Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri

Aslında Papa Franciscus, Türkiye'yi değil, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ni ziyaret ediyor.

Papa Franciscus’un ülkemize yaptığı üç günlük ziyaret, uluslararası alanda kendini yalnızlaşmış hisseden bazı çevrelerde büyük bir mutluluk yaratmışa benziyor. Aslında Papa Franciscus, Türkiye’yi değil, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret ediyor. Bu açıdan ziyaret daha da önemli. Çünkü Roma ile Bizans arasında yüzeyde dinsel doktrinler, kilise disiplini ve ayin usulleri hakkındaymış gibi görünen, ancak özünde siyasal nedenlere dayanan kutuplaşmaların tarihi gayet uzundur.


451 KADIKÖY KONSİLİ


330’lardan itibaren Hıristiyanlaşan ve 381 tarihli I. Konstantinopolis Konsili’nde kilise hiyerarşisinin yeniden düzenlenmesini talep ederek, kendini Roma’dan sonra ikinci sıraya yerleştiren Bizans Kilisesi’nin, 451 Halkedon (Kadıköy) Konsili’nde ‘Papalığın Hıristiyan dünyasındaki diğer dört piskoposluğa (Konstantinopolis, İskenderiye, Antakya ve Kudüs) karşı üstünlüğü doktrinine rağmen, Papalıkla eşit statüde olduğunu ilan etmesi, ilk ciddi gerilimdi.






                       Rus ressam Vasily Surikov’un (ö.1848) fırçasından 451 Halkedon Konsili




Bunu 553 Konstantinopolis (İstanbul) Konsili’nde Bizans Patriği’nin kendini ‘ökümenik’ olarak tanımlaması, 726-843 yılları arasındaki ‘İkonaklazma’ (tasvir kırıcılık) dönemi, 864’te Hıristiyanlığı kabul eden Bulgarların Konstantinopolis Patriklik makamına bağlanması, aynı yıl Papalığın Bizans Patriği Fotios’u tanımaması, Fotios’un da Papa I. Nicolaus’u aforoz etmesi izledi. Bu olaydan sonra Bizans, Patrikhane'nin atası Byzantion Piskoposluğu’nun kurucu havarisi olarak Andreas’ı benimsediğini açıkladı. Kurucu havari olarak Andreas'ın seçilmesi akıllıca bir manevraydı, çünkü Yuhanna İncili'ne göre Andreas ilk havariydi ve dolayısıyla onun kurduğu kilise ‘birinci kilise’ sayılırdı!

İlişkilerin geriye dönülmez biçimde bozulması ise 1054 yılında Bizans Patriklerinin Papalıktan bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle oldu. Bunda, Bizans Patriği Mikhail Kerullarius'un fevri kişiliği ile Papalık temsilcisi Kardinal Umberto'nun kibirli tavırlarının rolü büyüktü ama bu tarihçeden de görüleceği gibi bu sonuç adeta kaçınılmazdı.


HAÇLI SEFERLERİ VESİLESİYLE YAKINLAŞMA


İlk barışma girişimi ise, 35 yıl sonra, Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos’un Konstantinopolis’i tehdit eden Selçuklular ve Peçeneklere karşı yardım talep etmek için, 1089’da Papa II. Urbanus’a bir mektup yazmasıyla başlayacaktı. Aleksios’un bir diğer amacı da Papalıkla iyi ilişkiler kurarak, ufukta görünen Haçlı Seferleri’nin imparatorluğa zarar vermesini önlemekti. Ancak, Papalık bu ricaları yerine getirmediği gibi, 1096’da belkemiğini çapulcuların oluşturduğu I. Haçlı ordusu başkent çevresini yağmalayarak Anadolu’ya geçti. (Haçlı Seferleri’nin uzun tarihini şu yazımda anlatmıştım, merak edenler bakabilirler: (okumak için tıklayın

Konstantinopolis’in 1204 yılında, IV. Haçlı Seferi sonunda Latinlerin eline geçmesinden sonra, İznik’e sığınmak zorunda kalan Bizans imparatorlarından III. İonannes Dukas Vatatzes, 1254’de Papa IV. İnnocentus’a başvurarak, Papalığın Konstantinopolis’te yeni kurulan Latin İmparatorluğu’ndan desteğini çekmesini rica etti ancak Papa’nın şartı ağır oldu. Papa, Bizans Kilisesi’nin bağımsızlık iddiasından vazgeçmesini istiyordu. Ancak o sıralarda Latin İmparatorluğu’nun yıkılmak üzere olduğuna dair emarelerin ortaya çıkması (ki 1261’de yıkıldı), İonannes’in verilecek tavizlerin beklenen karşılığa değmeyeceğini düşünmesine yol açtı ve birleşme talebi ateşini yitirdi.


KİLİSELERİN BİRLEŞME ÇABALARI


İki kilisenin birleşmesi konusundaki en önemli girişim Paleologos Hanedanı döneminde yaşandı. Latin İmparatorluğu’nu yendikten sonra bile Latinlerle ilişkiyi iyi tutmayı amaçlayan VIII. Mihael Paleologos, Sırp ve Arnavut desteğini arkasına alarak Bizans’ı işgale hazırlanan Haçlı komutanlarından Anjoulu Charles’ı durdurmak için yeniden kiliselerin birleşmesi formülüne sarıldı. Aralıksız süren görüşmeler sonunda, 1274 Lyon Konsili’nde kısmi bir barışma anlaşması imzaladı. Bu anlaşma sayesinde Charles ve müttefiki Venedikliler Bizans’la bir mütarekeye zorlanarak işgal tehlikesi savuşturuldu ancak, Bizans Kilisesi bu olaya çok kızmıştı. Mihael’in birlik aleyhtarı çevrelere karşı yürüttüğü acımasız tasfiye hareketi imparatorluk ailesi içinde bile bölünmeye yol açtı.


OSMANLI AKINLARI


1333’de III. Andranikos, 1342’de V. İonannes Paleologos yeniden Papalığa boyun eğmek zorunda kaldılar, çünkü imparatorluk dört bir yandan Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlamıştı. 1355’de Papa’ya bir mektup yazarak küçük oğlunu Papalığa rehin verme karşılığında askeri yardım talebinde bulunan V. İonannes, bu teklifi ciddiye alınmayınca 1369 yılında kalkıp Roma’ya gitmiş, kişisel olarak Katolikliği kabul etmesine ve oğlunu da rehin bırakmasına rağmen birlik düşüncesini hayata geçirmeye muvaffak olamadı.


1422’de Konstantinopolis’in Osmanlılarca kuşatılması sırasında, henüz veliahtken Avrupa saraylarına gitmiş olan VIII. İoannes 1431 yılında yeni birlik görüşmelerini başlattı. Bu görüşmeler 1438-39 yıllarında veba salgını yüzünden iki ayrı şehirde tamamlanabilen Ferrera-Floransa Konsili’nde her ne kadar Papalığın üstünlüğü hakkında belirsiz tanımlamalar yapılarak Bizans kilise adetlerinin korumalarına izin verildiyse de tüm konuların Roma’nın istediği gibi formüle edilmesi Bizans halkının şiddetli tepkisine neden oldu. Çünkü halkın belleğinde hala 1204-1261 arasındaki Latin egemenliğinin korkunç hatıraları vardı. Bizans’ı Osmanlılardan korumak amacıyla gönderilen Haçlı ordusunun 1444’de Varna’da yenilgiye uğramasıyla konsülün en önemli vaadi de yerine gelmeyince birlik hayalleri bir kez daha suya düştü.

Birlik konusundaki son girişim, XI. Konstantinos tarafından yapıldı. İmparatorluğun son günlerinde, yıllardır iki kiliseyi barıştırmayı amaç edinen Papalık temsilcisi Kievli İsidoros 12 Aralık 1452’de Konstantinopolis’e geldiğinde, Ayasofya’daki törende Roma usulü bir ayinle birliği ilan etmişti. Fakat bunalımın doruk noktasında bile başkent halkı birliğe şiddetle karşı çıktı ve bazı din adamları Pantokrator Manastırı’nda (bugünkü Zeyrek Kilise Camii) kendi mezheplerine uygun ayin düzenleyerek durumu protesto ettiler. Hatta, Bizanslı tarihçi Dukas’a bakılırsa, birlik karşıtları arasında önemli bir yeri olan megas doux (deniz kuvvetleri komutanı) Lukas Notaras “şehirde Latin papazlarının ayin taçları yerine Türk sarığı görmeyi yeğlerim” bile demişti. Bizans İmparatorluğu için her şeyin bittiğinin belli olduğu 28 Mayıs 1453 gecesi, imparator ve halk Ayasofya’da bir araya geldiğinde, ayin Ortodoks geleneklerine uygun yapılarak birleşme konusuna dramatik bir nokta kondu. Birliğin son mimarı İsidoros ise Osmanlılara esir düştü, fidye karşılığı serbest kaldıktan sonra da o günleri anlatan hatıralarını yazmakla iktifa etmek zorunda kaldı.


CEM SULTAN OLAYI


Konstantinopolis Türkler tarafından fethedildiğinde son patrik II. Athanasios görevi bırakmış ama yerine atama yapılmamıştı. Fatih Sultan Mehmed, Batı ve Doğu kiliseleri arasındaki çatışmayı canlı tutmak için 1454’te ateşli bir ‘birlik karşıtı’ olan II. Gennadios’u Rum Patriği olarak atadı. Gennadios, Osmanlılarla ilişkisini sıcak tutarken, Vatikan’a hiç yüz vermedi.

Papalık’la Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler Fatih Sultan Mehmed’in 4 Mayıs 1481 günü Gebze’de ani ve şüpheli ölümünden sonra kardeşi Bayezid’le girdiği taht kavgasını kaybeden Cem Sultan’ın 29 Temmuz 1482’de Rodos’taki Saint Jean Şövalyeleri’ne sığınmasıyla yeni bir evreye girdi. Kardeşini safdışı ettikten sonra tahtın sahibi olan (II.) Bayezid, Cem’in masrafları için şövalyelere her yıl 45 bin düka altın vermeyi kabul etti. Ama Cem anlaşma yapılırken çoktan Rodos’tan Fransa’ya (Nice’e) gönderilmişti bile. Altı yıl, üç ay, 26 gün Fransa’da hapis hayatı yaşadıktan sonra İtalya’ya gönderilen Cem, ömrünün son beş yılını Vatikan’da iki papanın (VIII. Innocentius ve VI. Alexander) himayesinde (esaretinde) geçirdi.

Bu yıllarda ne Cem tahtta hak iddia etmekten geri durdu, ne Papalık ve Macar Krallığı Cem’i kullanarak Osmanlı Devleti’ni tehdit etmekten, ne de II. Bayezid Cem’i öldürmeye teşebbüs etmekten… 1495’te Fransa Kralı VIII. Charles, İtalya’yı işgal etmiş, ülkesine dönerken de Cem’i yanında rehin olarak götürmek istemişti. O sırada rahatsızlanarak yüzü gözü şişen Cem, Papa tarafından Charles’ın birlikleriyle buluşmak üzere yola çıkarıldı ancak 24- 25 Şubat 1495’te Napoli’de son nefesini verdi. Öldüğünde 36 yaşındaydı.

Osmanlı tarihçilerinden Aşıkpaşazade ve Hoca Saadettin’e göre Papa tarafından gönderilen bir berberin zehirli ustura ile tıraş etmesi sonunda yavaş yavaş ölmüştü. Bir başka Osmanlı tarihçisi Solakzade’ye göre ise İstanbul’dan gönderilen Kapıcıbaşı Mustafa adlı berberin usturasından zehirlenmişti. Ölüm haberi İstanbul’a ulaştığında II. Bayezid’in çok üzüldüğü söylenir. Osmanlı Devleti ile Papalık arasındaki dört yıllık pazarlık döneminden sonra 1499’da Bursa’da kardeşi Şehzade Mustafa’nın yanına defnedildi.






Ortadaki sarıklı figürün Cem Sultan’ı gösterdiği sanılan “Müneccim Kralların Tapınması” adlı tablo (Mantegna, 1495-1505)



Bu tarihten sonra, Osmanlı orduları Avrupa içlerinde at koşturuyor, Osmanlı donanması Nice, Toulon, Napoli, Reggio gibi Avrupa şehirlerini tehdit ediyordu. İlk kez 1520'de Kanuni Sultan Süleyman'ın Avrupa seferleriyle başlayan birleşme çabalarının sonuç vermesi için Akdeniz'de Venedikliler’in kontrolündeki bazı Kıbrıs limanları ile Cenevizliler’in kontrolündeki Sakız Adası'ndan başka bir mevzi kalmaması gerekecekti.


YENİLMEZ ARMADA İNEBAHTI’DA


Nihayet 1570 yılında Kıbrıs’ın Magosa limanının Osmanlılar’ın eline geçmesi üzerine, Papa V. Pius inisiyatifi ele alarak İspanya kralı II. Felipe ve Venedikliler’le bir antlaşma yaptı. Bu ittifaka Cenevizler’i, Fransa'yı ve Papalığın koruması altında olan diğer şehir devletlerini de katılmaya razı etti.





7 Ekim 1571'de, Yunanistan'ın Patrai Körfezi’nde, Avrupalılar’ın Lepanto, Yunanlılar’ın Navpaktos, Osmanlılar’ın İnebahtı dedikleri yerde, neredeyse birbirine denk kuvvete sahip ve birbirine benzer bir savaş düzeni alan iki donanma arasında dört saat süren kanlı çarpışmayı ateşli silahlar açısından üstünlüğe sahip taraf kazandı. İspanyol tüfekçileri Osmanlı okçularını galebe çaldı. Arkadan dolaşarak bozgunu önlemeye çalışan Uluç Ali Paşa geç kalınca Kutsal İttifak öldürücü darbeyi vurdu ve Osmanlı donanması tümüyle tahrip oldu. Fransa Kralı IX. Charles, o dönemde Osmanlılar’ın müttefiki olmasına rağmen, bu yenilgiyi ülkesinde törenlerle kutlamış, savaş Rönesans döneminde ünlü resimlere, şiirlere konu olmuş, halk ozanları olayın şerefine şarkılar bestelemiştir. İtalya'nın birçok kent-devletinde savaşı ve zaferi anımsatmak için çok sayıda kilise yapılmış, Papa, Kutsal İttifak Donanması'nın başı Don Juan'ı, yürekliliğini, İncil'de geçen "Bu, Yahya namında, Tanrı tarafından gönderilmiş bir adamdı" ifadesini onun için söylenmiş addederek kutsamıştı.

Her ne kadar savaştan sonra padişah II. Selim "Düşman sadece bizim sakalımızı kesti. O sakal tekrar uzayacaktır" dediyse de savaş tarihçilerine göre İnebahtı Deniz Savaşı kürekli kadırgalar döneminin son ve en büyük savaşı olarak Akdeniz tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuştu.


AYASOFYA’DA DUA EDEN PAPA


Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti (sonraları İmparatorluğu) ile Papalık bir çok defa açık ya da dolaylı şekilde çatıştılar. Osmanlı döneminde doğal olarak Papalık ile Fener Rum Patrikliği’nin ilişkisi hiç olmadı.

Papalık ile Fener Rum Patrikliği arasında ilk dostane ilişki, 1964’te kuruldu. Bu tarihte önce taraflar birbiri hakkındaki afaroz kararlarını kaldırdılar, ardından Fener Rum Patriği Athenagoras ile Papa VI. Paul Kudüs’teki Zeytin Dağı'nda kucaklaştılar. Taraflar Aralık 1965’te Vatikan'da bir kere da biraraya geldiler.

Papalık ile Osmanlı İmparatorluğu’nun ardılı Türkiye arasındaki ilk gayriresmi ilişkiler 1934-1944 yılları arasında İstanbul'da Papalık temsilcisi olarak görev yapan ve Türk dostu olduğu için ‘Papa Turco’ (Türk Papa) diye anılan Başpiskopos Angelo Roncalli'nin 1958’de XXIII. Jean adıyla Papa seçilmesinden sonra kuruldu. Resmi ilişkiler ile, Papa VI. Paul’ün 25-26 Temmuz 1967’de Türkiye’yi ziyareti ile başladı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve yüksek devlet erkanının havaalanında törenlerle karşıladığı Papa, ziyaretinden iki gün önce meydana gelen Adapazarı depreminde zararg görenler için 10 bin dolar bağışta bulunduktan sonra, Ortodoks aleminin en kutsal mekanı sayılan ve 1934’ten beri müze olan Ayasofya’da 500 gazeteci ve 1 milyar kişinin izlediği tahmin edilen canlı yayın sırasında ellerini kavuşturup diz çökerek 45 saniye boyunca dua ediverince sadece Türkiye’deki milliyetçi-mukaddesatçı çevreler değil, Katolik dünyasındaki muhafazakarlar da ayağa kalktı. Daha sonra Papa’nın yanında bulunan Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’den izin alarak dua ettiği söylendiyse de, Çağlayangil’in olay sırasındaki şaşkınlığı bu iddiaları yalanlar nitelikteydi. Ancak Çağlayangil, dua olayında bir gariplik olmadığını söyleyerek ortalığı yatıştıran kişiydi aynı zamanda. (Bazı kaynaklara göre ise izni İstanbul Müftüsü veya Müze Müdürü vermişti.) Ardından Efes’teki Meryem Ana Evi’ni ziyaret ederek hacı oldu. Ve gezisini bir başka ‘olay’ olmadan tamamladı. O gittikten bir gün sonra da Milli Türk Talebe Birliği’ne mensup 150 kadar genç Ayasofya’da namaz kılarak, olayın ‘intikamını’ aldı.




                                     Papa VI. Paul, Ayasofya’da dua ederken, 25 Temmuz 1967


AĞCA’NIN SUİKAST YAPTIĞI PAPA


1978’de Papa II. Jean Paul İstanbul’a geldiğinde, karşılama töreninde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Başbakan Süleyman Demirel, Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş de vardı. Komünist Polonya kökenli olduğu için sol çevrelerin de ümit bağladığı Papa’nın Fener Rum Patrikliği’ni ziyareti ardından "İki kilisenin birleşmesinin sabırsızlığı içindeyim” demesi, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerce “Fatih’in asırlarca önce koyduğu büyük diplomatik bariyer olan Ortodoks-Katolik ihtilafını kaldırıp, tüm Hıristiyan alemini Türkiye karşısında birleştirmek” olarak yorumlanmıştı.

13 Mayıs 1981 Vatikan’da Papa II. Jean Paul’e suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca sayesinde, iki ülke arasındaki ilişkiler dünyanın gündemine oturdu. Papa, vurulduktan dört gün sonra Ağca’yı affettiğini açıklamakla yetinmedi, 27 Aralık 1983’te hapishanede Ağca’yı ziyaret de etti. Bu suikast ve Papa’nın ziyaretinin arkasındaki sır perdesi hala aralanmadı.

Uzun bir sessizlik döneminden sonra 2006’da Papa XVI. Benedictus Türkiye’ye geldiğinde, Türkiye basını, milliyetçi-mukaddesatçı çevreler ile bunlara yeni katılan 'ulusalcı' çevreler epey heyecanlanmış ve birbirinden ilginç komplo teorileri üretmişti. Papa Franciscus’un ziyaretinin ise daha soğukkanlı (yoksa ilgisizce mi demeli?) karşılandığı görülüyor. En azından bu yazıyı yazdığım saatlerde durum böyleydi. Papa’nın tarifeli uçakla gelmesi, mütevazı bir karşılama töreni istemesi, kendisine tahsis edilen araçlardan daha mütevazı olanına binmesi, ziyaretleri sırasında yolların kapatılmamasını istemesi, bizim gösteriş düşkünü devlet erkanımız üzerinde nasıl etki yaratmıştır bilinmez ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Papa ile farklı düşündüğümüz konu yok” demesi birçok kişinin Papa hakkında kötü sözler etmesini engellemişe benziyor. Erdoğan’la Papa’nın hangi konularda benzer düşündüğünü siyasi yorumculardan öğrenmeyi umarak, bu uzun yazımıza nokta koyalım….



Özet Kaynakça: Steve Runciman, Eastern Schism. A Study of the Papacy and the Eastern Churches during the XIth and XIIth Centuries, Oxford University Press, 1955, Francis Dvornik, Byzantium and the Roman Primacy, Fordham University Press, 1966, Müzeyyen Mazlum, “Osmanlı Kaynaklarına Göre II. Bayezid-Cem Mücadelesi ve Osmanlı Devleti’nin Dış Politikasına Etkileri”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 2006 yılında kabul edilmiş yüksek lisans tezi; Angus Konstam, Lepanto 1571: The Greatest Naval Battle of the Renaissance, Osprey Publishing, 2003, Fener Rum Patrikliği ile Türkiye devleti arasındaki gerilimli ilişki için: Ayşe Hür, “Oksijeni kalmayan Fener Rum Patrikhanesi” (okumak için tıklayın)