1919 Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtler

"Erzurum, Sivas kongrelerinde ve TBMM'de Kürtler vardı, dolayısıyla Kürtler uluslararası sözleşmelerde dile getirilen kendi kaderini tayin hakkını Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşama yönünde kullandılar" demek mümkün mü?

Geçen hafta 1919-1920 Sevr sürecinde, çeşitli Kürt çevrelerinin izlediği siyasaları anlatmıştım. Bu yazıda eksik kalan parçayı da şimdi tamamlıyorum. Bu parça, bugün Türk milliyetçilerinin, ‘Kürtler Erzurum ve Sivas kongrelerine ve TBMM’ye katılarak ‘Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nı (kısaca KKTH) Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma yolunda kullandılar” diyenlere cevap olacaktır diye umuyorum. (KKTH için ayrıntılı bilgi şu iki yazımda: 1) http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/uluslarin-kendi-kaderini-tayin-hakki-ve-kurtler-1150829/ ve 2) http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/ozerklik-aciklamasi-yapmak-suc-mudur-1433084/ )

ERZURUM KONGRESİNİ KİMLER ÖRGÜTLEDİ?

Tam adıyla Vilayat-ı Şarkiye Kongresi ya da tarih kitaplarında yer aldığı şekliyle Erzurum Kongresi’ni örgütleyen ve katılan delegelerin ağırlıklı çoğunluğu Erzurum'daki Vilayat-ı Şarkıyye-i Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin yöneticisi, üyesi veya taraftarlarıydı. Cemiyetin başlıca amaçları: 1. Ermeni tehlikesine karşı ulusal sınırlar içindeki toprakları savunmak; 2. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (KTC ) örgütlenerek gelişmesine karşı çıkarak tedbir almaktı. Kongreyi örgütleyenlerden Cevad (Dursunoğlu), ancak 1946’da kaleme aldığı Milli Mücadele’de Erzurum adlı hatıratında  “Kongreye katılan gençler, Türkçü ve Batıcı, bu açıdan Ziya Gökalp’çiydiler. Hepimiz onun manevi öğrencisiydik. Fikir gıdamızı Yeni Mecmua’dan almıştık…’’ diye yazmıştı. Cevad Bey’e göre o günlerde Erzurum’da toplanan Türk aydınlarının en büyük endişesi Seyid Abdülkadir’in lideri olduğu Kürt Teali Cemiyeti’nin, (kuruluşu 1908) Şark vilayetlerinde meydana getirilmesine çalışılan birliği bozmasıydı.

MUSTAFA KEMAL’E RAĞMEN KONGRE

Mustafa Kemal’in başlangıçta bu kongreye sıcak bakmadığını biliyoruz. Çünkü kendisi 22 Haziran 1919 tarihinde kendi kaleme aldığı Amasya Tamimi ile Sivas’ta bir kongre yapılacağını ilan etmişti. Ancak Doğu vilayetlerindeki İttihatçılar ellerini çabuk tutmuşlar ve Erzurum’da bir kongre için çalışmalara başlamışlardı. Nitekim Kazım Karabekir’in Dahiliye Nezareti’ne çektiği telgrafta durum şöyle özetlenir: “…Kongre, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey henüz İstanbul’da iken ve hatta burada isimleri bile duyulmamışken, büyük ve kanlı tehlikelerin meydana geleceğini muhakkak sayan Şark Vilayetleri halkının karar ve teşebbüsleriyle gerçekleşmiştir.”

 

Kazım Karabekir’in “büyük ve kanlı tehlikeler” derken kastettiği Ermeni tehlikesi idi. Nitekim tertip heyetinin Van, Bitlis, Mamuretülaziz (bugün Elazığ), Sivas ve Erzincan vilayetlerine gönderdiği yazıda bunun altı çiziliyordu: “Şark vilayetlerinin Ermeni idaresine terk edileceğine dair kat’i emareler ortaya çıktı. İslam tarihi için kara sahifeler hazırlanmaktadır. Vilayat-ı Şarkiye baştan başa bir Müslüman memleketi ve İslam geleceğinin kapısı olduğundan ve bu vilayetlerimiz kan, din, tarih kardeşi olan Kürt ve Türk’ün namus ve hamiyetine mevdu bulunduğundan, bugün bize teveccüh eden dini ve tarihi vazife pek büyük ve pek mukaddestir.”

ERZURUM’A DAVET EDİLEN KÜRTLER

Ancak, Türk milliyetçilerinin bu endişesini Kürt milliyetçilerinin bir bölümü paylaşmayacaktı. Nitekim Cevad Dursunoğlu, Süleyman Nazif başkanlığındaki bir heyetin, kongreye davet etmek için görüştüğü Kürt heyetinin (kimler olduğunu söylemiyor ama muhtemelen Kürt Teali Cemiyeti  üyeleri) “Vilayat-ı Şarkiye-i Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti’nin hiçbir kavmi ayrılık gütmeksizin bütün vilayet halklarını içine alabilecekleri yolundaki ifadelerini sessizce dinledikten sonra görüşecek hiçbir şeyleri olmadığını, İtilaf Devletleri’nin kendilerine her yardımı yapacaklarını ve bizim kendi başımızın çaresine bakmamızı tavsiye ederek konuşmayı kestiklerini” yazacaktı hatıratında.

Erzurum Kongresi’nin düzenleyicilerinden Süleyman Necati (Güneri) ise olayların sıcaklığında tuttuğu günlüğüne şöyle yazmıştı: “Heyet-i merkeziye, Kürtlerin muhterem ve faziletli bir siması olan Cibranlı Miralay Halid Bey’e bir mektup yazdı, kongreye davet etti. Halid Bey gayet vatanperverane bir cevapla kendisinin ve Kürd aşiretlerinin Erzurum’a merbut olduğunu ve kararlarımızı şimdiden kabul ettiklerini yazıyor ve bazı mazeretleri dolayısıyla mes’ud toplantımızda bulunamayacaklarını beyan ediyordu. Şu suretle Erzurum [Kongresi] geniş bir muhitte mukteda ve vekil tanınmıştı.”

Bu iki paragrafın özetini yaparsak, Osmanlı üst kimliği altında özerklik yanlısı olduklarını bildiğimiz Kürt Teali Cemiyeti üyeleri kongreyi düzenleyenlere açıktan karşı çıkmadan, “bizim yolumuz ayrı” mesajını veriyorlardı. Bağımsız Kürdistan peşindeki Bedirhanîler ise çoktan yurtdışına çıkmışlardı.

MUSTAFA KEMAL’E ERZURUM’A VARIYOR

O günlerde Erzurumlu İttihatçıların oldubittisine itiraz edecek gücü olmayan 25 Mayıs'ta Samsun'dan ayrı Merzifon, Havza, Amasya, Tokat, Sivas ve Erzincan yoluyla Erzurum’a doğru giderken unvanı Üçüncü Ordu Müfettişi olarak değişmişti. Yanında Eski Bahriye Nazırı General Rauf Bey, Üçüncü Ordu Müfettişi Kurmay Başkanı Manastırlı Kurmay Albay Kâzım (Dirik), Üçüncü Ordu Müfettiş Erkânı Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede), Harp İstihbarat Şube Müdürü Dr. İbrahim Tâlî (Öngören), Üçüncü Ordu Müfettişi Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Eski İzmit Mutasarrıfı İbrahim Süreyya (Yiğit), Yüzbaşı Cevad Abbas (Gürer) ve daha küçük rütbeli askerler vardı.

Yolculuk sırasında Dahiliye Nezareti tarafından “büyük bir asker olmakla beraber zamanın siyasetine o derece vakıf olmadığı için, fıtr-ı hamiyet ve gayretine rağmen yeni memuriyetinde asla başarılı olamadı” denilerek Dokuzuncu Ordu Müfettişliğinden azledilmişti ancak ortada henüz bir padişah iradesi yoktu. Bu yüzden olsa gerek, Mustafa Kemal 3 Temmuz 1919 günü Erzurum’a vardığında üzerinde hem ‘Mirliva’ (Paşa) giysisi ve padişahın yaveri olduğunu gösteren kordonla madalya vardı. Dahiliye Nezareti bunun üzerine 8 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in azline dair bir padişah iradesi çıkarttı. Mustafa Kemal İstanbul’dan ve Erzurum’daki delegelerden gelen baskılara dayanamayarak, 9 Temmuz günü İstanbul’a, “memuriyetine son verildiğine dair irade-i seniyeyi aldığını, Saltanat ve Hilafet ve Hükümet’in daha fazla baskıya maruz kalmaması için askerlik görevinden istifa ettiğini” bildirdi. Ardından kongerede Erzurum’u temsil edecek delegelerden Cevat (Dursunoğlu) ve emekli Binbaşı Kazım beyler istifa etti, yerlerine Mustafa Kemal ve Rauf beyler atandı.

(Mustafa Kemal ve Rauf Bey Erzurum’da)

 

ERMENİ OKULUNDA AÇILIŞ TÖRENİ 

Aslında kongrenin Rumi Takvim'e göre II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 10 Temmuz 1324’e atfen, 10 Temmuz 1919 günü toplanması planlanmıştı fakat delegelerin bir bölümünün Erzurum’a ulaşamaması yüzünden, aynı olayın Miladi Takvim’deki karşılığı olan 23 Temmuz 1908’e atfen 23 Temmuz günü toplanıldı. Kilise Mahallesi'nde Ermenilerden kalma külliyenin bir bölümünü oluşturan Sultani Mektebi’nde yapılan kongreye Türklerin ağırlıklı olduğu Erzurum Vilayeti’nden 24 (bazı kaynaklara göre 26) kişi, Sivas Vilayeti’nden 12 (bazı kaynaklara göre 10) kişi, Trabzon Vilayeti’nden 18 (bazı kaynaklara göre 16) kişi katılırken, Kürtlerin ağırlıklı olduğu Bitlis Vilayeti'nden dört kişi, Van Vilayeti’nden iki kişi katılmıştı. Toplam sayı, çeşitli kaynaklara göre 57 ila 62 arasında idi. Kongreye katılanlardan 33’ü (bazı kaynaklara göre 53’ü) İttihatçı, ikisi Hürriyet ve İtilafçı idi. Delegelerin 22’si Kürt asıllıydı ama Kürtleri temsil etmiyorlardı. Aksine, İttihatçıların Türkçülük ideolojisini benimsemiş kimselerdi.

KONGREDE HANGİ KÜRTLER YOKTU?

Öte yandan, Kongre’ye Alevi (Kızılbaş) Kürtlerin yurdu olan Dersim Vilayeti’nden kimse seçilmemiş ve katılmamıştı. Yine ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Elaziz’den katılacak Dr. Nazım Bey ve dört arkadaşı ile Mardin’den katılacak Dr. Necati (Beşkardeş), Sırrı Efendizade Ali ve Mütevellizade Hüseyin Hüsnü, Elaziz’e kadar gelmişlerse de İstanbul’un adamı Elaziz Valisi Ali Galib tarafından kongreye yetişmeleri engellenmişti. Diyarbakır’dan seçilen üyeleri ise (kaç kişi oldukları bilinmiyor) Diyarbakır Valisi engellemişti.

 

(Kongrenin toplandığı Sultani Mektebi)

 

KAZIM KARABEKİR’İN TUTUMU

Mustafa Kemal kongrenin açış konuşmasında ‘Ermeni tehlikesini’ vurgulayan bir konuşma yaptı. 29 Temmuz 1919 tarihinde İstanbul’dan Mustafa Kemal’in tutuklanmasına ilişkin emir  15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir’e tebliğ edildi. Kazım Karabekir, tevkifatı yapmak bir yana, "Ben ve Kolordum emrinizdeyiz. Bundan sonra dahi ne emirleriniz varsa uymayı bir şeref bilirim," demesi Mustafa Kemal’in hayatında tarihi bir dönüm noktası oluşturdu.

‘OSMANLI VATANDAŞLIĞI’, ‘İSLAM KARDEŞLİĞİ’ VURGUSU

Böylece Kürt milliyetçiliğinin temsilcileri olmadan toplanan Erzurum Kongresi’nin 7 Ağustos 1919 tarihli Beyanname’nin bir çeşit ‘Osmanlı vatandaşlığı’ tarifi yapılan 1. Maddesi şöyleydi: “Trabzon Vilayeti ve Canik Sancağı ile Vilayat-ı Şarkiye adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Van, Bitlis vilayetleri ve bu saha içindeki bağımsız sancaklar hiçbir sebep ve bahane ile yekdiğerinden ve Osmanlı camiasından ayrılmak imkanı tasavvur edilemeyen bir bütündür. Saadet ve felakette tam ortaklığı kabul eder ve mukadderatı hakkında aynı maksadı hedef alır. Bu sahada yaşayan bütün İslami unsurlar yekdiğerine karşı karşılıklı bir fedakarlık hissiyle dolu ve ırki ve toplumsal vaziyetlerine riayetkar, öz kardeşlerdir.”

Bu maddedeki ‘Osmanlı camiası’, ‘İslami unsurlar’, ‘özkardeşler’ gibi ifadelerle 2. Madde’de geçen “Saltanat ve Hilafet makamının korunması” hedefi günümüz Türk milliyetçilerinin hala tam olarak kavrayamadığı Misak-ı Millî söylemiyle çok benzeşiyordu. (Misak-ı Milli hakkında bilgi için: Okumak için tıklayın

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINA VURGU

Konumuz itibariyle önemli olan beyannamenin 8. Maddesi’nde (sadeleştirilmiş dille) “Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin ettiği bu tarihî çağda, Merkezî Hükümetimizin de, milletin iradesine uyması zorunludur. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükümetin kendiliğinden alacağı kararlara, milletçe itaat edilmeyeceği gibi; bu kararların, dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı, şimdiye kadar bu yoldaki davranışların olumsuz sonuçlarıyla ispatlanmıştır. Bu nedenlerle, milletimizin, içinde bunaldığı sıkıntı ve tasalardan kurtulmak çarelerine kendiliğinden başvurmasına lüzum kalmadan, Merkezî Hükümetimizin, Millet Meclisi'ni vakit kaybetmeksizin hemen toplaması ve böylece yurt ve milletin kaderi hakkında alacağı bütün kararları, Millet Meclisi'nin onayına ve denetimine sunması zorunludur” denilerek deyim yerindeyse Kürtlere ‘havuç’ uzatılıyordu. Bu madde aynı zamanda Wilson’un 14 İlkesi’ne ve dolayısıyla ABD’ye de bir selamdı.

SİVAS KONGRESI’NDE KÜRT TEMSİLİ

Erzurum Kongresi’nin bitiminden iki gün sonra İstanbul’dan Mustafa Kemal’in askerlikten ihraç edildiğine ve fahri yaverlik dahil tüm rütbe ve nişanlarının geri alındığına dair padişah iradesi yayımlandı. Sivas’a gitmek üzere Erzurum’da seçilen 8 kişilik ‘Heyet-i Temsiliye’ şu üyelerden oluşmuştu: Mustafa Kemal; Hüseyin Rauf Bey (Eski Bahriye Nazırı), Hoca Raif Efendi (Eski Erzurum Milletvekili), İzzet Bey (Eski Trabzon Milletvekili), Servet Bey (Eski Trabzon Milletvekili), Ahmet Fevzi Efendi (Erzincan’da Nakşî Şeyhi), Sadullah Efendi (Eski Bitlis milletvekili), Hacı Musa Bey (Mutki Aşiret Reisi). Bu sekiz kişiden son beşi, Erzurum Kongresi’ne delege olarak bile katılmamışlardı.

Trabzonlu delegeler o günlerde Millî Mücadele’ye katılmak yerine özerk bir Trabzon oluşumu peşinde koşan Trabzonluları ikna etmek için seçilmişti Kürt delegeler ise Türk-Kürt ittifakı görünümünü pekiştirmek için listeye yazılmışlardı.

MUTKİLİ HACI MUSA VE DİĞERLERİ

Mustafa Kemal’in Erzurum’a özel olarak davet ettiği Mutkili Hacı Musa Bey (ki hakkında ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum), bölgesinde zorbalığıyla tanınan bir aşiret reisiydi, korkusundan bölgesinden çıkamadığı için Sivas’a da gidememişti. Nitekim Mustafa Kemal o günün dengeleri açısından heyete katılmaları gereken bu kişiler hakkında, Türk-Kürt ittifakının çoktan bozulduğu 1927’de okuduğu Nutuk’ta hiç de iyi konuşmayacaktı: “Baylar, Erzurum Kongresinde bulunan delegelerin de Sivas’a götürülemeyecekleri anlaşılıyordu. Kaldı ki geldikleri yerlerden Doğu illerinin haklarını savunmak için yetki almış olan bu delegelerin daha genel bir amaca ilişkin yetkileri de yoktu. Gene bu nedenle, Erzurum Kongresi’nin Sivas Kongresi’ne Doğu illeri adına bir delege topluluğu göndermeye yetkisi olmayacağı da açık bir gerçeklikti. Yeniden delege seçtirmeye kalkışmak ne ölçüde işe yaramaz idiyse, bir takım kuramsal düşüncelerin çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o ölçüde işe yaramazdı. En kolay ve çıkar yol, Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Temsilciler Kurulu’nu Sivas’a götürüp kongreye katmaktı. Üyelerden Mutki Aşireti Başkanı’nın, Mutki dağlarından dışarı çıkmaktan korktuğunu ben kendim bilirdim. Siirt Milletvekili Sadullah Bey ortada yok. Servet ve İzzet Beyler, Kongre biter bitmez birer özür bildirerek Trabzon’a gitmiş bulunuyorlar. Erzurum’da Rauf Bey ve Raif Efendi var. Raif Efendi de özür bildiriyor. Yolumuzda, Erzincan’da Şeyh Fevzi Efendi’yi bulabileceğiz. Servet ve İzzet beyleri çağırdım, gelmediler. Raif Efendi’ye bizimle gelmesi için rica ettik, kabul etti.”

ALİ GALİP’İN ENGELLEMELERİ

29 Ağustos 1919 tarihinde 3 otomobil ile üç at arabası ile Sivas’a doğru yola çıkan 28 kişilik heyet, şehre vardığında Şekeroğlu İsmail Efendi’nin evine yerleştirildiler. (Konuklar tam 32 boyunca bu evde ağırlanacaktı.) 4 Eylül 1919’da açılan Sivas Kongresi’ne Heyet-i Temsiliye dahil katılanların sayısı çeşitli kaynaklara göre 31 ilâ 41 arasında değişir. Kongreye Osmanlı dönemi yöneticilerinden İttihatçı Mazhar Müfid’in (Kansu) dışında herhangi bir Kürt asıllı katılmamıştı. Bunun esas nedeni İstanbul Hükümeti’nin, Elaziz’den Sivas’a atadığı vali Ali Galip Bey’in engellemeleriydi. Nitekim Diyarbakır temsilcisi olarak giden İhsan Hamid, Sivas’a yetiştiğinde kongre sona ermişti. Ancak, kongrede olmadıkları halde İhsan Hamid, Sadullah Efendi ve Hacı Musa Mutki’nin 12 üyeden oluşan başkanlık konseyine seçilmeleriyle Türk-Kürt ittifakı zahiren de olsa kuruldu. Ancak Mustafa Kemal yine Nutuk’ta bizzat kendi elleriyle kongre heyetlerine dahil ettiği bu kişiler hakkında bakın neler diyecekti: “Efendiler, millet, memleket, siyaset ve ordu idareleri ile hiçbir alaka ve münasebetleri ve bu hususta liyakatleri görülmemiş ve tecrübe edilmemiş gelişigüzel zevattan, bilfarz Erzincanlı bir Nakşî şeyhi ile Motkili bir aşiret reisi gibi zavallılardan teşkil düşünülebilinir miydi?”

Bu ifadeler, her ne kadar kendisinin arzusu hilafına ilk kongreyi Sivas’ta değil, Erzurum’da toplayanlara tepkiyle şekillendiyse de, Mustafa Kemal’in esas olarak Kürtleri Ermeni tehlikesiyle tehdit edip, Kemalist harekete monte etmek için bu tür yöntemlerin kullanılmasına karşı olmadığını geçen haftaki yazımda Kürt aşiret liderlerine çektiği telgraflardaki ifadelerden biliyoruz.

Tekrak geri dönersek kongreye İttihatçılık ve manda meseleleri damgasını vurduğu için, Erzurum Kongresi’nin 8. Maddesi’nde değinilen ‘kendi kaderini tayin hakkı’ gibi konular ele alınmadı. Kongrenin sonuç bildirisinde sadece "Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir" gibi muğlak bir ifadeyle yetinildi.  23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi’nde (BMM) ‘Kürt temsili’ konusunda yazdığım http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/tbmm-hic-cok-renkli-oldu-mu-1386784/  yazıyı okuyabilirsiniz.

Şimdi bütün bu bilgileri yan yana getirdiğimizde, “Erzurum, Sivas kongrelerinde ve TBMM’de Kürtler vardı, dolayısıyla Kürtler uluslararası sözleşmelerde dile getirilen kendi kaderini tayin hakkını Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşama yönünde kullandılar" diyebilir misiniz bunu size bırakıyorum.

(23 Nisan 1920’de, BMM’nin açıldığı İttihat ve Terakki Fırkası Kulübü binasının önü)

 

 

Özet Kaynakça: Derviş Kılınçkaya, “Milli Mücadele’de Kongreler ve İttihatçılık Sorunu”, http://www.ait.hacettepe.edu.tr/akademik/arsiv/kongr.htm;   Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara 1946; Süleyman Necati’nin Hatıra Defteri, Yayına Hazırlayan: Ali Birinci, Dergâh Yayınları, 1999; Uluğ İğdemir, Sivas Kongresi Tutanakları, TTK Basımevi, 1999, Sinan Hakan, Türkiye Kurulurken Kürtler (1916-1920), İletişim Yayınarı, 2013.