Sülale hattı

Zavallı yılımın, zavallı bir haftalık tatilinden canlı olarak bildiriyorum. Tabii 'canlı'dan ne anladığınıza bağlı...

Zavallı yılımın, zavallı bir haftalık tatilinden canlı olarak bildiriyorum. Tabii 'canlı'dan ne anladığınıza bağlı... Şöyle söyleyeyim; Memo sayılara takmış durumda ve tatil için anneannesiyle kaldığı Akçay- Altınoluk sülale hattına geldiğimde, Memo'yu dedelerden birini beriye almış sayı sayarken yakaladım. Ben geldiğimde 1274'deydi (birer birer saymaktan bahsediyorum.) Bütün gün sayıyormuş. Acaba 'saygı' kavramı mı karıştı çocuğun!
Dedeler son derece sabırlı; o sayıyor, onlar perçinliyor. Yollardaki bütün plakalar okunuyor, her adımda eve kaç metre kaldı, havuza, deniz kenarına kaç metre kaldı, gökyüzüne kaç kilometre vardır, bu kelebek kaçla gidiyordur, bir kulaç kaç metredir, bu araba, bu ev, bu oda kaç yaşında, bu ağaçlar kaç kilometre hızla uzuyor, NEDEN, NEDEN, NEDEN... 'Atam izindeyiz ama Memo çok soru soruyor, bu izinden ben bir şey anlamadım' kabilinden haykırışlarla bezemek istiyorum semalarımızı ama yutuyorum. Çünkü Memo iyi niyetle ve çoğu zaman hava atmak için sayıyor; dolayısıyla sinirlenirsem bana daha pahalıya patlayacak. Zaten ondan daha mantıklı olduğumuzu/ konuştuğumuzu kim söyleyebilir!
Memo yaklaşık iki aydır, ben İstanbul'dayken annem ve yüzlerce teyzemle burada kaldı. Tıpkı fil aileleri gibi; fil yavrularına da teyzeleri, halaları, amcaları, dedeleri bakar ya, Memo da iki adım öteye bile fillerle birlikte gidiyor. Hatta bu yazıyı yazarken çaktırmadan pencereden görüyorum: Bahçede iki fil teyze Memo'yu arasına almış 'Bunu yiyip çok pazu sahibi olabilirsin' diye pazarlama taktikleri uyguluyor. Memo bunu yemesi durumunda ne kadar hızlı koşabileceğini soruyor, fil teyzeler de ormandaki hızlı hayvanlardan örnekler veriyorlar. Tatilimin nadir sakin dakikalarından birini yaşarken, yazıyı yavaş yavaş yazarak kafa dinlemeye çalışıyorum. Çocuklar çikolata çabuk bitmesin diye yavaş yavaş yer ya, aynen öyle. Çünkü bu yazı biter bitmez analitik hayat beni bekliyor olacak.
Denizde ve havuzda dikkat ettim, okula henüz başlamamış, Memo yaşındaki çocuklar oynuyor ve yanlarında da sadece anneleri var. Birkaçıyla sohbet etme imkânımız oldu, onlar da çalışıyorlarmış ve yıllık izinleri için gelmişler. Babalar yok ortada. Çocuğa bütün gün anneler bakıyor ama tatili babalar yapıyor; ikisi de çalıştığı halde. Bu annelerin tercihi değildir, sanmıyorum. Çünkü kaç ailede kavga gördüysem, hepsi 'Şu çocukla biraz ilgilen' başlıklı hepsi. Böyle bir sistem geliştirilmiş: 'Babalar sıkılır.' Geçenlerde bir kız arkadaşıma evlenmeyi düşündüğü çocuk "Çocuk yaparsak bütün gün ilgileneceğimi sanma. Babalar sıkılır, erkeklerin doğasında yok bu" demiş. Bu erkeklerin doğası neymiş, anlamış değilim. Doğada da durum böyleymiş; erkek aslan avlanmaya gidermiş, anne de bebeklere bakarmış. Hele bir de böyle doğadan moğadan aptal aptal örnekler vermiyorlar mı... Hepsi aslan olmuş anasını satayım; daha sırtlan olanına rastlamadım. Ayrıyeten dişi aslanlar gider avlanır, önce erkek aslanı doyurur (o da hazır avı ökkküz gibi yer). Neymiş, yeleleri varmış; sonra da garibim kadıncağız yavruları doyurur.
Babalar sıkılırmış! E, anneler de çalışıyor? Aynı saatlerde evden çıkılıyor, çalışılıp aynı saatlerde eve dönülüyor. Babalar babayı sıkılıyor, onlar düpedüz üşeniyor. Çünkü sıkılmak bir efor sonucu oluşur, bir sürecin sonunda sıkılabilirsin. Yanaklardan iş almak, öpmek, ısırmak, iki kel boğuşmak filan, babalar bütün olayı bu sanıyor. Polaroid güreşler, çocukların soru ve sohbetlerine abartılı ve dinlemeden verilen cevaplar, 'Bir an önce bitse de çocuğu anaya dayasak' alt metinli görev tamamlamalar, kavgalarda 'Ben baba olarak görevlerimi yerine getiriyorum, sen kendine bak, çocuğu azarlamaktan, ağzına yemekleri tıkmaktan başka ne annelik yapıyorsun ki!' diye bas bas bağırmak için hepsi. Çocuk bunu yemiyor tabii. Kendinizden düşünün; çocukken sizinle ilgileneni, sizi seveni anlamaz mıydınız? Çocukluk riyakârlığından ötürü çocuk bunu yermiş gibi yapıp size ilgi gösterse de yemiyorlar. Çocuk kendisiyle ilgileneni, seveni yakinen biliyor. İnsan sevilip sevilmediğini anlamaz mı ya!
Deniz kenarı, yorgunluktan avurtları çökmüş kadınlarla dolu. Bunların yıllık izni senede bir ya da iki hafta. Bu kadarcık zamanda da çocuklarla mı uğraşsınlar, kendilerini mi dinlendirsinler. Bir mangaldır gidiyor. Erkekler akşamüstü mangal yandığı zaman bir şişiniyorlar, bir şişiniyorlar, güvercin gibi mangalın etrafında dört dönüyorlar. Bahçede mangal yellemekle erk sağlanmıyor.
Eyvah! Memo buraya doğru geliyor. Hemen yazımızı bitirmemiz gerekiyor. Bu yazı her baba için geçerli değildir ama geçerli olanları ilgililer çok yakından tanıyordur. Onları böyle kabullenmeli mi, yoksa çıngar mı çıkarmalı. Çıngar çıkarınca evde huzursuzluk ve mutsuz bir çocuktan başka bir şey olmuyor. Galiba bunun için sabırlı bir planlama gerekiyor. Erkeklerin hep övündükleri o saflıklarını punduna getirip üfleye üfleye bu işi çözmekten ve asla sinirlenmemekten başka çare yok galiba. Kendim için söylüyorsam namerdim.
Şimdi isterseniz matrak teyzemin Memo için yazdığı şarkıyla yazımızı noktalayalım: "Filler arasında seni bensiz gören olmuş."