Teşebbüs hakkı

Çocukluğumdan beri kış girer girmez ellerim öyle bir çatlar ki, zımpara gibi olur. Denemediğim yöntem kalmamıştı. Norveçli balıkçıların ayak kremlerini bile sürmüştüm ellerime, her tür parafin, sunta cilası, şimendifer freni, stratosfer tozu, atmosfer gazı, karafatma semeri, hepsini denedim, kâr etmedi.

Çocukluğumdan beri kış girer girmez ellerim öyle bir çatlar ki, zımpara gibi olur. Denemediğim yöntem kalmamıştı. Norveçli balıkçıların ayak kremlerini bile sürmüştüm ellerime, her tür parafin, sunta cilası, şimendifer freni, stratosfer tozu, atmosfer gazı, karafatma semeri, hepsini denedim, kâr etmedi. Ta ki eczaneye bu sorunumu anlatana dek. Bunca senelik problemim bir tek kremle iki sürüşte geçti. Hem de bu iki sürüşle iki haftadır ellerim pamuk gibi. Kremimiz, yerli malı haftasıyla da alakalı olarak, yerli bir marka: Lapitak!
Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, bu krem fabrikasından herhangi bir kârım, herhangi bir çıkarım olamaz. Diyelim ki 100 kutu hediye yolladılar, ne işime yarar ki, zaten iki sürüşte problemim geçti. Fikrim hür, vicdanım hür, artı, hür doğdum hür yaşarım. Bu satırları yazdığımın farkında bile olmayacaklardır eminim ama yazasım geldi.
35 yıldır bu topraklarda yaşıyorum ve ilk kez aldığım bir şeyden memnun kaldım. Bir de son zamanlarda Doktor Ötker'in kakaolu turtasını yapıyorum, çok lezzetli. Yapması çok kolay, yemesi muazzam. Hem çocuğunuz da sizi kek yapan filan bir anne gibi görüyor, okuldan gelince iftiharla sunabiliyorsunuz, üstelik evde huzurlu bir vanilya kokusu kol geziyor.
Düşünebiliyor musunuz, bunca yıllık Türk'üm, ilk kez kendimi kazıklanmış hissetmiyorum. Çok mutluyum. Ayrıca bu Lapitak'ın ayak kremlerini de köylü topuğu gibi olmuş topuklarınıza sürüp kentsoylu görüntüsü verebilirsiniz emektar topuklarınıza.
Ülkemizde mükemmel şeyler de oluyor sizin anlayacağınız. Ben umutluyum; kremle başlar, turtayla devam eder ve sonunda demokrasiye kadar varır bu işin sonu. Umut önemli bir olgu. Bu bir olgu değil mi? 'Olmagı'lara o kadar alıştım ki, olgular olunca mutlu oluyorum.
Bu krem, Lapitak, hayatımda öyle bir yer tutuyor ki, herkese çılgınlar gibi anlatasım, ülkemiz çok iyi yerlere gelecek diye gökyüzüne haykırasım geliyor. Geçenlerde annemin Ankara'dan son derece sol duyulu bir arkadaşı geldi (Bunu biz çok solcu bir aileyizdir, bilseniz ne kadar assholezade bir aile üyesiyim diye anlatmıyorum, bilakis, annemle sürekli düşünce ayrılıklarından dolayı birbirlerine girerler, sosyo-kültürel vaziyet bizde biraz karışık, anlatmaya betimlemem yetmez, beni aşar).
Annemin arkadaşı Ülkü akşamüstü ayağını kırmış, uzatmış yatıyordu. Sonra haberler başladı. Dünya İnsan Hakları Günü müymüş, neymiş. Adamın biri çıktı televizyona (hani o hep birbirine benzeyen ve Ziraat Bankası Genel Müdürü gibi olan adamlardan) meğer o insan haklarıyla ilgili konuşma yetkisi olan hükümet birşeysiymiş, adını hatırlamıyorum. Adam süper ruhsuz bir ifadeyle "Bu ülkede tabii ki insan hakları vardır, insanlarımızın teşebbüs hakkı vardır" deyince annemle Ülkü gülmeye başladı.
Neden güldüklerini sorduğumda "Teşebbüs hakkımız varmış, öyle dedi, ona gülüyoruz" dediler. Ben bunu yine sıkıcı bir terim olarak otomatiğe aldığımdan anlamadım, "Ee, neresi komik?" dedim. Bir süre sessiz kalıp gözlerini kırpıştırdılar (konuyu nasıl idrak ettirebiliriz kabilinden, artniyetsiz bir göz kırpıştırmaydı bu) ve "Yani teşebbüs hakkımız varmış Ayça, teşebbüs... Yani biz şöyle yorumluyoruz: Yaşamaya teşebbüs hakkın var, eleştiriye, sesini çıkarmaya teşebbüs etme hakkın var. Hele bir teşebbüs et, hahhahh..." dediler. Onlara ülkeyle ilgili gereksiz yere umutsuz olduklarını anlatabilmek için koşa koşa banyoya gidip Lapitak'ı aldım ve mucizevi bir krem olduğunu, yerli malı olduğunu ve iki günde ellerimdeki çatlakları giderdiğini anlattım. Ülkü "Evet, ben de ayak kremini kullandım, çok iyi geldi Ayça" dedi ve daha fazla tezahürat beklediğimi görünce sıkıntılı bir tonla yenilgiyi kabullenip "Evet, hem de iki kez sürdüm ve bir daha gerek kalmadı, çok iyi geldi" dedi.
Sevinç içinde banyoya tekrar götürdüm kremi. Artık onlara da ülkemizin çok daha iyiye gittiğini anlatmıştım. İki kişinin hayatını kurtarmıştım. Umutları kırılmış iki vatandaşımızı silkeleyip kendine getirmiştim. Bugün Lapitak, yarın Doktor Ötker, öbür gün diğerleri. Hayat sonsuz bir yolculuk değerli okur. Çocuklarımızın çocukları bu ülkede iyi şeyler görecekler, buna eminim. Eller de dil gibi bir ifade organı. Anlatmak istediklerimizi sadece dilimizle değil, ellerimizle de anlatabiliriz. Bu ülkede ifade özgürlüğünün olmamasındaki baş sebeplerden birinin ellerdeki çatlaklar olduğunu düşünüyorum. Ama artık Lapitak sayesinde herkesin elleri cillop gibi olacak ve ifade özgürlüğü bu ülkenin olmazsa olmazlarından olacak. Hepinizin geçmiş insan hakları günü ve halihazırda kurban bayramı kutlu olsun.