Suya sabuna dokunmamak

Hrant Dink'i kaybettiğimiz gün tesadüfen Ankara'dan en son Ermeni Konferansı için gelen annemin arkadaşı Ülkü teyze gelmiş, İnsan Hakları Vakfı'nın işkenceye karşı başlatacakları yeni kampanyaları için çalışmalarını anlatıyordu.

Hrant Dink'i kaybettiğimiz gün tesadüfen Ankara'dan en son Ermeni Konferansı için gelen annemin arkadaşı Ülkü teyze gelmiş, İnsan Hakları Vakfı'nın işkenceye karşı başlatacakları yeni kampanyaları için çalışmalarını anlatıyordu. Öğlenine Hrant Dink'i kaybettiğimiz acı haberi geldi, Ülkü teyze akşama Ankara'ya dönme planını erteledi. Allak bullak olmuştu. Muhtemelen bu kampanya için onunla da görüşecekti çünkü Hrant Dink de bütün insanlığın haklarını savunanlardandı. Çalıştığım radyo Ntv binasında; oraya gittim; herkes sus pus olmuştu. Bütün binada sadece haber spikerinin sesi çınlıyordu. Ebru'nun (Çapa) yüzü gülmüyordu, gözşeri şişti. Bütün ağır başlı, neşeli, celalli, çeşitli enteller kıpkırmızı olmuş televizyona bakıyorlardı. Ama çıt çıkmıyordu. Hepsi bir şekilde şahsen tanıyorlardı Dink'i. Olmadığını hissettiğin andı. Olsan n'olur, olmasan n'olurdu. Pek çoğu bunu hissediyordu besbelli. İş işten geçmişti. Suçlular gene aynı suçlulardı; aynı sahneler yıllarca hep aynı şekilde, benzer faillerce yapılmıştı. Delikanlılıkları delikızlıkları o dönemlere gelen savaşçılar artık yılmış, konuşmaya halleri kalmamıştı. Bir tek televizyonun sesi vardı. Tıpkı büyük depremde olduğu gibi. Hepimiz 2007 depremine bakıyorduk. Bu kez ölen bir tek kişiydi.
Aynı akşam annemin bir başka sol duyulu arkadaşı bize geldi. Korktum. Hrant Dink'le ilgili beni ve benim gibi cahilleri sorguya çekecek diye korktum. Ama bu gece ılımlıydı. Onu Helsinki İnsan Hakları Derneği'nde tanımış. Son derece ciddi bir ifade ile "çok zarif bir adamdı" dedi.
Bütün hafta evde Hrant Dink ismi anıldı. Memo da onun ismini andı. Televizyonda, gazetelerin altında yatarken onu gördü, biz de saklamadık, bazı gerçeklikler vardır, saklamak suçtur çünkü; ara ara dizlerine vuran annemi görüp "Hrant Dink'i kötü adamlar mı öldürdü" deyip durdu. "Cehalet öldürdü" dedi annem. "O ne demek" dedi. Dönüp beni gösterecekler diye çok korktum. Çok fena üstüme alınmıştım. Sanki bu cinayette parmağım varmış gibi bir histi bu. Hrant Dink'le, Ermeni meselesiyle ilgili bilgilerim kulaktan dolmadan ibaretti. Herkes utanç duydu bu hafta. Memleket utanıyordu. Benim utancım Milli bir utanç değil de, bütün bu olup bitenler başka bir yerde yaşanıyormuş gibi şimdiye kadar yaşadığım hayattaydı. Bu da hepsinden beter bir histi.
Dün gece Memo ateşlendi. 39'a çıktı. Benim yazı işi gecikti. Bu sabah kahvaltı masasında oturmuş sessizce yazımı yazmaya başlayacakken annem "Hrant Dink'le ilgili mi yazıyorsun" dedi. "Ben ne anlarım abi" dedim. "Memo hastalandı, bir de vergi iade zarfları işkencesinden bahsetmeyi düşünüyorum" dedim, son derece küçümser bir ifade ile "suya sabuna bu kadar dokunmamak, pisliktir evladım" dedi.
Bu kadar. Diyecek lafım yok. Utanıyorum. Bir de bu sabah Memo iştahsız olduğu için "anne hatırı, baba hatırı" diyerek iki lokma fazla yedi. Cenazeyle aynı güne denk geldiği için televizyondan duyup "bunu da Hrant Dink'in hatırı için yiyorum" deyip anlatılamayacak tüy dikelmelerine sebep oldu.
Hepimizin başı sağolsun. Çocuklarımız bilinçli olsun. Benim gibi, bu yazıyı üstüne alınanlar gibi veya Trabzon'da şu anda çocukları için yanan ana babalar gibi olmasın.
Bundan sonra bütün gazeteleri okuyacağım. Bundan sonra bissürü kitap okuyacağım. Bundan sonra acıdan korunmak için bilgiden kaçmayacağım. Çünkü insan böyleyken çok daha geniş çaplı üzüntü yaşıyormuş. Harbiden yaşıyormuş.