O köy bizim köyümüzdür

Bildiğiniz gibi değil; bu aralar son derece marjinal yabançı çevrelere giriyorum. Üstelik insanların abarttığı gibi...

Bildiğiniz gibi değil; bu aralar son derece marjinal yabançı çevrelere giriyorum. Üstelik insanların abarttığı gibi “Bir dil bir insan, iki dil iki insan” da değilmiş. Dinleme bozukluğu olduğu için sıfır dille gayetle de güzel anlaşıyorum, Allah sizi inandırsın, pirezınt pörfekte bile ihtiyaç duymuyorum. Öeeyle takılıyorum. Hem ilişkiler “Hello, havar yu” düzeyindeyse, herhangi bir derinine sohbet ortamı da yoksa herkes birbirini seviyor, nazik davranıyor. Çünkü memleketi nereden olursa olsun, arada bir dil oluşunca otomatikman anlaşmazlık, husumet, ön ve arka olmak üzere çeşitli yargılar da beraberinde geliyor.
Şimdi bütün bu iletişim yükünü omuzlarında taşıyan bizim bilader dedi ki “Hocam, dedi, arkadaş eski İtalya konsolosu, bizi kahve içmeye çağırıyor.” “E iyi gaaari” dedim ve gittik. Orada benim medyada çalıştığımı ve sanıyorum az konuştuğum için ciddi biri olduğumu sandığı için sevinçle elimize bir kitap verdi ve kitabı övdü de övdü.
Yazarı Marta Ottaviani 1976 doğumlu bir İtalyan. Modern edebiyat okumuş. 2005 yılında Dışişleri bakanlığının verdiği bir bursla Türkiye’ye gelmiş, burada iki yıl öğrenci yurdunda kalmış.
Amacı, Türk insanını anlamak, Türkiye hakkında bilgi sahibi olmak ve bununla ilgili bir kitap hazırlamak-mış.
Marta Ottaviani “Cose Da Turchi” kitabında (ki İtalyanca “Türk gibi alengirli işler çevirmek” manasına gelen bir deyime de değdirmişmiş,) Türk insanını özetle “Sen ne yaparsan yap, Türk insanı seçimini kendi yapar. Türkleri sen seçemezsin, onlar seni seçer. Hoşlarına gitmek için ne yaparsan yap, bu, çabalarının mükafatlandırılacağı anlamına gelmez, hatta ters tepme ihtimali de yüksek olur” demiş.
Sonradan bu çeviriyi yapan bizim biladerle bunun kırsal kesim insanı için son derece doğru olduğunu konuştuk. Kırsal kesim insanı seni görür ve daha ilk dakikada notunu verir. İşini sonraya bırakmaz. Onlar gibi giyinmiyorsan, hareketlerinde en ufak bir yapmacıklık varsa, aşırı hareketler gösteriyorsan, hatta sana aralarında bir de lakap takarlar. Bunu senin kalbini kırmadan yaparlar. Haberin olmaz. Yüksek bir mizah anlayışıyla seni derhal ötekileştirip, kendini ifade etmen için özgür ortamı sağlarlar. Onlardan olmaman koşuluyla. Sana aralarından biri özenir de seninle arkadaşlık kurmak isterse, ki zaten o kimse de onlardan olduğu halde çoktan dışlandığı için seninle bir birlik kurmak istediği için sana yanaşmıştır, ikinizi de hafiften deli yerine koyarlar.
Ancak şehirli insanda durum, kitabın aksine bu şekilde değildir, diye konuştuk bizim biladerle. Onlar Avrupalı tarafından seçilmek ister. Değer verilsin ister, onlardan biri gibi görülmek ister. Hatta bütün ömrünü bu amaç uğruna şaaparlar. Hatta bir Avrupalı ona “Sen hiç Türk’e benzemiyorsun” dediği zaman zevkten saçları dalgalanır.
Şehirli ile kırsal arasındaki uçurum ne kadar daha yükselirse, politik muammalar da o kadar içinden çıkılamayacak bir hal alacak. Belki bu uçurum birilerinin hoşuna gidiyordur, işine geliyordur, orasını bilemem ama kırsal kesim insanı Süleyman Demirel lisanına çok iyi uyum göstermişti. Mizah anlayışı yüksekti, onları eğlendiriyordu, köyün babacan, işini bilen, altın dişli ağası gibiydi, basit ve anlaşılır konuşuyordu. Baykal hiç halkın dilini konuşamadı, bilmiyordu, kendini entel ve ilerici sanıyordu. Kılıçdaroğlu da şimdi espri filan yapmaya çalışıyor, eski Yiğidoğlan deyimleriyle artık çoktan televizyonlarla dizileştirilmiş halka, sıkıldıkları ve test edilip bir ekmek çıkmayan dili kullanmaya çalışıyor. Tayyip Erdoğan deyince de nedense turkuvaz rengi orlon süveterli, yüzü gülmez, espri sevmez Orta Anadolu insanı geliyor aklıma. Soğanları satıp köye dönen, kendi köyünün kaavesinden olmak koşuluyla halk ozanlarını dinleyen, kahvede de pek öyle sevilmeyen, hiçbir gün kimseye çay ısmarlamayan, kendisine yapılan espriye gülmeyen kırsal kesim insanı. Çünkü aslında Tayyip Erdoğan, o kahvede kendisini sevmeyen ağzı bol kalabalığa dersini verecek hayallerindeki rol modeli. (Oysa sevmediği esprileri yapıp onu dışlayanın da aynı şekilde rol modeli.)
Ve tüm ‘Evet’ler o kahveden çıkacak. Bir de o kahvedeki adamın yıllardır dışlandığını gözlemleyen diyelim ki o köyden ev alıp yazları giden entel kesimden.
Ve sen o adama istediğin kadar kendini sevdirmeye çalış, İtalyan hanım kızımızın da dediği gibi, ters tepecektir.