II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı

Twitter'ı yasaklama girişimi, Erdoğan'ı idollerinden II. Abdülhamit'e daha da mı yaklaştırdı? II. Abdülhamit'in baskı rejiminin ilk kurbanı da ifade özgürlüğü olmuştu.
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı

Basın mensuplarına yönelik otoriter tavırları ve nihayet Twitter’ı yasaklama girişimden sonra, Başbakan Erdoğan’ı tarihten pek çok kişiye benzeten oldu ama ben Başbakan’ın idollerinden biri olduğunu sandığım II. Abdülhamit’e benziyor mu sorusuna cevap arayacağım bu hafta. O da sadece basına yönelik yaklaşımı açısından.

Saltanatının 93. gününde ‘akıl rahatsızlığı’ nedeniyle tahttan indirilen V. Murad’ın yerine 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıkarılan Aldülhamit’in ilk işlerinden biri bilindiği gibi 23 Aralık 1876’da ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi yayımlamak ve bunun gereği olan Meclis’i açmak olmuştu. Bunlar, aslında kendisini tahta çıkaran Mithat Paşa, Namık Kemal, Krikor Odyan gibi reformistlere verdiği sözün gereğiydi. Ancak bu durum çok kısa sürdü. Çünkü savaş Osmanlı’nın aleyhine gelişiyordu ve sinirler gerilmeye başlamıştı. İlk kurban, 1870’ten itibaren Diyojen, Çıngıraklı Tatar, Hayal ve İstikbal adlı mizah gazetelerini çıkaran Rum asıllı gazeteci Teodor Kasap oldu. Gazeteci, 1876 tarihli Kanun-i Esasi’nin “Matbuat kanunlar dairesinde serbesttir” diyen 12. Maddesini hicveden karikatüründen dolayı 1877 yılının mart ayında üç yıl hapse mahkûm oldu.

Resmi gazeteye sansür
Ama daha gri günler yoldaydı. 20 Eylül 1877’de sıkıyönetim ilan edildi. 18 Şubat 1878’de daha bir yılını bile doldurmamış Meclis kapatıldı, Kanun-i Esasi rafa kaldırıldı, anayasa gereğince hazırlanan Matbuat Kanunu’nu yürürlüğe konulmadı. Bu tarihten itibaren basılı yapılacak her türlü yayın Dahiliye Nazırlığı bünyesindeki Matbuat Müdüriyeti’nce öndenetime tabi tutulacak, bazı sözler ve konular yasaklanacak, bu yasaklara uymayan gazeteler kapatılacak, mizah dergilerine bir daha ruhsat verilmeyecekti. Aslında savaşın neden olduğu ekonomik sorunlar halkın gazetelere ilgisini azaltmış, gazeteler ‘kaime’ denilen kâğıt paralar yüzünden dar boğaza düşüp birbiri ardına kapanmaya başlamıştı. Geriye sadece suya sabuna dokunmayan ‘tahsisat’ gazeteleri kalmıştı. Ama bu gazeteler bile vehimli padişahın gadrinden kurtulamayacaklardı. Daha ilginci, devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin bile bir dizgi hatasından dolayı 1879’da kapatılmasıydı. (Üstelik bu kapanış tam 12 yıl sürecekti.) Ardından Tercüman-ı Hakikat ve Vakit gazetelerine “edebiyata dair bir vakitten beri cereyan eden tartışmalar hadd-i marufu (bilinen, kabul edilen çizgiyi) aşmış olduğundan” ihtar verildi. İşin ilginç yanı Tercüman-ı Hakikat Abdülhamit’in sözcülüğünü yapıyordu. Aynı yıl, Türk hilafeti yerine Arap hilafetini savunan ve çoğu yurtdışında basılan Mirat, Al Nahla, Al Sada, Al Hilafa, Al Ettehad, Paiki İslam gibi yayınların ülkeye girmesi yasaklandı. Yasaklamalar, Fransızların Tunus’u, İngilizlerin Mısır’ı işgal ettiği 1881 ve 1882 yıllarında tırmanışa geçti.

Kara Tahsin’in gizli yönetmeliği
Sansür, 1888’de Basmahane Nizamnamesi’ne yapılan tadilatla (nizamname 1857’de çıkmıştı) iyice şiddetlendi. Nizamnameye göre sadece matbaacılar değil, kitapçılar, hurufat (harf) dökümcüleri, kitap ve süreli yayın çıkaracak olanlar, her türlü resim, tasvir, madalya, arma basıp satanlar “padişahın hakkına ve devletin yararına dokunur” yayından kaçınacaklarına dair bir taahhütname imzalamak zorundaydılar. Ayrıca sayısız kural vardı uyulması gereken.

Bir de ‘Padişah hazretlerinin başkatibi Kara Tahsin Paşa’ imzasıyla yayımlanan gizli (belki de uydurma) bir yönetmelik vardı gazeteci ve matbaacıların başının üstünde Damokles’in Kılıcı gibi sallanan. Yönetmeliğin maddeleri (sadeleştirilmiş dille) şöyleydi: “1-Sultanın sağlığının iyiliği, hasadın bolluğu, ticaretin ve sanayinin ilerlemesi haberlerine öncelik verin. 2- Ahlak açısından maarif nazırınca onaylanmamış hiçbir dizi romanı yayımlamayın. 3- Bir sayıda bitmeyecek edebi ve ilmi yazılar yayımlamayın. “Devamı var” deyimini kullanmayın. 4- Bir makalede beyaz boşluk ya da birkaç satırlık noktalı yerler bulundurmaktan kaçının. Şüphe uyandırır. 5- Şahsiyetlerden, özellikle yöneticilerin yolsuzlukları, suçları ve hatalarından bahsetmekten kaçının. 6- Kişilerin ve grupların yönetim aleyhindeki şikâyet başvurularını yayımlamayın. 7- Her türlü tarihi ve coğrafi isimleri kullanmak yasaktır. 8- Yabancı hükümdarlara yöneltilen suikastlardan ve dışarıdaki ayaklanmalardan bahsetmek yasaktır. 9- Bu yönetmelikten gazetelerde bahsetmek de yasaktır.”

Düşen veya düşürülen hurufat
Ama dizgi sırasında kazara düşen (ya da bilhassa düşürülen) bir harf, padişaha yaranmak isteyen bir jurnalcinin gözüne takılınca olanlar oluyordu. Örneğin Sabah gazetenin başlığında Aldülhamit’in sıfatlarından biri olan ‘Şevketlu’ sözcüğünün v (vav) harfi düşmüş ve sözcük şöyle okunur hale gelmişti: “Şu kötü Ulu Gazi İkinci Aldülhamit Han”. Sonucu tahmin ediyorsunuzdur. İkdam’ın başlığında Aldülhamit’in tahta çıkışı için ‘mutlu gece’ anlamına gelen “leyl-i mes’ude” tamlamasının ikinci kelimesi ‘mesude’ diye basılınca tamlamanın anlamının ‘kara gece’ olmasını affetmek mümkün müydü? Servet-i Fünun dergisinde Aldülhamit’in tahta çıkışıyla ilgili bir cümlede “ve’l-istihkak” (hakkı olarak) ibaresindeki ‘l’ yani elif harfinin yeri değişince, kelime “ve la istihkak” (haksız olarak) haline gelince neyse ki gazetenin sahibi yanlışlığı zamanında fark etmiş ve sansür heyetini uyarmış, basılan nüshalar yakılmış da belki de Fizan’a sürülmekten kurtulmuştu.

12 yıllık aradan sonra 1891 yılında yayımlanmaya başlayan ‘resmi gazete’ Takvim-i Vekayi’nin bir yıl sonra tekrar kapatılmasına da bir dizgi hatası neden olacaktı. Gazetede Aldülhamit’in 12 yaşındaki Felemenk (Hollanda) Kraliçesi’ne verdiği nişandan bahsederken ‘nişan ita’ (vermek) yerine ‘nişan hata’ yazılınca, sansürden sorumlu müsteşar azledilmiş, düzeltmenler cezalandırılmış, gazete yeniden kapatılmıştı. (Bir daha yayımlanması da ancak 1908’de mümkün olmuştu.)

Külhanlarda yakılan kitaplar
1889’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulması ve 1894-1896 arasında Türk-Kürt unsurların Ermenilere yönelik katliamlarından sonra (bu konuyu 14 Temmuz 2013 tarihli “Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!” başlıklı yazımda ele almıştım) Abdülhamit’in muhalefet alerjisi veya korkusu zirveye çıkınca, 1898’de “Bilumum matbaaların daima zaptiye nezareti altında bulundurulması hakkında” irade çıktı. Sansür heyetinin üyeleri arttıkça basılan kitap sayısı azaldı. ‘Tutuklu’ kitaplar hamam külhanlarında (en çok da Çemberlitaş Hamamı’nda) yakıldı. Yurtdışından gelen postaların hepsi açıldı, muzır (zararlı) görülen kelimeler dantel gibi oyularak çıkarıldı. Bazı yabancı dildeki kitaplar sayfaları koparılarak içeri alındı, bazıları bir kelimeye kurban gitti. Örneğin Termo-Dinamik adlı Fransızca kitap, başlıktaki ‘dinamik’, muhtemelen ‘dinamit’ anlaşıldığı için; İngiltere’den gelen kibrit kutularının kapakları “kan rengini andırdığı ve markası da kılıç şeklinde olduğu, üzerlerinde yazan Fransızca ‘Union ‘ sözcüğü ‘İttihat’ anlamına geldiği için” gümrükte takılmıştı. Öyle ki Nicolaides adlı Yunanlı yazarın Abdülhamit’i ve Türkleri öven ‘Doğu’nun Altın Kitabı’ adlı eseri bile, dil bilmeyen endişeli gümrük memurlarının kurbanı olmuştu.

Sansürcülerin altın makasından yerli yazarlar da nasiplerini alıyorlardı elbette. Örneğin Halid Ziya (Uşaklıgil) Kırık Kalpler adlı romanının sansür memurlarının kırmızı kalemiyle delik deşik edildiğini gördükten sonra 1908’e kadar yazarlığa ara vermişti. Benzer şekilde Tevfik Fikret de yazamaz hale gelmişti, Aşiyan’daki evinde inzivaya çekilmişti.

Muzır kelimeler listesi
Lise yıllarında bellediğimiz gibi ‘burun’, ‘tepe’ ve ‘Yıldız’ kelimelerinin yasaklı olmadığını söyleyen kaynaklar varsa da Hüseyin Cahit (Yalçın), Pierre Loti’den çevirdiği İzlanda Balıkçısı’nda coğrafi bir tanım olan ‘burun’ yerine ‘karaların denizlere doğru ilerlediği yer’ dediğini anlatır. Aynı şekilde tiyatrocu Ahmet Fehmi Efendi, bir oyunda kadının gözlerinin ‘yıldız gibi parladığını’ söylediği için jurnallendiğini belirtir. 1901’de bir Fransız kumpanyasının oynamak istediği Cyrano de Bergerac oyunu, Cyrano’nun büyük bir burnu olduğu ve oyunda buna dair bir tirad olduğu için yasaklanmıştır.

Ama, çeşitli kaynaklarda ‘muzır’ (zararlı) bulunduğu için aforoz edilen kelimelerin epey uzun bir listesi olduğunu okuyoruz. Örneğin Ali Seydi Bey ve arkadaşlarınca 1908-1914 arasında üç cilt halinde yayımlanan Resimli Kamus-u Osmanî’nin sonundaki bir listeye başka kaynaklardan yaptığım eklemelere göre, Abdülhamit döneminde şu kelimelerin kullanılması yasaktı: Adalet, arsenik, aksülmen (ikisi de zehir), anarşi, avam (halk), Ballı Baba (neden yasaklı olduğunu öğrenemedim), beynelmilel, bomba, büzürgvar (‘değerli, yüce’ anlamına geliyor ama kaba, müstehcen anlamlı ‘büzüg’ kelimesine benzediği için olsa gerek), cemiyet, cumhuriyet, Darvinizm, demokrat, diktatör, disiplin, dinamit, Ermenistan, grev, hafiye, hak, hal’ (tahttan indirmek), Hatt-ı Sünbüli (nedenini öğrenemedim), humbara (bomba), hürriyet, ihtilal, infilak, inkıraz (yıkılma), inkılap (reform), irtica (gericilik), irtiyab (kuşku), istibdat (baskı), ispirtizm (ruh çağırma), isyan, Kanun-i Esasi, klik (hizip), klerikal (kiliseye dair), konservatör (tutucu), mabad (arka), ma’bas (baldır), Meclis-i Ayan, Meclis-i Umumi, memorandum, Murad, mutlakıyet, müfteris (parçalayan), müsavat (eşitlik), nihilist (yıkıcı), obstrüksiyon (engelleme), oportünist (fırsatçı), oligarşi, Pan Cermenizm, Pan İslamizm, psikolocya (psikoloji), radikal, randevu, sansür, siyanür, siyemma (özellikle), sosyalizm, suikast, Şura-yı Devlet, Şura-yı Ümmet, tahtakurusu (‘tahtın kırılsın’ diye okunabildiği için), teevvüh (feryad etmek), vatan, veliaht, veto, zehir, zulüm…

Aforozlu kitaplar
Bunun dışında külliyen yasaklanan kitaplar, dergiler vardı. Örneğin Kelile ve Dimne, Gülistan, Kitab-ı Muhammediye, Tarih-i Osmani, Ebu Müslim Kıssası, Raşid Rıza’nın Fatiha Tefsiri, Kırk Hadis gibi İslami kitaplar, Mezmurlar Kitabı veya Tevrat’ın Arz-ı Mevud’un Beni İsrail’e döneceği hakkındaki bahsi gibi gayri İslami eserler, Rüya Tabirleri, Nasreddin Hoca’nın Cuha hikâyeleri gibi folklorik eserler, Abdülhak Hamit ve Namık Kemal’in bütün eserleri, İbn-i Batuta’nın ve Evliya Çelebi’nin seyahatnameleri (bu sonuncusu aslında daha önceden de yasaklıydı, hikâyesini başka zaman anlatırım) gibi son derece geniş bir yelpazede yasaklı kitap vardı. Yasaklı dergilerin sayısını tespit edemedim. Ayrıca pek çok konuda resim, fotoğraf, bilgi verme yasağı vardı. Örneğin hepsi de anarşistlerce öldürülen Fransa Cumhurbaşkanı Carnot kalp durmasından (1894), Avusturya İmparatoriçesi (Sisi lakaplı) Elisabeth (1898) göğüs darlığından, ABD Başkanı Mc Kinley şirpençeden (1901) ölmüş gibi gösterilmişti, çünkü gerçeğin bilinmesi, Abdülhamit düşmanı anarşistlere esin kaynağı olabilirdi! Girit Meselesi’nin yan etkisi olarak, Yunan Kralı ve veliahtının, Yunan ordusunun, gemilerinin resimlerinin yayımlanması düşünülemezdi elbette. Müslüman kadınların resimleri, elbette müstehcen resimler zinhar yasaktı. Ve nihayet, Abdülhamit’in ve çocuklarının resimlerinin, fotoğraflarının basılması kat’a yasaktı!

Kısacası Aldülhamit dönemi, sansür tarihimizin nadide bir parçasıydı. Bu dönemle günümüzün benzerliklerini ve benzemezliklerini bulmak sizlere kalıyor. Ancak unutmamak gerekir ki, Aldülhamit’in 30 yıllık otoriter dönemini (33 yıl iktidarda kalmıştı ama ilk iki yılı ile son yılı görece demokratikti) takip eden İttihat ve Terakki (İTC) dönemi için de Şair Eşref şöyle demişti: “Vakt-i istibdatta söz söylemek memnu (yasak) idi/Ağlatırdı ağzını açsan hükümet mananı/Devr-i hürriyetteyiz şimdi, değişti kaide/Söyletirler evvela, sonra …….. ananı.” Gerçekten de, 9 yıllık İTC dönemi aynen Eşref’in dediği gibi olacaktı….

Özet Kaynakça: Ahmet İhsan Tokgöz, Matbuat Hatıralarım, Yay. Haz.: Alpay Kabacalı, İletişim, 1993; Fatmagül Demirel, II. Aldülhamit Dönemi’nde Sansür, Bağlam, 2007; Hüseyin Cahit Yalçın, Edebiyat Anıları, Yay. Haz.: Rauf Mutluay, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1975; Cevdet Kudret, Aldülhamit Dönemi’nde Sansür-I, II, Milliyet, 1977; Orhan Koloğlu, “Muzır Ararken Alay Konusu Olan Rejim: II. Abdülhamit Sansürü”, Tarih ve Toplum, S. 37, Ocak 1987, s.14-18; Louis Bazin, “Osmanlı Sansürü ve Sözlük Yazarlığı: Sâmî Bey’in Kamus-i Fransevî’si”, Çev.: Server Tanilli, Tarih ve Toplum, S. 19, Temmuz 1985, s. 10-12.