Vicdansızlar!

Biraz önce annem, Memo ve teyzem üçlemesini İzmir'e yolcu ettim. Yaklaşık 15-20 gün kalacaklar. Oradan Ege beldelerine bahar tatili yapmaya gidecekler. Memo benden ayrılacağına hiç üzülmedi. Oysa bu bizim ilk ayrılığımız. Altı yıldır ilk. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.

Biraz önce annem, Memo ve teyzem üçlemesini İzmir'e yolcu ettim. Yaklaşık 15-20 gün kalacaklar. Oradan Ege beldelerine bahar tatili yapmaya gidecekler. Memo benden ayrılacağına hiç üzülmedi. Oysa bu bizim ilk ayrılığımız. Altı yıldır ilk. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Düşünsenize, altı yıldır ilk kez yalnız kalıyorum. Hem garip bir hüzün, hem de garip bir heyecan var içimde. Anne-babası yazlığa giden liseliler gibi hissediyorum. 55 yaşlarında Fuat diye bir arkadaşım vardı. Komikti, kanka mahiyetinde bir kardeşimdi. İşi yoktu ve ressam olduğunu iddia ederdi ama Fuat'ın resimlerinden ressam olamayacağını anlamak için çöp adam bile çizmeye gerek yoktu. Bu Fuat, kız arkadaşlarımla hep sevişmek isterdi. Kart zamparaydı bir de üstüne hemi de. Bir gün beni arayıp heyecanla "Ayça, annemler yazlığa gitti, arkadaşlarını topla da parti verelim" dedi. Nedense onun o heyecanı, 55 yaşının post ergenliği yıllardır ara ara aklıma gelir, gülerim: "Annemler yazlığa gitti, arkadaşlarını topla da parti yapalım". Yıllar sonra tekrar görüştüğümüzde öğrendim ki anne babacığı ölmüş. Parti yapacak arkadaşı da olmadığı için yaşlanmaya çalışıyor miras kalan iki oda bir salon evinde. Hem genç, teknocu bir ruhun olacak, hem bunu değerlendirmek için ortamın, çevren olmayacak; çok fena bir durum. Ama insan kendine her durumda bir sebep buluyor neyse ki.
Şimdi, ev bomboş. Ne yapsam acaba... Uzun bir süre bu. Memo doğmadan önceki hayatımın anksiyete bozukluğu bastı dört bir yanımı. Amaçsız, anlamsız...
Dün gece Memo'yu yatağına yatırdığımda ona ayrılık hüznüyle erdemsel bir konuşma yapmak istedim. Bir arkadaşı dövüş kursuna gidiyormuş, "İstersen seni de gönderelim" dedim, "Hayır, ben koşu kursuna gitmek istiyorum" dedi. "Koşunun kursu olmuyor ama sana bir antrenör hoca buluruz" dedim, "Yarışlara da katılır mıyım?" dedi, "Tabii ki katılırsın" dedim. "En hızlı koşarsam ne olur?" diye sordu, "O zaman en hızlı koşmuş olursun" dedim. "Nasıl en hızlı koşulur?" dedi. "Eğer isteyerek çalışırsan her şey olur Memo'cum. Bir şeyi severek yaparsan çalışmaktan sıkılmazsın" dedim ve süper bir Suna Tanaltay topuna girip "Hayatta en önemli şey sevgidir Memo'cum" dedim. Hayretle bana dönüp "Peki ya koşmak?" diye ünledi. Zaten mesajımın klişesinden tam utanıyordum ki bu soru beni kendime getirdi. "Eüüvv, tabii ki koşu her şeyden önemlidir Memo, ziktir et, sevgi de neymiş, koşu varken aabii" dedim, bu kez de güldü.
Benim gibi işgüzar ana babalar yüzünden bu kavramlar ezberletiliyor, buna eminim. Kelimeyle kavram mı öğretilirmiş! Sen kalk çocuğunu o kadar uzun süre İzmir'lere yolla, sonra sevgiden söz aç. Nasıl vicdansız bir insanım ki oğlumu İzmir'e yolluyorum ve üstüne bir de içimden "Yaşasın, 15 gün özgürüm" diye düşünüyorum! Çocuk yapınca bütün kavramlar değişiyormuş zaten; boşuna hayatımız kavram kargaşasıyla geçmiş. Mesela özgürlük... Çocuğun olunca ne kadar tutsak olursan o kadar özgür hissediyorsun, o kadar için rahat oluyor. Ne kadar çocukla oynarsan, anlamsız sohbetlere özveriyle katılır, sonunda akşam olup da çocuk uyuyunca ve artık senin de pestilin çıkıp göz altların mosmor olup yatağa kendini dar atarsan, o kadar özgür ve rahat hissediyorsun. Vicdan azabı olmadan yaşamak en büyük özgürlükmüş; bunu yeni anlıyorum. Ve bu azapla yaşayan öyle çok insan var ki, hayyyrrret ediyorum. Nasıl yaşıyorlar, kendilerine rahat edecekleri haklı sebepleri nasıl ve nerden bulabiliyorlar, uykuya nasıl dalıyorlar, rüyalarıyla nasıl başedebiliyorlar? (Memo'ya erdem dersi sökmedi şansımı bir de sizde deneyeyim dedim.)
Taaam taaam, konuyu saptırmayalım :P
İzmir'de oturan teyzem de annem kadar internet delisi. Mesela annem kendi odasında okey oynarken teyzem de salonda oynuyor oluyor ve arada bir annem fırtına gibi salona koşup teyzemle kavga ediyor, meğer odadan odaya okey döndürüyorlarmış, teyzem kuralı bozuyormuş filan, abimin karısı kendi evlerinde üçüncü, İzmir'de yaşayan öbür teyzem de okeyin dördüncüsü. Süper bir iletişim ortamından kalkıp bu dörtlü İzmir'de buluşuyorlar. "İşin sonu hayır ola" duasına durdum çünkü sabahın yedisinde kalkıp İzmir'e iki lap top gider mi, onu hesaplıyorlardı. İki de çocuk var yanlarında; aç kalırlar mı, balkondan sarkarlar mı, bunun endişesini yaşıyorum. Her biri odaya kapanıp okey oynuyor ve çocuklar evde aç, susuz, Etiyopyalı çocuklar gibi sevgisizlikten karınları şişmiş, ağlıyorlar. Bu arada İstanbul'da vahşi ve vicdansız bir anne özgürlüğün tadını çıkarmaya çalışıyor! Bizim taraftan manzara bu şekil.