Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar

Geride onlarca hikayesi yazılmamış intihar bombacısı kadın var. Elbette onların yüzlerce kurbanının da hikayeleri yazılmadı. Dünyadaki politik durum, bunu yorumlama, buna muhalefet etme biçimi değişmedikçe giderek daha çok Mona Lisa'yı (Filistinli Vefa İdris ona benzetilmişti) ve onlarla birlikte masum insanları kaybedeceğimiz anlaşılıyor.

Salı günü Sultanahmet'teki Emniyet Turizm Şube Müdürlüğü'ne düzenlenen ve bir polis memurunun öldüğü intihar saldırısını Elif Sultan Kalsen adlı üyelerinin yaptığını söyleyerek üstlenen Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üstlenmişti. Ancak ardından garip şeyler oldu. Önce Elif’in ailesi, cenazenin kızlarına ait olmadığını açıkladı. Ardından İçişleri Bakanı Efkan Ala “kimliği tespit ettik, ancak şu anda fazla açıklama yapamayız” dedi. Ardından gazeteler intihar bombacısının Rus vatandaşı Diana Ramazova olduğu haberleri yer aldı. Ardından Rusya Büyükelçiliği “Elçiliğimiz yetkilileri ve ailesi, ölen kişinin Diana Ramazova olduğunu teşhis edemediler” açıklamasını yaptı. Nihayet DHKP-C “Savaşçılarımızın güvenliği için aldığımız, 'haberleşmeyi en aza indirme' ve diğer önlemler nedeniyle bu hata yaşanmıştır. Düzeltir ve tüm halkımızdan özür dileriz" dedi.

Emniyet teşkilatının günlerdir bir ilerleme kaydedememesine mi, basının yanlış kişileri hedef tahtasına koymasına mı, yoksa DHKP-C’nin ilgisi olmayan bir olayı üstlenip sonra ‘halkımızdan’ özür dilemesine mi şaşmalı/kızmalı/gülmeliyim bilemedim. Bunlar olurken Fransa’nın başkenti Paris’te köklü siyasi hiciv dergisi Charlie Hebdo’ya sonradan Yemen El Kaidesi’nin üstlendiği kanlı bir saldırı yaşandı. Olayı izleyen takip ve rehin alma olayları da dahil olmak üzere 16 kişinin öldüğü, 5 kişinin yaralandığı bu korkunç katliam dolayısıyla bu hafta terör konusunda yazmayı düşündüm ama sonunda, modern terörün özel bir biçimi olan intihar saldırılarına katılan (basının taktığı isimle ‘canlı bomba’ olmayı seçen) kadınlar hakkında yazmaya karar verdim. Elbette kendi alanıma giren kadarını, sadece tarihçesini özetleyeceğim. İşin siyasi, sosyolojik, psikolojik analizini kaynakçada belirttiğim yayınlardan veya kendi çabalarınızla ulaşacağınız başka kaynaklardan öğrenebilirsiniz. ‘Terör kavramı’ konusunda ise şu yazıma bakılabilirsiniz Hatta bu yazıdan önce bunu okumanız daha iyi olur): “Birinin gerillası, ötekinin teröristi” (okumak için tıklayın)


İLK KADIN ‘CANLI BOMBA’ DELAL MAĞRİBİ

İlk kadın ‘canlı bomba’, 1978’de El Fetih’e bağlı 11 kişilik grupla bir İsrail otobüsüne saldıran 19 yaşındaki Delal Mağribi idi. Saldırı, Delal da dahil 9’u saldıranlardan, 39’u İsrail askerlerinden 48 ölü, 72 yaralı ile sonuçlandı. Bir kadının tek başına düzenlediği ilk intihar saldırısı ise, Nisan 1985’de Lübnan’ın güneyinde, bomba yüklü otomobilini bir grup İsrail askerinin üzerine süren 16 yaşındaki Sana’a Mehaidli tarafından yapıldı. Olayda Sana’a ile birlikte 2 İsrail askeri öldü, ikisi yaralandı. Her ne kadar Sana’a, basında ‘Şii kız’ ya da ‘Müslüman kız’ diye anıldıysa da, uzmanlar olayın açıkça seküler amaçlı (milliyetçi motiflerle) olduğunu kabul ettiler. Çünkü Sana’a Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi (SSMP) üyesiydi. Bunu, hepsi de aynı partinin üyesi, 28 yaşındaki Harib İbtisam’ın, 18 yaşındaki Hayerdin Miryam’ın, 17 yaşındaki Tahire Hamide’nin, 26 yaşında Norma Ebu Hasan’ın, 37 yaşında Kerime Mahmud Şakir’in ve yaşını öğrenemediğim Süreyya Sahruni’nin benzer intihar saldırıları izledi. Son iki olayda patlayıcıların uzaktan kumanda ile harekete geçirildiği tespit edildiğinden, uzmanlar bu iki kadının kendilerine yüklenen korkunç misyondan haberi olmadığını düşünmüştü. Bu olaylarda ona yakın kişi ölmüş, 100’e yakın kişi yaralanmıştı.


TAMİL KAPLANLARI



(Tamil Kaplanı Dhanu tarafından öldürülen Rajiv Gandhi)

Lübnan’daki dalga 1987’de sönümlenirken, dünyanın bir başka yerinde, Sri Lanka’da, yine seküler nitelikli bir milliyetçi örgüt, Tamil Eelam Kaplanları’nın (LTTE) 1983-2007 arasında intihar saldırısı gerçekleştiren 273 üyesinden 46’sı kadındı. LTTE Marksist bir örgüttü. Tamiller Hindu idi dolayısıyla ‘şehitlik’ gibi bir kavramla hareket etmezlerdi. Tamil kadınları ve erkekleri örgüte ölmek için değil savaşmak için giriyorlardı. Sri Lankalı antropolog Darini Rajasingham-Senanayake’ye göre Tamil kadınlarını canlı bomba olmaya yönelten iktidarın Tamillere karşı uyguladığı sistematik baskı, öldürmeler, kaybetmeler, işkenceler, köy boşaltmaları, özellikle de askerlerin Tamil kadınlarına yönelik sistematik tecavüzlerinin intikamını alma duygusu idi. Fransız filozofu Bernard-Henry Levy’nin röportaj yaptığı eski bir gerilla liderinin anlattığına göre bu kadınlar vajinalarında el bombalarını taşıyacak kadar gözü peklerdi. Mayıs 1991’de Tamil Nadu eyaletinde bir ziyarette bulunan Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi’yi sunduğu çiçeklerin arasına yerleştirdiği patlayıcılar ile öldüren 17 yaşındaki ‘Dhanu’ lakaplıThenmozhi Rajaratnam da LTTE üyesiydi. Tamil Kaplanları’nın dişi üyelerinin son eylemi 28 Kasım 2007’de Sri Lanka Başbakanı Rajapakseve ve iktidar partisinin lideri Devananda’ya bombalı saldırı yapmak oldu, saldırıda hedef kişiler kurtulurken, korumaları öldü. Örgüt, 2009’da Sri Lanka ordusu tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldıysa da bazı LTTE hücreleri varlığını sürdürüyor.


PKK’LI KADIN BOMBALAR

Kürtlerin PKK’sı da 1978’den beri aynı Tamil Kaplanları gibi dinsel değil etnik-ulusal bir savaş yürüttü. Bu savaş sırasında terör yöntemlerini de sıkça kullandı. (Bu konuda şu yazıma bakılabilir: “Kürt Meselesi’nde PKK’nın işlevi neydi?”, okumak için tıklayın) Devletin açıklamaları, istatistikleri doğruysa (ki Sultanahmet olayında olduğu gibi, derin devletin işi olduğu halde, PKK’nın sırtına yüklediği pek çok örnek biliyoruz artık), intihar saldırılarını erkeklerden çok kadınlar gerçekleştirdi. Örneğin 1996’da Tunceli’de, Zeynep Kınacı, Adana’da Leyla Kaplan, Sivas’ta Güler Otaş, 1998’de Hakkari’de Fatma Özen, Diyarbakır’da Hüsniye Oruç, Van’da Hamdiye Kapan adlı genç kızlar, üzerlerindeki bombaları patlatarak kendileriyle birlikte 24 kişiyi öldürmüşler, 90 kişiyi yaralamışlardı. 1999’da örgütü tespit edilemeyen üç ‘canlı bomba’, İstanbul’da Maral Kaymak ve Esma Yurdakul, Tunceli’de Canan Akgün 2 kişinin ölümüne, 10 kişinin yaralanmasına neden oldu. Abdullah Öcalan’ın yargılanıp hapse girdiği 1999’dan 2007’ye kadar bir daha bu tür eylemlere örgüt girişmedi. Onların yerini DHKP-C aldı ama onun eylemleri de aynen PKK eylemlerinde olduğu gibi “ölü sayısı az olduğu için” basın tarafından “başarısız” bulundu. (Devletin öldürdüğü 40 bin Kürt hakkındaki bazı düşüncelerimi şu yazımdan okuyabilirsiniz: “Şehitler ve ‘etkisiz hale getirilenler” okumak için tıklayın)


ÇEÇEN ‘KARA DUL’LARI


2000’li yılların başında, Çeçenistan, Özbekistan, Pakistan ve Ortadoğu’dan kadın bombacı haberleri gelmeye başladı. İlkinden başlarsak, medyanın siyahlar giyindikleri için ‘Kara Dul’ diye adlandırdığı Çeçen kadın intihar bombacılarının çoğu eşlerini ya da erkek akrabalarını Rusya ile kanlı savaşta kaybetmişlerdi. ‘Kara Dul’ erkeklerini ağına dolayıp öldürmekle ünlü olan bir örümcek türünün adı olduğu için medyanın kullandığı terminolojinin işin özüyle bağdaşmadığı çok açıktı, ama ‘rating’in en yüce değer olduğu bir çağda bu mübahtı elbette…

Çeçen kadınların ikonası, adına şarkılar bestelenmiş, şiirler yazılmış olan 22 yaşındaki Havva Barayeva 2000 yılı Haziran ayında Alkan Kala şehrinde bomba yüklü bir kamyonla 27 Rus askerini öldürdüğünde iddialara göre yanında genç bir erkek vardı ama bu ispatlanamadı. Havva’nın son sözlerinin “Yapacağım şeyin bilincindeyim, cennet bunun ödülü ve umuyorum ki cennete gideceğim” olduğu söylendi. Nitekim Havva’nın eylemi, daha sonra kimsenin sahiplenmek istemediği bir fetva ile desteklendi.

Bellerine patlayıcılarla dolu kalın kemerler takan bu siyahlı kadınları Ekim 2002’de Moskova’daki Dubrovka Tiyatrosu’ndaki kanlı baskında tekrar gördük. Rus polisi 800 rehineyi kurtarmak için tiyatroya zehirli gaz vermiş, böylece Çeçen teröristlerden 41’inin yanı sıra 129 rehinenin de ölümüne neden olmuştu. Bu olayda kadınların rolü esas olarak tıbbi malzemeleri taşımak, su, çikolata, battaniye vs. servisi yapmaktı. Gerçi iki kadının üzerinde bombalı kemerler vardı ama sonradan anlaşıldığı üzere bunların patlayıcıları kadınların değil erkek militanların kontrolündeydi.


(Bir Çeçen kadın militan)


2003 yılı Mayıs ayında İlaşhan-Yurt yerleşiminde 18 kişinin ölümüne, 145 kişinin yaralanmasına neden olan Çeçen kadını Şehide Baymuradova’nın 36 kadından oluşan bir hücrenin üyesi olduğunu söylendi. Aynı yılın Temmuz ayında Moskova’daki Krylya (Kanatlar) gençlik festivaline bir intihar saldırısı düzenleyen iki Çeçen kadını ise 16 kişinin ölümüne neden oldu. Bu olayla bağlantılı olan 23 yaşındaki Zarema Muzhikhoyeva fikrini değiştirip, üzerindeki bomba ile polise teslim olduğunda ilk kez doğrudan bilgi almak mümkün olmuştu. Zarema olaydan iki yıl önce kendisinden 20 yaş büyük bir erkek tarafından kaçırıldıktan sonra eşini bir alacak verecek davasında kaybettiğinde ilk çocuğuna hamile idi. Yaşamak için önce küçük hırsızlıklar yapan Zarema çocuğunu evlatlık vermek zorunda kaldıktan sonra gönüllü olarak intihar bombacılığına talip olmuştu. Çünkü intihar bombacısı olduğu takdirde ailesine 1000 dolar ödeneceği sözü verilmişti. Aldığı kursu ayrıntıları ile anlatan Zarema, sonunda öleceğini anlayamadığını büyük bir safiyetle söylemişti kendisiyle röportaj yapan gazeteciye. Bir de örgüt liderinin karısının kendisinden nefret ettiğini… Kendiliğinden teslim olduğu halde mahkeme 20 yıllık üst sınırdan ceza verince, genç kadın “şimdi anlıyorum niye herkes Ruslardan nefret ediyor!” diye haykırmıştı.

Çeçen kadın bombacılar son olarak 2004 yılında Rusya havayollarına (Aeroflot) bağlı iki uçağın havada infilak etmesinden ve 90 kişinin ölümünden sorumlu tutuldular. Ancak durum tam olarak açıklığa kavuşmadı.

VAHABİ ÖRGÜTLERİN İŞBİRLİĞİ?

2002 yılında bazı gazeteler Özbekistan İslami Hareketi’nin öldürülen liderlerinden Ubeydullah’ın dul karısı Aziza’nın Pakistanlı kadınları intihar saldırıları için eğittiğini yazdı. Hindistan polisi 2003 yılında 50 kişinin ölümü, 154 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bir dizi saldırıda rol oynayan iki kadın teröristin mensup olduğu Duhteran-ı Millet (Ulusun Kızları) ve Hizb’ul Nisa (Kadınlar Partisi) adlı örgütlerin üyelerinin de terörist eş ya da akrabalarca yönlendirildiğini sürdüğünde, kamuoyunda büyük şaşkınlık yaşanmıştı. Çünkü Rajiv Gandhi’yi öldüren Dhanu’dan beri Hindistan’da bu tür bir olay yaşanmamıştı.

Rus polisine göre Çeçen veya Özbek militanların hepi Arap ülkelerinde eğitiliyorlar. Hatta o ülkelerden gelip terör eylemlerine karışıyorlar. Nitekim Başkent Taşkent’de 2003 Mart’ında 23 kişinin ölümü ile sonuçlanan intihar saldırısında yer alan 4 kadın teröristten biri siyahlar giyinmiş olarak kırmızı bir otomobilin içinde polise doğru arabalarını sürmüşlerdi. Siyahlı kadın arabadan ayrılıp bir otobüse binmeye kalkışmış polisin dur ihtarı üzerine üzerindeki bombayı patlatmıştı. Kadından tek bir parça bile kalmadığı için kimliği tespit edilemedi. Tanıklara göre arabadaki kadınlar laik Özbekistan için pek alışılageldik olmayan biçimde (hicap) giyinmişti ve tanıkların anlamadığı dilde konuşuyorlardı. Olayların arkasında, o güne kadar teröre bulaşmamış olduğu bilinen Hizbut-Tahrir adlı Vahabi partinin olduğu iddia edildi, ancak parti bunu reddetti. 2004’ün Mart ayında Taşkent’de üzerlerindeki bombaların patlamasıyla ölen Dilnoza Holmuradova, Zahro Turaeva ve Şahnoza İnayatova varlıklı ailelerin, üniversitede okuyan kızlarının ortak bir noktaları ise üçünün de Mısır elçiliğindeki Arapça kursuna gitmeleriydi.


FİLİSTİNLİ MONA LİSA: VEFA İDRİS

 
(Vefa İdris, annesiyle)


Ortadoğu’da, 1990’dan beri süren suskunluk 2001’de bitti. Bu konudaki ilk işaret, 2001 yılının Ağustos ayında, kadınların araba kullanmasının bile yasak olduğu Suudi Arabistan’da, Yüksek İslam Konseyi’nin Filistinli kadınların intihar bombacısı olabileceklerine dair bir fetva vermesiydi. Ardından Lübnan Hizbullah’ının (Şii) lideri Şeyh Fadlallah, “her ne kadar İslam kadınlara cihat görevi yüklememişse de, kadınlar askeri operasyonlarda ve intihar saldırılarında bulunabilirler” dedi. Ve arzulanan oldu. 2002 yılının Ocak ayında, çalıştığı Filistin Kızılayı’na ait bir ambulansı aseton fosfat karışımıyla infilak ettirerek 1 İsrailliyi öldüren ve 140 kişiyi yaralayan Vefa İdris hakkındaki bilgi kırıntılarından çıkan portre şuydu: Çocuk doğuramadığı için eşi tarafından reddedilmişti ve baba evine dönmek zorunda kalmıştı. Fotoğraflarında kolsuz giysileri içinde ve kırmızı rujlu dudakları ile gülümseyen Vefa’nın ailesi Ramallah civarındaki Am’ari mülteci kampında oturuyordu. Vefa İdris’in eylemi üç gün sonra seküler eğilimli El Fetih’in El Aksa Tugayları tarafından üstlenildi. Üstlenilmekle kalmadı, örgüt tugay kadın intihar bombacılarını eğitmek üzere onun adını taşıyan özel bir birlik oluşturdu. Örgütün temsilcileri İngiliz The Guardian’a 200 genç kadının Beytüllahim civarında kendilerini anavatanları için feda etmek için hazır beklediğini müjdelemişti. Bu tarihten sonra Vefa İdris adeta bir rol modeli oldu. Örneğin Mısır’daki El Vefd gazetesi Vefa İdris’i “rüya gibi gözleri ve gizemli gülüşü” ile Mona Lisa’ya benzetmişti. Bu tür yaklaşımlar televizyona çıkan bir Arap erkeğinin şunu söylemesine neden olmuştu: “Filistinli kızların ölümünü seyretmekle yetinen Arapların kollarında uyumaktansa dövüşmeye gitmeyi tercih ederim.” Middle East Media Research Institute adlı kuruluşun bir dizi Arap-İslam din adamı ve gazete yazarı arasında yaptığı araştırmada, çoğunluğun Vefa İdris örneğini onayladığı anlaşılmıştı.

İSRAİL’İN DEVLET TERÖRÜ

Sünni HAMAS’ın dini lideri Şeyh Ahmed Yasin, (Darin Ayşe’nin intihar saldırısının hemen ardından) 31 Ocak 2002’de Şark’ül-Evsat gazetesine “bir kadının ancak bir erkeğin refakatinde intihar saldırısına katılabileceğini” söyledi. Şubat ayında Batı Şeria’daki Maccabim kontrol noktasında 4 İsrail polisini yaralayan Darin Ayşe, hem HAMAS’ın kontrolündeki El Necef Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı okuyordu hem de ailesinin büyük bir bölümünü İsrail’le çatışmalarda kaybetmişti.

Aslında Filistinli intihar bombacısı kadınların hemen hepsinin acı hikayeleri vardı. Örneğin 2002 Mart’ında Kudüs’te bir süpermarkete girip üzerindeki bombayı patlatan ve iki İsrailliyi öldüren 18 yaşındaki Ayat Akras da orta halli bir ailenin sevilen, üniversite öğrencisi, nişanlı kızıydı. Seküler eğilimli El Fetih’in El Aksa Tugayları’na bağlı olan Ayat, intihar saldırısından önce kaydettiği videoda “Filistin kızlarının savaşını izlemekle yetinen miskin Arap ordularının yerine savaşmaya gidiyorum” demişti. Ayat üzerindeki bombayı patlattığında neler düşündüğünü bilmiyoruz çünkü BBC tarafından kısa bir bölümü yayımlanan veda mesajında Ayat’ın koyu renk gözleri, uzun siyah saçları ve birkaç Arapça sözcükten fazlası görülmedi, duyulmadı. Batı Şeria’daki Dehaishe mülteci kampında oturan Ayat’ın komşuları genç kızın eylemini olaydan birkaç gün önce kampa gelen İsrail askerleri tarafından çocuğunun önünde dövülerek öldürülen komşuları için duyduğu üzüntüye bağlamışlardı. Komşulara göre olayı izleyen genç kız gün boyu ağlamıştı. Aile ile röportaj yapan Christian Science Monitor’un muhabiri ise, konuşmaları “fazla sakince” izleyen nişanlısından şüphelenmiş görünüyordu. Ayat’ın komşusu Udeh ailesinin 14 yaşındaki kızı Şirin gazetenin muhabirine “eğer Şaron bizi terörist olarak görüyorsa ona terörün ne olduğunu göstermemiz lazım” demişti. Gazetecinin ona “sen bir intihar bombacısı olur musun” sorusuna ise “eğer Allah isterse” diye ciddi sesle yanıt veren Şirin “eğer bu mümkün olursa hemen yarın yapmak isterdim bunu” diye eklemişti. Kampın kurulduğu 1948’den beri burada yaşayan orta sınıftan Whirpool çamaşır makinelerinin servis görevlisi olan Şirin’in babası ise “Baba olmak burada dünyanın her yerinden daha zor” diyordu.

Babası kızının intihar bombacısı olmaması için elinden geleni yapacağını anlatıyor ama iyi bir öğrenci olan ve matematiği çok seven Şirin hafifçe aksayan ayağı ile babasının sağduyusu olmasa kolayca intihar bombacısı olacak biri gibi görünüyor” diyordu muhabir. Bu arada, Akras’ın eyleminden sonra Suudi Arabistan’ın El Aksa Tugayları’na 100 milyon dolar yardım yaptığını da ekleyelim.

İSLAM ULEMASININ TEŞVİKİ

2003’ün başlarında Katar Üniversitesi’nde görevli Şeyh Yusuf El Kardavi intihar saldırısını İslami kurallara uygun bulduğunu açıkladı. Hatta daha da ileri giderek intihar saldırısına giderken kadınların bombaları saçlarının ya da çarşaflarının altına nasıl saklayacaklarını bile tarif etti. Böylece, ‘İslam’a göre intihar günahtır’ söylemi bizzat en yüksek makamdaki din adamları tarafından boşa çıkarıldı. Aynı yılın Mayıs ayında İsrail’in Afula şehrinde kendiyle birlikte 3 kişiyi öldüren ve 48 kişiyi yaralayan 19 yaşında bir açık öğretim fakültesi öğrencisi Hiba Daraghmeh’in kuzeni Murad gazetecilere “yüzünü hiç görmedim, onunla hiç konuşmadım, elini hiç sıkmadım” diyecekti. Nedeni kızın çok içine kapanık ve muhafazakar olmasıydı. İsrail makamlarına göre genç kızı, El Aksa Tugayları’na üye olan ağabeyi etkilemişti.

Ekim 2003’de Hayfa’da bir restoranda kendisiyle birlikte 2 kişiyi havaya uçuran 29 yaşındaki Hanadi Tayzir Ceride intihar bombacısı olmaya iten olay, Haziran ayında Cenin’deki evlerinin Israil Defence Force (IDF) tarafından yıkılması ve kardeşi Fadi ile kuzeni Salah’ın öldürülmesi olarak açıklandı. Ölmeden iki gün önce avukatlık lisansını alan Hanadi’nin komşuları, Hanadi’nin ölenlerin mezarları başında “katiller bu cinayetin bedelini ödeyecekler ve ağlayan sadece biz olmayacağız” diye yemin ettiğini anlattılar. İsrail makamları ise iki kuzenin İslami Cihad’ın üyesi olduğunu ve Salah’ın onlarca kişiyi öldürmekten arandığını ve evin saldırıdan sonra ceza olarak yıkıldığını iddia ettiler ve böylece ‘ilk günahı’ kimin işlediği (!) açıklığa kavuşmadı.

2004 yılının Ocak ayında, Gazze şeridindeki meşhur Erez geçiş noktasında kendisi ile birlikte 4 İsrail askerinin ölümüne, 7 kişinin yaralanmasına yol açan saldırıyı gerçekleştiren 22 yaşındaki iki çocuk annesi Reem El-Reyashi ‘HAMAS’ın ilk kadın şehidesi’ olarak tarihe geçti. Şeyh Ahmed Yasin “İlk kez bir kadın kullandık. Bu düşmana karşı direnişte yeni bir gelişmedir. Direnişimiz tırmanacaktır" diyerek övündü. Reem ölmeden önce çektirdiği fotoğrafta, bir elinde Kalaşnikof vardı, diğer elini ise 2 yaşlarındaki oğlunun omuzlarına koymuştu. Bir başka fotoğrafta ise Kalaşnikof’un karşısında Kuran tutuyordu. Yüzünde de gururlu bir gülümseme vardı..



(HAMAS’ın ilk kadın intihar bombacısı Reem Ayşe)

EL KAİDE VE AVRUPALI KAMİKAZELER

Eylül 2005’de, Irak’ın Suriye sınırına yakın Telafer’de erkek kılığına girmiş bir kadın intihar bombacısı beline sardığı bombaları patlatarak 5 ölü ve 30 yaralıya neden oldu. Irak El Kaidesi’nin lideri Ebu Musab El-Zarkavi’ye yakınlığı ile bilinen bir web sitesinde vücudu yok olacak kadar küçük parçalara ayrılan bu kadının adı ve kimliği hakkında bilgi verilmedi ama “Allah kızkardeşimizi şehit olarak kabul eder inşallah” denildi. Böylece Zarkavi ‘cihat’ın erkeklerin işi olduğu tabusunu yıkmış oldu.

Ekim 2005’de Irak El-Kaidesi, Musul’da Amerikan devriyesinin üstüne bombaları ile atlayan bir başka kadın intihar bombacısını takdim etti. Ama yine ismini söylemeden. İddialara göre kadının yanında kocası da vardı. Aralık ayında ise bir üçüncüsü ile tanıştık: Bu seferki kahramanımız Muriel Degauque adlı 38 yaşında bir Belçikalı idi. Çocukluğunda sık sık ailesinden kaçan yaramaz biri iken, genç bir kadın olarak önce bir Türke, sonra bir Cezayirliye, sonra da Belçika’da yaşayan bir Faslıya gönül vermişti. Muriel’in Selefi inancına bağlı son sevgilisi ile 3 yıl Fas’ta yaşadıktan sonra Müslüman olup adını Meryem olarak değiştirdiği yazıldı. El-Kaide’nin iddiasına göre Meryem 9 Kasım’da kendini belindeki bombalarla birlikte Bakuba civarında Amerikan birliklerinin üzerine atmıştı. Bombalar patlamadan önce kocası sonra da kendisi askerlerin kurşunlarına hedef olmuştu. Böylece tarihe “Avrupa asıllı ilk kamikaze” olarak geçti.

2010 yılının Aralık ayında iki Çeçen intihar bombacısı Moskova metrosunda vücutlarını infilak ettirdiler, 38 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden oldular. 2013’te yine bir Çeçen kadını Volgograd istasyonunda kendiyle birlikte 17 kişiyi öldürdü. Belki de Sultanahmet’teki meçhul kadının bunlarla ilgisi vardır… Sabrınızın sonuna geldiğimi hissediyorum. Geride onlarca hikayesi yazılmamış intihar bombacısı kadın var. Elbette onların yüzlerce kurbanının da hikayeleri yazılmadı. Dünyadaki politik durum, bunu yorumlama, buna muhalefet etme biçimi değişmedikçe giderek daha çok ‘Mona Lisa’yı ve onlarla birlikte masum insanları kaybedeceğimiz anlaşılıyor.

 


Özet Kaynakça: Robert Pape, Dying to Win: The Strategic Logic of Suicide Terrorism, Random House, 2005, Scott Ashworth, Joshua D. Clinton, Adam Meirowitz, and Kristopher W. Ramsay, “Design, Inference, and the Strategic Logic of Suicide Terrorism”, http://international.ucla.edu/media/files/acmr.pdf , Mia Bloom, “Female Suicide Bombers: A Global Trend”, Daedalus, Vol. 136, No. 1, On Nonviolence & Violence (Winter, 2007), s. 94-102, Robert W. Kurz-Charles K. Bartles “Chechen suicide bombers”, Journal of Slavic Military Studies, 2007, 20:529–547, Luca Ricolfi, Paolo Campana, “Suicide missions in the Palestinian area: a new database”, http://www.prio.org/Global/upload/CSCW/Violence%20in%20civil%20war/suicide_missions.pdf , Bilal Sevinç, “İntihar Bombacıları ve Ölümün Rasyonalleştirilmesi”, http://utsam.org/images/upload/attachment/cilt3/Sayi1/UGT%20Dergi%20Makale%20-4.pdf