Yalnızlar matinesi

Dün gece, bizim o tarafta Bülent Ortaçgil küçük ama temiz bir yerde şarkı söyledi. Fenerbahçe'de. Memo'nun doğduğu semtte, Corner Stone diye bi yerde. Oraya gittik.

Dün gece, bizim o tarafta Bülent Ortaçgil küçük ama temiz bir yerde şarkı söyledi. Fenerbahçe'de. Memo'nun doğduğu semtte, Corner Stone diye bi yerde. Oraya gittik.
Çocuklu bir arkadaşım haber etti, ben de çocuklu bir başka arkadaşıma haber ettim.
Memo uyuduktan sonra gitmeye niyetlendim çünkü konser on buçukta. O zamana kadar beş kez uyur. Ne gerek var arıza çıkarmaya...
Fakat çocuk milleti bu, eşofmanın üzerine giydiğiniz farklı bir kazaktan bile işkilleniyorlar. Sekiz buçukta devrilen Memo, saat dokuz buçuk oldu hâlâ masal istiyor. Şu anda çıkmam gerek bu yüzden "Hayır, yat uyu artık" dersem sesim agresif olacak. Evde oturuyor olsam bunu söylerim rahatlıkla, şimdi söylersem rezonans farkına uyanır, ağlar, işler uzar. Ben de daha hızlı olması için hızlı koşan tavşan ile üçkâğıtçı köstebek hikâyesini anlatıyorum ki çabuk bitsin. Tık yok. İyi geceler öpücüğü ile odadan ayrılıyorum. Koridordan içeri doğru yürürken gözlerimi kısmış "Çağırma beni" diyorum içimden ve Memo "Anne, bakar mısın" diyor. Sakince geri dönüyorum uygun adım, "Evet Memocum?" diyorum, "Yüz bin en büyük müdür?" diye soruyor." Ciddice "Ee, hayır Memo'cum, yüz binden daha büyük sayılar da vardır" diyorum ve geçiştirmiş olmamak için "Mesela iki yüz bin, üç yüz bin" diyorum. "Yüz bin tane yarasa bu eve sığar mı?" diyor. "Bu çok fazla bir sayı Memo, sığmaz" diyorum. (O teneşire giresice Batman yüzünden oluyor bunlar.) Memo bu kez "Yüz bin yıl geçse ne olur?" diyor. "Çok yıl geçmiş olur" diyorum. "Peki bugün ayın yüz bini olsaydı ne olurdu?" diyor ve ben sesimi farkında olmadan yükselterek "Memo'cum bilmiyorum yaa, ayın yüz bini olmaz ki" diyorum, bu kez yüzüme bakarak yüzünü buruşturuyor ve içli içli ağlamaya başlıyor. Hay senin deee, konsere gidecek olanın daaa, çağıranın daaa... Bu kez vicdanım rahat. Herkesin haklı olduğu yerdeyim. "Memo'cum, bazen çocukların sorduğu sorulara cevap bulamaz büyükler, buralarda sesleri yükselir, sen alınma olur mu" diyorum ve bu kez de burnunu silerek "O zaman yarasaların beyni nasıl oluyor, onu anlat" diyor. Saat ona on var. "Çok küçük Memo" diyorum. "Ne kadar küçük?" diyor, "Oldukça küçük" diyorum. "Fare kadar mı?" "Ayynen öyle. Yarın internetten yarasa resimlerine bakalım seninle." "Ben hiç gerçek yarasa görmedim" diyerek demin içinde kalan hüznü akıtmak için yine içli içli ağlıyor. "Şu anda internetler kapanmıştır Memo'cum, yarın sabah bakarız." Ağlıyor. Şimdi ve şu anda olsun istiyor. Derhal! Yog yeeee...
Kafasını okşuyorum, Memo'cum, abicim, sayın abim, etme gitme, bu saatte... Kurbanın olam... Elimi itiyor, "Seni bir daha hiç sevmiycem" diyor. "Sen sevme, ben seni hep sevicem."
"Sen de sevme. Ben seni bu kadar seviyorum" deyip yarım kol açıyor. "E iyi gene" diyorum, bu kez daraltıyor, ayağa kalkıyor, duvarda küçücük bir yer gösterip "Ben seni bu kadar seviyorum" diyor. "E Memo hiç yoktan iyidir, zamanla benim sevgimi gördükçe tekrar büyür." "Küstüm" diyor, sonra "Küstüm ne demek?" diye soruyor. "Bir daha hiç seninle konuşmayacağım demek" diyorum, bu kez çok fena oluyor, bana sarılıyor, yanaklarımı okşuyor, öpüşüyoruz, sarılıyoruz, gözleri ufak ufak kapanmaya başlıyor. Olay iki saatte tatlıya bağlanıyor. "Memo'cum bakkal kapanmadan bakkala gitmem lazım" diyorum. Ne alacağımı sorarsa diye onu da düşündüm. Şeker diyemem, uykusu kaçar, sigara diyemem bilinçaltına yazılır uyku zamanı, kahve derim diye planlıyorum. Sormuyor. Anneme seslenip en doğal halimle "Bakkaldan bir şey lazım mı" diyorum, "Hayır" diyor. Ona bakkala değil de dışarı çıktığımı söylemiyorum, bu kez fısıltı olur, herif şüphelenir. Çıkıyorum evden, ayakkabılarımı da kapının dışında giyiyorum.
Bu ne yaaa! Anneme babama, hiçbir sevgilime vermediğim tavizi küçücük velete veriyorum! Evden bakkala diye çıkıp geri dönmüyorum, annem bunu fark etmiyor bile. Bilgisayar oyununda hâlâ...
Bülent Ortaçgil'e gidiyoruz. İşin komiği, çocukları olan iki arkadaşım da evden bakkala diye çıkmışlar. Ortak vicdan azaplarını, ortak işkenceleri yaşadığımız ve yaşamayanın bilemeyeceği bu durumu birlikte Bülent Ortaçgil dinleyerek atlatmaya çalışıyoruz ve arkadaşım yüreğimi burkan bir şey söylüyor: "Sevgisizlikten ölüyorum. Bazen kızıma yalvarıyorum, gel bana sarıl, beni öp, sev beni diye" derken Bülent Ortaçgil de dalga geçer gibi "Oyuna devam" diyor, herkes evlere dağılıyor. 27 Ocak'ta yine orada, içinize dokunacak. Şahane ekibi Gürol Ağırbaş, Cem Aksel ve adını kaçırdığım piyanistleriyle. Türkiye'nin en güzel ve gerçek sözleriyle. Bir de biz, çocuklu yalnızlar için şarkılar yazsa. Yalnızlar matinesi yapsa...