Russo pedagojisi

Geçen haftaki 'Çocuk yetiştirmek belimi büktü' yazımızı sanırım biraz o anın da etkisiyle fazla hicran dolu yazmışım, çevremdeki bütün insanseverler harekete geçip çözüm önerilerinde bulundu, sağ olsunlar.

Geçen haftaki 'Çocuk yetiştirmek belimi büktü' yazımızı sanırım biraz o anın da etkisiyle fazla hicran dolu yazmışım, çevremdeki bütün insanseverler harekete geçip çözüm önerilerinde bulundu, sağ olsunlar. Öncelikle pedagogun eve gelip 'kural yastığı'nı öğretmesi, feci kriz anlarındaki tıkanmayı önledi. Bunun dışında her şey yavaş yavaş gelişiyor. Mesela 'kararlı olmalısın' lafını ben abartarak emir kipleriyle kullanıyordum, Memo uygulamaya başladığım gün dönüp, "Çok kabasın" dedi. İkinci emir kipli ses tonumda da "Bana emir veremezsin, ben senin hizmetçin değilim"e geçti. O anda gelen vahiyle, "Senin bir şeyi ağlayarak tutturman da emir Memo, sen de emir veremezsin" dedim, biraz durup bana baktı.
Memo'nun anaokulunun sahibi, aynı zamanda psikolog Serpil, "Ona hislerinden bahset" demişti. Kitapçıda 'Karamazov Kardeşler'in bütün ciltlerini alırken (hehheh) içinden oyuncak çıktığı için daha önce de aldığımız o aptal derginin aynı sayısını bir kez daha almam için akıl almaz çığlıklar atmaya başladı. Herkes dönüp baktı. Ona tazyikli bir 'Şşşşşşşş'in ardından, "Beni çok utandırdın Memo, lütfen benimle bir süre konuşma" dedim ve nasıl olduysa, sustu! Yani Memo'yu tanısanız, susmayacağını bilirdiniz.
Son zamanlarda annemden nefret etmeye başladı. Onun eline bile dokunmasını istemiyor. Sofrada yanına oturmuyor, odasının yanından nefesini tutup koşarak geçiyor. Annem de tribe girip, "Ben temiz kadınımdır, artık günde üç-dört kez yıkanmaya başladım, bütün gün parfüm sıkmaktan burnum düşecek, nedir bu ya, büyü mü yaptılar acaba çocuğa?" diyor. Benden gizli, mesela sofrada annemin gözünün içine bakarak burnunu tıkıyormuş, annem gülerek anlatıyor sonradan. Velhasıl Serpil, annem yaşlı olduğundan, öleceğinden korktuğu için ona bağlanmak istememesinden kaynaklandığını, hiç üstüne düşmememiz gerektiğini söyledi. Fakat işin komiği, Memo kitapçıda onca kitabın arasından (okuma yazması yok, dikkatinizi çekerim) bir kitap çekti: Marquez'in 'İyi kalpli Erendıra ile İNSAFSIZ BÜYÜKANNESİNİN İNANILMAZ VE ACIKLI ÖYKÜSÜ!' Annemle birbirimize bakakaldık. Çıkarken bir baktım ki annem kitabı almış. "Bir şey anlatmaya çalışıyor bu çocuk bana" dedi, derhal hüzünlendim.
Çocuk büyütünce torunlarla uğraşması mı var? Bu iş hiç bitmeyecek mi?
Dün eve geldiğimde yoklardı, ışıkları açıp annemle Memo'nun eve gelmelerini bekledim. Derken Memo'nun apartmanın içinde yankılanarak üç kata çıkan gıcırdamasını duydum. Yine memnuniyetsiz geliyordu eve. Dizleri ters bükey yapmış (o dizleri nasıl arkaya bükebiliyor anlamıyorum) mızırdıyordu. Evde üç paket olduğu halde yenisini aldırmaya çalıştığı bir şeyi aldıramadığı için gıcırdıyormuş. Odasına gidip kapıyı gümbürdeterek kapattı. Bir süre sonra yanına gidip serzenişle, "Aman be Memoo, yani bir gün seninle şöyle sofrada arkadaşlık yapamayacak mıyız? Büyümeni bekledim ki sohbet edebilelim diye ama sen sürekli ağladığın için bir türlü konuşamıyoruz" dedim, mutfağa gittim. Biraz sonra yanıma gelip sohbete başladı.
Bu 'sorun bendeymiş'e 'bis' yapmaya doyamıyorum. Onu hep bebek gibi sevdiğim için şahsiyetini arıyor, gün gibi ortada. Artık ona olan öpücük hasretime taş basıp içimden ısırmam, öpmem gerek. Ve bu, o kadar zor ki!
Bu arada, Jan Jak Russo'nun 1944 basımı bir pedagoji kitabını buldum. Dili ağdalı ve sayfaları Memo'nun deyimiyle 'samsarı' ama anladığım kadarıyla şöyle diyor: "Çocuğa iyi ve kötüyü sözle öğretmeye çalışmayın, gösterin. Her şeye 'hayır' demeyin ama bir şeye 'hayır' dediniz mi bir daha katiyen dönmeyin. Çocuk bu 'hayır'ın demirden kale olduğunu bilsin, birkaç kez toslayıp yıkamayacağını anlasın. Sakın size vurduğunda gülmeyin, eline fazlasıyle vurun, vuramayacağını ciddi olarak anlasın. Su istediğinde, kucakta bebek bile olsa, onu suya yaklaştırın, ayağına götürmeyin. Kriz zamanlarında, bir şeyi şiddet gösterip kırdığında erdem dersi vermeyin, sadece dialog kurmayın. Muhakeme yeteneğini kendisi edinmeli, sözlerle anlatmayın, ezbere dayatmayın. Ve asla özür diletmeyin. Çünkü çocuk kötülük yapmanın ne olduğunu bilmez, onu suçlu ve ezik büyütmeyin. Ona fazla kelimelerle bir şey anlatmayın, zamanından önce büyük laflar etmesin, çocuk kalmış doktor, büyüyememiş mühendistense, yaramazlık yapıp saçma hayaller anlatan çocuk çok daha sağlıklıdır" diyor.
Bu, daha pedagoji ilmi ortaya çıkmadan yazılmış bir kitap. "Bırakın çocuklarınız çocuklarla büyüsün, oyunlar oynasın. Eğer büyük olması gerekseydi, tabiat 'çocukluk' diye bir evre koymazdı" diyor Rosso, pardon, Russo.
Yağız'ın annesi sabah onu bize bıraktı ve şu an ikisi birlikte çizgi film izliyor. Biraz sonra gidip zart diye teveyi kapatacağım, bunun için bana dua edin (Demin içeriye 'Beş dakka sonra televizyonu kapatıyorum' diye seslendim, ikisi de çok kararlı bir sesle 'HAYIR' diye bağırdı, çok korkuyorum!)