Küçük burjuvaların Batı yavşaklığı

Nefessiz konuşan bir arkadaşımın, nefessiz konuşan eski kocası dün arayıp nefessiz konuşarak gevrek sesiyle (ki daha telefonu ben açmadan konuşmaya başlamıştı bile) "Ayçiaa, şu Fazıl Say'a bir destek verelim, son derece haklı bu çocuk, herkes üstüne gidiyor,

Nefessiz konuşan bir arkadaşımın, nefessiz konuşan eski kocası dün arayıp nefessiz konuşarak gevrek sesiyle (ki daha telefonu ben açmadan konuşmaya başlamıştı bile) “Ayçiaa, şu Fazıl Say’a bir destek verelim, son derece haklı bu çocuk, herkes üstüne gidiyor, zaten memleket elden gidiyor, artık şu arabeskçilere haddini bildirme zamanı gelmiştir, ben çok üzülüyorum Fazıl Say gibi büyük bir sanatçıya yüklenilmesine” diye devam etti. Sonra defalarca sözlerine ekledi.
Aslında demeyecektim çünkü devamını dinlemeye üşenecektim ama dedim: Dedim ki, “E senelerce zaten yasaktı ya arabesk, gene geldi aynı yere be ya?” dedim en sevdiğim muhacir aksanımla. Aslında demesem daha iyi olurdu çünkü arabesk karşıtları o kadar sabit fikirli insanlardır ki, bunu senelerce televizyonlarda ‘arabesk iyi midir, kötü müdür’ tartışmalarında artık istifra derecesinde öyle iyi anladık ki, gene nerden çıktı bu tarihi geçmiş mesele ya!
Şimdi sinirlenmeden, sakince, nefessiz konuşan arkadaşımın nefessiz konuşan eski kocasının da isteği üzerine Fazıl Say’a hak verelim: Bundan böyle kahvehanelerde klasik müzik dinlensin, çaycılara tayt giydirilsin. Bundan böyle mahalle düğünlerinde bale yapılsın. Türküler de yasaklansın hatta. O arabesklerin içinde hiç de beğenmedikleri davullar, zurnalar kırılsın, yakılsın. Ziller, cümbüşler çalanlar, gırtlak nağmeleri çıkaranlar hapse atılsın, gerekirse asılsın. Bürokratlara kenarları lüleli beyaz peruklar taktırılsın. Sucular ve tüpçüler en bariton sesleriyle bağırsın, kalaycılar lirik soprano tadında seslensin. Köylere dükler, düşesler getirilsin, baron ve baroneslerimiz de olsun. (Zaten o konuda çok zayıfız.)
Ne yani, bizleri ulu Batı medeniyetinden uzaklaştıran ve rönesanstan beri savurduğumuz fırfırlı tuvaletlerimizi ayaklarımıza dolayan bu mendebur kültür yok olsun. Hatta isimlerimiz de Batılı hale gelsin. Fazıl Arapça bir isim; Ferdinand olsun. Bütün ‘Arabesk’ isimler Batılılarıyla yer değiştirsin. Zaten bu neden daha önce düşünülmemişti ki.
Aslında son yıllarda düşünülüyor. Çocuklarının isimlerini öyle acaip koyanlar var ki, son duyduğun amorf isimle ‘herhalde bundan böyle hiç şaşırmam’ derken yine öyle acaip bir isim duyuyorsun ki, yine şaşırıyorsun, yine şaşırıyorsun. Maksat, yabancı gibi bir his yaratmak. On dakikalığına da olsa. ‘Nerelisiniz sorusuna kadar.” O on dakikalık his her şeye bedel.
Ama mesela aynı adlı kimseler, evlerine ‘Arabesk bilmem ne’ler çok moda diye gidip desenleri bilmem ne, varakları mistik ‘Arap geceleri fiyonkları’ satın alıyorlar bilmem kaç bin liralara. O zaman olur. İçinden değil dışından bir izlenimci gözüyle değerlendirmek, tercih eden olmak, daha özgür kılıyor, zengin hissettiriyor, arkadaş toplantılarında daha çok boş konuşma konusu yaratıyor.
Bu küçük burjuvaların batı yavşaklığı da beni çok utandırıyor.
Hele geçenlerde süper bir ortamda bulundum. Aralarında İngilizce konuşan küçük burjuvalar bir yandan referandumu tartışıyor, bir yandan da klasik müzik dinliyorlardı. Artık arabesk karşıtı olmak demek çünkü politik bir duruş haline gelmiş; sadece bununla pek çok şeyi bir arada yapabiliyorsun: Dinciliğin önüne geçiyorsun, Kürtlüğü yok ediyorsun. Mükemmel beyazlığa bu kısa yoldan varabiliyorsun. Ama ortamda bu konuları konuşan herkesin adı Arapça. Ne bileyim, Muammer, Necdet, Ayşe, İrem, vs. Topunun adı Arapça. E şimdi ne yapacağız?
Bu tıpkı Kuntakinte’nin koşa koşa gidip “Baba ya, benim adımı Con yapsak ya” demesi gibi.
Aslında içlerinde bir akşamlığına durunca komik oluyor, sonradan sevdiğin arkadaşlarla dedikodusunu yaparken çok gülünüyor ama onlar bir ömür devam etsin istiyor, bu da beni ürkütüyor. Çünkü aynı espriye aynı şekilde gülebilemezsin.