sevmem, köpekbalığından, çarpan balığından korkarım. Korkağın tekiyim. Var mı lan? Yok. Ühü ühü ühü...