Sardunyalar

Şimdi saydım, tam dört aydır üç gece dışarı çıkmışım ve Memo'dan başka da hiçbir şey kalmamış hayatımda. Fikrine ehemmiyet verdiğim çok yakın/az yakın/uzak ama yakın/yakın ama uzak sevdiklerim, yakında delireceğimi, Sana'ya mektup yazarak beni yılın annesi seçtireceklerini söylediler, bu gidişle.

Şimdi saydım, tam dört aydır üç gece dışarı çıkmışım ve Memo'dan başka da hiçbir şey kalmamış hayatımda. Fikrine ehemmiyet verdiğim çok yakın/az yakın/uzak ama yakın/yakın ama uzak sevdiklerim, yakında delireceğimi, Sana'ya mektup yazarak beni yılın annesi seçtireceklerini söylediler, bu gidişle. Zaten geçen sabah kahvaltıda "Memo'cum ben gazeteye senin arada yaramazlık yaptığını, derslerini yapmadığını filan yazıyorum ama komik bir şekilde ve abartarak. Sence yazayım mı?" dedim, yüzüme baktı ve "Neden yazıyorsun ki? Yazmasana" dedi. Evet bundan böyle Memo ile ilgili mahrem konulara girmek kendisi tarafından yasaklanmış bulunuyor. Yazım hayatıma artık tek başıma devam etmek zorundayım. Çok korkuyorum. Günün birinde Kaan Sezyum gibi Bülent Ersoy hayranı olmaktan korkuyorum.
Bu arada demin Memo'yu okula götürdüm (Bu yazıları hafta içi yazıyoruz ya, ondan) ve sınıfa girer girmez diğer veliler Memo ve Yağız'ın her teneffüs yerlerde deliler gibi dövüştüğünü, dört kadın ayırmaya çalıştığını ama başaramadıklarını söyledi, Yağız'ın annesi de oradaydı ve aramızda soğuk rüzgârlar esti. Memo'nun bu kadar kavga etmesine rağmen en sevdiği arkadaşı Yağız. Anaokulunda da en çok onu severdi, tesadüf aynı sınıfa düştüler. Yağız kendi kendine okumayı öğrendi, annesi test yaptırdı, üztün zekâlı çıktı. Beyazıt'taki Üstün Zekalılar Okulu'na götürecekti ama çok uzak geldi, vs, mahalle mektebine gitmeye başladı. Bu arada Memo'yu geçen hafta götürdüğüm Prof Ümit Davaslıgil, bu üstün zekâlılar okulunun kurulmasını sağlayan ve şu anda okulun eğitimini denetleyen kişi çıktı tesadüfen. Ülkemizde bu okuldan başka bir üstün zekâlı okulu olmadığını, bir-iki girişim yapıldığını ama şu anda tam anlamıyla üstün zekâlıları eğitecek bir okulun bulunmadığını, Ümit Hanım Memo'yu test ederken içerideki doçentlerinden öğrendim.
Beyazıt'taki okulda da hem normal hem üstün zekâlılara eğitim veriliyor. Bu arada, üstün zekâ olayı bambaşka bir boyutmuş: İki yaşlarında filan bile kendi kendine okumayı öğrenirlermiş. 'Galiba benim çocuğum üstün zekâlı' demekle öngörülebilecek bir durum değil anladığım kadarıyla. Bambaşka bir olay. Kafadan bilmem kaç haneli sayıları toplama, çarpma, bölme filan yapabiliyorlar bir yaştan sonra. Bizimkiler 'zeki ama çalışması lazım'lardan. Tıpkı bizim gibi. Şu anda içim rahat. Memo üstün zekâlı değil ama normalden zeki. Pek çoğumuzun çocukları gibi. Eğer dikkat eksikliklerini düzeltebilirsek çok daha fazla yükseltilebiliyor zekâ. Şimdi diyelim ki üstün zekâlı bir çocuğunuz var; ne halt edeceksiniz? Hiçbir şey. Onu okullara dayayacaksınız, şansı varsa (Tamamen şansla ilgili) iyi bir öğretmen düşecek, merak etmeyi, araştırmayı, sorgulamayı öğrenecek. Değilse, okuldan nefret edecek. Sadece okuldan mı, hayır tabiyatıynan, öğrenmekten, sorgulamaktan, ait olmaktan, beklemekten, sebattan, bir işi sonuna kadar götürmekten, bütün bunlardan nefret edecek ve aklıma gelmeyen pek çok yan dallardan. Bizim gibi. 'Bizim' diyorum, çünkü bu yazıları okuyan normal bir insan olduğunu sanmıyorum, varsa da okuma manyaklığındandır, ne olursa olsun okuma alışkanlığındandır.
İşte böyle; ağabeyim ilkokula başladığında bizimkiler uzun süre Kanada'da takılmışlar, bir gün annemi okula çağırmışlar, annem de yine şikayet var diye korka korka okula gitmiş ki, dört kişilik bir sınıfa oturtmuşlar abimi. Üstün zekâ çıkmış, dört öğrenciyi diğer öğrencilere çaktırmadan özel eğitime almışlar (Mahalle okulunda oluyor bu, dikkatinizi çekerim).
Benim derdim üstün zekâ değil, olanın körelmemesi. Şu anda eminim biiir dolu süper zekâ çocuk sıkıla sıkıla sınıflarda oturup 'Bu saçmalık sona erse de, eve gidip televizyon seyredip hayatı şenlendirsek' diye düşünüyordur. Okulda bir tek ilgi çekici kelime dönmüyordur eminim. İşin garibi, bu Beyazıt'taki okulda üstün zekâlı çocuklarla okuyan diğer öğrencilerin zekâları çok yükselmiş. Düşünsenize, kadınlar bir arada fazla vakit geçirince muayyen günleri bile denk gelmeye başlıyor; hem çocuk daha saydam ve geçirgen, hem de beyin çok daha alış veriş halinde bir organizma. Bu sabah kalktığımda balkondaki pembe sardunyaların yanına sonradan ekilen beyaz sardunyaları gördüm, açmışlardı. İşin en heyecan verici yanı, aynı saksıya yan yana ekildikleri için pembe sardunyalarn yapraklarının yarısı beyazlaşmıştı. Beyazların da pembe.