Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!

Hatay'da durdurulan TIR etrafında dönenler, hem Türkiye'yi bir demokratik hukuk devletine hem de Ortadoğu'da barışı inşa eden bir ülkeye dönüştürme görevinin durduğunu gösteriyor.
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!

Hatay’da Suriye’ye yasadışı yollarla silah ve mühimmat taşıdığı yolundaki ihbar üzerine durdurulan fakat ancak korsan devletlerde yaşanacak türden bir hukuk ihlali ile devletin savcıları tarafından aranması yine devletin valisi tarafından engellenen TIR’ın, silah ve mühimmat değil Suriye’deki Türkmenlere insani yardım malzemesi taşıdığı iddia edildi. TIR’ın içini görünceye kadar inanmakta güçlük çekeceğim bu iddia sayesinde pek çok kişi, Suriye’de Türkmenler olduğunu öğrenmiş oldu. Belki de olayın tek hayırlı sonucu buydu. Mart 2003 Irak’a ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçleri’nin vahşi müdahalesi sonrasında yaşanan bir dizi olayla, kamuoyunun büyük bir bölümü, Irak’ta Türkmenlerin yaşadığını öğrenmişti. Bu yazımda Suriye Türkmenlerinden söz etmek istiyorum.

Selçukluların izinde
İslam tarihçilerine göre, Türk (Oğuz) boylarının (bunlara Türkmenler deniyordu) Ortadoğu’ya gelişi, 7. ve 8. yüzyıllarda, Emevi ve Abbasi ordularında paralı asker olarak yer almalarıyla olmuştu. Asıl Türkmen akını, 1055’te Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in, Bağdat’ı Büveyhoğullarından almasından itibaren oldu. Selçuklular, 1079’a kadar, bir yandan yerel beylerin ve Fatımilerin elindeki Suriye ve Filistin’e, bir yandan Bizans ülkesi olan Anadolu’ya doğru yayıldı. Onlarla birlikte veya onların açtığı yollardan gelen Türkmen boyları da bu bölgelere yerleşti. Suriye’deki Türkmen yerleşimleri Halep, Lazkiye, Trablus, Hama, Humus ve Şam bölgeleriydi. Bu göçmenlerin sayısının 14 bin civarında olduğunu tahmin edenler var. Ama bu konuda güvenilir araştırmalar yok.

1157 yılında Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da Rum Selçuklu Devleti kurulurken, Suriye ve Irak’ta da pek çok Türkmen beyliği kurulmuştu. 1243 yılında, Rum Selçuklu Devleti’nin Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordularına Kösedağ’da yenilmesi üzerine, Kayseri ve Sivas Türkmenleri Suriye’ye (ve Irak’a) sığındı.

Moğollar geliyor
1260’ta yenilme sırası bu sefer Moğollardaydı. Türkmen askerlerinin de yer aldığı ordusuyla Moğolları yenerek Memluklu Devleti’nin ilk sultanı olan Baybars, rivayete göre 40 bin çadırlık bir Türkmen topluluğunu kendi beylerinin idaresinde yaşamak üzere geniş bir alanda iskan etti. ‘Bozok’ ve ‘Üçok’ şeklinde teşkilatlanan Türkmenlerden Bozoklar Halep çevresinde, Amik Ovası’nda ve Asi Irmağı boyuna; Üçoklar ise Amik ovası’ndan Filistin’e uzanan kıyı şeridine yerleştirilmişlerdi. 1400 yılında Suriye, bu sefer ‘Aksak’ Timur’un orduları tarafından fethedildi. 1402 Ankara Savaşı’nda, Yıldırım Bayezid Timur’a yenildiğinde, Yozgat civarındaki Karatatarlar Türkistan’a geri dönmüştü. Boşalan alan, Şam’dan göçen Türkmenlerce dolduruldu.

Suriye Türkmenlerinin kaderini esas etkileyen olay ise Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılında Memluk Sultanı Kansu Kavri’yi Mercidabık’ta yenmesi oldu. Bundan sonraki 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde yaşayacak olan Suriyeli Türkmenler (Şam, Antakya, Kilis ve Antep’in kuzeyine kadar uzanan bölgede yaşayanlar), Osmanlı kayıtlarında ‘Halep Türkmenleri’ olarak yer aldı. Ezici çoğunluğu Sünni-Hanefi olan Halep Türkmenleri has (padişah hassı) reayası idi ve bu statü onlara görece bir serbestlik sağlıyordu.  Osmanlı’nın mecburi iskanı 16. yüzyıldaki tahrir defterlerinde, Halep Sancağı’nın nüfusu yaklaşık 80 bin kişi, Türkmenlerin sayısı ise 64 bin civarındaydı. Bu nüfusun çok azı yerleşikti. Konar-göçer gruplar -ki bunlara ‘yürümek’ fiilinden türetilen bir adlandırma ile ‘Yörük’ denirdi-, kışları Halep civarında, yazlarını ise Sivas’a kadar uzanan Anadolu yaylalarında geçirirlerdi.

1603-1607 arasında, Antep ile Halep arasındaki bölgede patlak veren Canbolatoğlu Ali Paşa Ayaklanması’nın yarattığı kargaşaya Arabistan’ın Necd bölgesinden gelerek bölgeyi talan eden Arap Şammar aşiretinin baskınları da eklenince Türkmen toplulukları, daha güvenli bölgelere kaçtı. Böylece çöl bölgelerinden verimli ovalara, kırsal alandan şehirlere doğru bir yoğunlaşma başladı. Osmanlı Devleti’nin, Anadolu’daki Celali ayaklanmalarından sonra, konar-göçer toplulukları yerleşik hayata zorlaması üzerine, bir bölüm konar-göçer mecburen Anadolu’da kaldı. Bir kısmı da, Suriye’deki eski yerlerine yerleşmek zorunda bırakıldı. Sonuçta bütün bunların bileşkesi olarak, 1683 tarihli kayıtlarda Halep Sancağı’nın nüfusu yaklaşık 113 bin iken, Türkmenlerin sayısı 42 bin civarına düşmüştü.

18. yüzyılın sonlarında 49 Türkmen boyunun yarısı Antep, Hama, Humus, Rakka gibi bölgelerde yerleşik hayata geçirilmiş durumdaydı. Ancak yerleşik yaşam için bölgenin güneyinde seçilen yerlerden Rakka, gerek iklim gerekse toprak yapısı bakımından Türkmen aşiretlerin yaşamına uygun değildi. Zaten bölge, çoktandır bir sürgün yeriydi. Dolayısıyla buraya yerleştirilenlerin bazıları, 18 yüzyılda eşkıyalık yüzünden yeniden zorunlu iskana tabi tutuldu. Böylece bölgenin demografik yapısı bir kez daha bozuldu.

Türkmenlerin asimilasyonu
1822 depremi ve bunu izleyen salgın hastalıklar, 1833-1840 arasında İstanbul’a baş kaldıran Mısır Hidivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın bölgeyi işgali ve kadim aşiret çatışmaları yüzünden Türkmen taifesi darmadağındı. Fırsatını bulanlar Anadolu’ya göç ettiler. Bulamayanların bir bölümü Sünni Arap aşiretleri içinde asimile oldu. Zamanla Türkçe biraz daha az konuşulur oldu, Arap dili ve gelenekleri baskın gelmeye başladı. Nitekim 1881 nüfus sayımında, 787.714 olan Halep Sancağı nüfusunun 684.599’u Müslüman olarak kaydedilmişti. Müslümanların ise sadece 71.453’ü yani yüzde 8’i Türkmen’di.

İlerde Britanya Dışişleri Bakanı olacak Mark Sykes, 1902 yılında gördüklerini seyahatnamesinde şöyle anlatmıştı: “Halep’ten Akabe’ye kadar Suriye’nin tamamı ayaklanmalar ve katliamlarla tam bir anarşi içinde idi. Halep-Şam arasında Bedeviler, çöllerin kralları gibi dolaşır, yağma yaparlardı. Şehirler Türklerin elinde idi...” Sykes abartıyor olmalı, çünkü II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılındaki yeni düzenleme ile oluşturulan Halep Vilayeti, bugünkü Halep kenti ve çevresi ile Urfa, Maraş, Kilis, Antakya ve İskenderun illerini içine alıyordu ve Birinci Dünya Savaşı arefesinde 611 bin civarında olan vilayet nüfusunun 110 bin kadarı Türkmen olup bunların 16 bin kadarı konar-göçerdi.

Suriye’nin terki

Birinci Dünya Savaşı’nı müttefiki Almanlarla birlikte kaybeden Osmanlı İmparatorluğu’nun, Suriye’deki varlığı, 25-26 Ekim 1918 gecesi askeri birliklerin çekilmesiyle sona erdi. Son çekilen 7. Ordu’nun başında Mustafa Kemal bulunuyordu. Suriye’yi Şubat 1920’de kabul edilen ‘Misak-ı Milli’ dışında bırakan anlaşma ise, Ankara Hükümeti’nin temsilcisi Bekir Sami (Kunduh) ile Fransa Başbakanı Aristide Briand arasında, Londra’da 9 Mart 1921 tarihinde imzalandı. Bu yeni statü, 1923 Lozan Barış Antlaşması ile de teyit edildikten sonra Suriye Türkmenleri, Fransız mandası altında yaşamaya başladılar.

Etnik unsurların da belirlendiği 1925 sayımlarına göre Suriye’deki toplam nüfusun yüzde 56.7’si Müslüman (Sünni) idi. Bu yüzde 56.7’nin de 38’i Arap, geriye kalan 18.5’i Türk, Kürt ve Çerkez, Türkmenlerin oranı ise yüzde 1,9 idi. Bu nüfus 1930’ların sonuna kadar görece sakin bir yaşam sürdü. Bu yıllarda Türkmenlerin liderliğini Bekmişlilerin Hacı Ali aşiretinden Kel Muhammed yürütüyordu. İddialara göre Türkiye ile arası çok iyi olan ve bunu Şapka Devrimi’ni izleyen yıllarda fötr şapka giyerek de tescilleyen (!) Kel Muhammed, Fransızlarca önce hapse atıldı, sonra zehirlendi. Onun ardından Türkmenlerin lideri Hacı Nasen oldu.

1936-1939’da sancağın Hatay adıyla Türkiye’ye katılması sürecinde Suriye Türkmenlerine yönelik baskılar arttı. (Bu süreci, bu sayfalarda, 14.10.2012 tarihli “Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay’ın ilhakı” başlıklı yazımda anlatmıştım.) O tarihe kadar, azınlıklara pozitif haklar tanıyan 1926 tarihli Suriye Anayasası sayesinde Türkçe gazete yayımlanabilirken, bu tarihten sonra bu mümkün olmadı. Hatta Türkçe konuşmak bile fiilen yasaklandı. Suriye Türkmenlerinin temel geçim kaynağı tarım ve dokumacılıktı. Fransız mandası döneminde Türkiye ile sınır ticareti engellendiği için ticari hayat çok durgundu. Bütün bunlar bir araya gelince, Türkmenler kapana kısılmış hissettiler kendilerini. 1941 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı boşluktan yararlanmak isteyen bazı gruplar, Halep’te küçük bir isyan başlattılar. Ancak, Suriye’nin Müttefik Orduları tarafından işgali üzerine, bu isyan girişimi başladığı gibi bitti. Ama huzursuzluk sürdü. 1958’de yapılan toprak reformu ile Türkmenlere ait birçok tarla, bağ ve bahçe kamulaştırıldı. Bu ve benzeri uygulamalar yüzünden 1950’ler boyunca Halep’ten Türk asıllı aileler, Türkiye’ye kaçmaya devam ettiler.

Baas döneminin sıkıntıları
1966’da iktidara gelen Baas generali Salah Cedid’in sosyalizm-milliyetçilik karışımı katı seküler politikaları Sünni çoğunlukla birlikte, bu topluluğun doğal üyesi durumundaki Türkmen azınlığı da rahatsız etti.

1970’te Suriye’de iktidara gelen Hafız Esad liderliğindeki Baas rejiminin uygulamaya koyduğu toprak reformu Baasçıların Sünni toprak oligarşisinin ve büyük tüccar cemaatinin kalbi olarak gördüğü Halep’teki kamulaştırmalardan çoğu küçük toprak sahibi olan Türkmenler de payını aldı. Buna karşılık diğer azınlıklar gibi, eğitimli Türkmenlere devlet kapısı açıldı.

1980’li yıllarda, Suriye’yi vuran ekonomik ve siyasi kriz, tüm halkı olduğu gibi Türkmenleri de etkiledi. Sınıfsal farkların keskinleştiği bu dönemde, Türkmen toprak ağalarının gücü arttı.

2000 yılında Hafız Esad’ın ölümü hem Suriye hem Türkmenler için bir dönüm noktası gibi görülmüştü. Türkiye ile Suriye 1947-1990 arasındaki Soğuk Savaş Dönemi’nde farklı kutuplarda oldukları için pek soğuk olan ilişkileri, AKP hükümeti önce iyileştirmeye çalıştı, ardından Şam’daki Emeviye Camii’nde namaz kılma hayalleri kurdu. Vardığımız nokta ortada, varacağımız nokta ise meçhul…

Türkiye ne yapmalı?

Bugün Suriye’de kaç Türkmen yaşıyor sorusuna verilecek sağlıklı bir cevap yok. Fransız manda yönetiminden başlayarak 1994 yılına kadar yapılan nüfus sayımlarında, etnik, dilsel ve mezhepsel bilgilere yer verilmediği için, Türkmen nüfusu hakkındaki bilgiler hep tahminlere dayandırıldı. Çeşitli kaynaklara göre bugün Suriye’de 360 bin ila 600 arasında Türkmen yaşadığı ileri sürülüyor. Çoğunlukla Lazkiye ve Halep olmak üzere iki ana bölgede yaşayan Türkmenler, Araplar arasında asimile olmaya yüz tutmuş olmasına rağmen örf ve âdetlerini ve dillerini sürdürmeye gayret ediyorlar. Suriye’nin kuzeybatısındaki Nusayri Dağları’ndaki toplulukların yüzde 10-15’inin Türkmen olduğu hesaplanıyor. 

Genel olarak ya çok büyük baskılar görmedikleri için ya da nüfusça az oldukları için Suriye’deki Türkmen cemaatinin siyasi etkinliği yok denecek düzeyde, dolayısıyla siyasi talepleri ‘romantik milliyetçilik’le sınırlı. Suriye içinde otonom olmak veya Türkiye ile birleşmek değil içinde yaşadıkları toplumda dillerini konuşabilmek, okullarını ve yayın organlarını işletebilmek temel talepleri. Türkiye ile kültürel ve ticari ilişkilerin geliştirilmesini yeterli görüyorlar. Dolayısıyla, bugün Türkiye’nin Suriye Türkmenleri için ‘insani yardım’ dışında yapacağı her şey Türkmenleri zaten son derece kanlı geçen siyasi çatışmaların etkisiz bir aktörü, daha doğrusu kurbanı haline getirecektir. 

Yazımın başında sözünü ettiğim ‘Irak politikası sağlıksız’ başlıklı yazıda, Irak Türkmenleriyle ilgili olarak Türkiye’nin izlediği yanlış politikaların sonuçlarını anlatmaya çalışmıştım. Benzer hataların Suriye Türkmenleri konusunda da yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz. Hatay’da ihbar üzerine durdurulan ancak içinde ne olduğunu öğrenmemize engel olunan TIR etrafında dönenler, önümüzde, hem Türkiye’yi bir demokratik hukuk devletine, hem de Ortadoğu’da savaşı kışkırtan değil, barışı inşa eden ve koruyan bir ülkeye dönüştürme görevinin durduğunu gösteriyor…

Özet Kaynakça: Ahmet Emin Dağ, "Halep Türkmenleri", Marmara Üniversitesi'nde 2010 yılında kabul edilmiş doktora tezi; Işıl Bostancı, "Halep Türkmenleri", Fırat Üniversitesi'nde 1998 yılında kabul edilmiş master tezi, Zafer Kaya, "Suriye'de Türk Varlığı", Ankara Üniversitesi'nde 1987'de kabul edilmiş master tezi; Thomas Philipp-Birgit Schäbler, The Syrian Land: Processes of Integration and Fragmentation: Bila¯d al-Sha¯m from the 18th to the 20th century, Franz Steiner Verlag, Stuttgart, 1998; Norman N. Lewis, “The Frontier of Settlement in Syria, 1800- 1950”, Royal Institute of International Affairs, Vol. 31, No. 1, January 1955, s. 48-60.