Romulus, Jülyen, Gregoryan, Hicri, Rumi...

Bugün bir yılın 365 gün, 5 saat, 49 dakika 26 saniye değil, 365 gün, 5 saat, 48 dakika 46 saniye olduğunu biliyoruz. Dünyanın Güneş etrafındaki dönüş hızı da yavaşladığı için bu süre biraz daha uzayacak. Aradaki bu minicik fark 12.000 yılında 8 ila 12 günlük bir kaymaya yol açacak. Dolayısıyla yeni bir ayarlama gerekecek

Yılbaşı “pagan gelenek” midir, “Hıristiyanların günü” müdür, “kapitalistlerin icadı” mıdır tartışmaları içinde bir yılbaşını daha geride bıraktık. Yeniyıl iyimserliğini bozmamak için bu hafta siyasi bir konuda yazmak istemeyince, yılbaşı konusunun takvimlerle ilgili yanını masaya yatırmak iyi olur diye düşündüm. Konunun eğlence yanıyla ilgili şu yazıma bakılabilir: (okumak için tıklayın)

Dairesel zaman, doğrusal zaman, göreli zaman, fiziki zaman, sosyal zaman… Zaman kavramı başlıbaşına bir yazı konusu. Doğrusal zamanı ölçmek için kullanılan takvimler bunun ancak bir alt başlığı olabilir. Onun da alt başlıkları var elbette. Dini takvim, seküler takvim gibi… Bir de ölçümde esas alınan nesneye göre sınıflandırma yapabiliriz. Buna göre yeryüzündeki değişik kültürler temel olarak üç çeşit takvim üretmişler. Dünya ile Güneş arasındaki ilişkiyi esas alan Güneş takvimleri (Arapça Şemsi takvim) Dünya ile Ay arasındaki ilişkiyi esas alan Ay takvimleri (Arapça Kameri takvim) ve bu iki sistemin karışımı olan Ay-Güneş takvimleri. Bütün bu takvimlerde kronoloji doğrusal bir yön izlemiş, yani bir olayı diğeri takip etmiş. Bugün Batı dillerinden takvim karşılığı kelimelerin neredeyse hepsi Latince ‘calendae’den gelir ki, bu kelime, ‘gelecekteki festivallerin, çarşı-pazar günlerinin günü’ demektir. Buradan da görüleceği üzere, zamanı doğrusal olarak izlemek esas olarak sosyal ve ekonomik çıkarlar için gerekiyordu. Nitekim takvimi en çok devlet kademeleri, tüccarlar ve nihayet tarihçiler kullandı ilk başlarda. Sıradan insanların takvim dışında yöntemleri vardı hayatlarını idame ettirmek için.


AY KÜLTÜ


Kısaca bu takvim türlerine yakından bakarsak: Eski kültürlerde toprağın ne zaman sürüleceğini, tohumun ne zaman atılacağını, verimli bir hasadın ne zaman yapılacağını bilmek, iyi bir av için evden ne zaman ayrılmak gerektiğini kestirmek için dünyaya en yakın gök cismi olan Ay'ın hareketlerini dikkatlice izlemek son derece mantıklıydı. Çünkü Ay'ın çevrimleri büyük bir düzenlilik gösteriyordu. Nitekim tarih boyunca çeşitli dillerde Ay için kullanılan ‘mënulis’, ‘mënuo’, ‘mina’, ‘mënesis’, ‘moonth’, ‘moon’, ‘mois’ gibi sözcükler, ‘ölçmek’ anlamına gelen Sanskritçe ‘me’den türemiştir. "Yukarıda ne olursa aşağıda da o olacaktır" şeklinde özetlenebilecek bu ilksel öngörünün binlerce yıl içinde evrensel yasalar haline dönmüş olması da hiç şaşırtıcı değildi. Ancak saf Ay takvimi kullananlar da çok değil. İlk akla gelen İslam öncesi ve sonrasında Arap toplumları, 19. yüzyıla kadar Osmanlılar. Ay’ın Dünya etrafındaki çevriminin 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,9 saniye olduğunu bugün biliyoruz. Ama eski kültürler bu kadar hassas ölçümler yapamadıkları için ortalama 29,5 günlük bir ayı esas alırlardı. Böylece 12 aylık bir Ay takvimi böylece 354 gün çekerdi. Ay takviminin en ilginç uygulamalarından biri Erken Roma döneminde yapılmıştı. Buna biraz yakından bakacağım çünkü halen Batı dünyasında kullanılan ay adları bu dönemden kalma.


ROMULUS TAKVİMİ


Latin şair Ovid’in (ö. 17-18) Fasti (Festivaller) adlı eserinden öğrendiğimize göre, Remus ve Romulus tarafından MÖ 753 yılında kuruluşundan sonra kullanılan takvim 304 günlüktü ve 10 aya bölünmüştü. Aylardan dördü 31 gün, altısı 30 gündü. Kış mevsiminin ayı yoktu. Yılın ilk ayı 31 gün çeken Martius (bizim Mart) ayıydı. Bu isim, Romulus’un babası olduğuna inanılan savaş tanrısı Mars’tan geliyordu. İkinci ayın 30 gün çeken Aprilis (bizim Nisan) idi. Ayın adı ‘açmak’ anlamına gelen aperio, aperire, apertus fiilinden veya Yunan mitolojisinin güzellik tanrıçası Aphrodite adına düzenlenen festivalden geliyordu. Üçüncü ay 31 gün çeken Maias (bizim Mayıs) idi. Ovidus’a göre bu ad tanrıça Maiestas’tan, Romalı bilgeler için kullanılan ‘maiores’ teriminden veya Roma tanrılarından Merkür’ün annesi Maia’dan geliyordu. 30 gün çeken dördüncü ayın (bizim Haziran) adı Roma Tanrıçası Juno’dan geliyordu. 31 gün çeken beşinci ay (bizim Temmuz) basitçe Latince ‘Beşinci’ demek olan Quintilis adını taşıyordu. Bunu 30’ar günlük Sextilis (bizim Ağustos) (Altıncı) ve September (bizim Eylül) (Yedinci), 31 günlük October (bizim Ekim) (Sekizinci) ile 30’ar günlük November (bizim Kasım) (Dokuzuncu) ve December (bizim Aralık) ayları izliyordu.

Romulus’un halefi ve Roma’nın ikinci kralı Numa M.Ö. 700 yıllarında 10 aylık takvimi 12 aya çıkardı. Eklenen iki ay kış mevsimine rastlıyordu. Bu iki aydan birincisine barışın ve çiftçiliğin tanrısı Janus’un adına izafeten Januarius adını verdi, diğerine o tarihlerde Etrüsk Tanrısı Februu adına yapılan geleneksel ‘Februa’ (arınma) ayinine izafeten Februarius dedi. 355 günlük bu yeni takvimde 7 ay 29, 4 ay 31, ve 1 ay 28 gündü. Ayrıca periyodu belli olmamakla birlikte bazı yıllar, Şubat ve Mart ayları kısaltılıyor, Aralık ayının sonuna iki ay ekleniyordu ve böylece ortaya 377-378 günlük ‘artık yıl’lar çıkıyordu. Yılbaşı ise, MÖ 222 yılına kadar 1 Mayıs, MÖ 153 yılına kadar 15 Mart idi. Bu tarihten sonra 1 Ocak oldu ve bu gelenek çeşitli kesintilerle de olsa günümüze kadar geldi.

Eski insanlar gece ile gündüzün Dünya’nın kendi ekseninde dönüşüyle, mevsimlerin ise Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşüyle oluştuğunu bilimsel olarak değilse bile sezgisel olarak biliyorlardı muhakkak. Bilindiği gibi 15. yüzyıldaki ‘Kopernik Devrimi’ne dek, insanoğlu Güneş’in Dünya etrafında döndüğüne inanıyordu. Bu dönüş süresinin de 365 gün 6 saatten biraz kısa olduğu Antik Yunan’dan beri biliniyordu ama nedense bu bilgi takvimlere yansımamıştı. Genel olarak Güneş yılı 365 gün 6 saat kabul ediliyordu.


MISIRLILARIN ANNUS VAGUS’U





                                                                                  (Eski Mısır Güneş takvimi)


Ancak eski toplumlar Güneş’in rolünün Ay’ınki kadar önemli olduğunu düşünmemişe benziyorlar çünkü saf Güneş takvimi kullanan eski toplum sayısı çok değil. İlk akla gelenler eski Mısırlılar, İrani toplumlar, Roma, Hint, Malay, Tay toplumları… Örneğin Eski Mısırlıların takvimleri her biri 24 saat süren 365 gün temelinde hazırlanmıştı. 365 gün, 6 saat olarak kabul edilmişti. Takvimler 365 günlük hazırlanıyor, artan altı saat, dört yılda bir, bir gün olarak takvime ekleniyordu. Bu yıla ‘artık yıl’ deniyordu. Her biri 30 gün olan 12 ay vardı. Artan 5 gün, yılın sonuna ekleniyordu. Ardından diğer yıl başlıyordu. Yılın ilk günü, Mısır gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius’un Mısır semalarında belirdiği günlerden biri olan 20 Temmuz’du. Bu gün aynı zamanda Nil’in taştığı günlere denk geliyordu. İrani toplumlar da (örneğin Zerdüştler) MÖ 503 yılından itibaren, ilk günü 1 Fervardin (21 Mart) olan Güneş takvimi kullandılar. (21 Mart’ın başta Kürtler olmak üzere çeşitli kültürlerdeki yerine dair “Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz” yazım: okumak için tıklayın)


JÜLYEN TAKVİMİ


Ama Güneş takvimlerinin en ünlüsü MÖ 46 yılında Roma İmparatoru Jules Ceasar’ın (Jül Sezar) hazırladığı Jülyen Takvimi’dir. Bu takvim günümüzdeki takvimlerin atası olduğu için burada da bir süre oyalanmak doğru olacak.

Geçmiş yüzyıllardan biriken sorunları çözmek için kolları sıvayan Jül Sezar’ın en önemli yardımcısı olan İskenderiyeli astronomici Sosigenes’in hazırladığı takvimde yıl 12 ay, 365 gündü. Sezar Romulus Takvimi’ndeki ay adlarını, biri hariç değiştirmedi. Sadece Romulus Takvimi’ndeki 5., kendi takvimindeki 7. ayın adını Julius’a çevirdi.





                                        (Jülyen Takvimi’nin müellifi Jules Ceasar, MÖ 100-44)

Yılbaşı da MÖ 153 yılından itibaren olduğu gibi 1 Januarius (Ocak) oldu. Yeni takvime göre yılın tek sayılı ayları yani 1,3, 5, 7, 9 ve 11. aylar 31 gün, çift sayılı aylarından 4,6, 8 ve10. aylar 30 gün olacaktı. 2. ay ise normal olarak 29 gün ama dört yılda bir 30 gün olacaktı. Dörde bölünebilen yıllar ise ‘artık yıl’ sayılacak, önceki yıllardan eksik kalan günler buna eklenecekti. Bsoylular doğum günlerinin değişmesine razı olmadıkları için, bazı festivallerin gününün değişmemesi için şu yol bulundu: ‘Artık Yyıl’ olduğu için zaten 378 güne çıkmış olan MÖ 46 yılına 67 gün daha eklendi ve bu yıl 445 gün oldu. Ertesi yıl normal düzene geçildi. Buna rağmen yıllarca önemli olaylar çakışmaya devam etti.

Jül Sezar’ın halefi Augustus takvim işini biraz daha karmaşıklaştırdı. Önce selefi gibi adına bir aya sahip olmak istedi ve MÖ 25-26 yılında, Sezar'ın sevgilisi Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın öldüğü ay olan, eski takvimdeki 6., yeni takvimde 8. ay Sextilis’in adını Augustus koydu. Sezar’ın ayı olan Julius’tan eksik kalmamak için de 29 çeken Februarius’tan bir gün çaldı, bunu Augustus’a ekledi. Böylece Sezar’ın tek-çift aylarla ilgili sayı sistematiğini bozdu. Ancak yaptığı olumlu bir iş de vardı. ‘Artık yıl’ meselesini, dörde bölünen yıllara bir gün eklenirden usulünden dört yılda bir, bir gün eklenir şekline dönüştürdü. Ve bu haliyle Jülyen Takvimi tam 16 asır kullanıldı.


AY-GÜNEŞ TAKVİMLERİ

Deyim yerindeyse ne yardan ne serden geçenler ise Ay-Güneş takvimleri kullandılar. Öneğin Antik Yunan, Babil, Yahudi, Budist, Hindu, Bengal, Tibet, Çin, Japon, Vietnam, Moğol, Kore toplumları Ay-Güneş takvimleri kullanılırdı. Yani ayların uzunluğu, Ay’ın çevrimlerine göre, yılın uzunluğu Güneş’in çevrimlerine göre belirleniyordu. Ama hem Ay ve Güneş’in çevrimlerine dair hesap hataları, hem de Ay ve Güneş takvimleri arasındaki farklılık zaman içinde birikerek ciddi sorunlara yol açıyordu. Bu yüzden örneğin Babil ve Yahudi takvimlerinde 19 yıllık periyodlarla bir ayarlama yapmak gerekirdi. Bu bağlamda bu iki takvim 3, 6, 8, 11, 14, 17 ve 19. yıllarda 12 değil 13 ay olurdu.
İlk Hıristiyanlar Yunan ve Roma geleneğine Yahudi geleneklerini kattılar. Böylece ortaya ‘dini takvim’, ‘sivil takvim’ ikilikleri çıktı. Ama Batı ve Doğu kiliselerinde dini takvimlerle sivil takvimler de farklı farklı usullerle oluşturuldu. Örneğin bugünkü takvimle 525 yılında, Katolik dünyasında “Efendimizin (İsa’nın) Yılı” anlamına gelen Anno Domini (kısaltması AD) kavramı ortaya atıldı. Bugün bizim Milat’tan Önce (MÖ), Milat’tan sonra (MS) dediğimiz, kavramlar bununla ilintili. MÖ deyince İsa’dan önce, MS deyince, İsa’dan sonra şeklindeki kısaltmanın Hıristiyan teolojisiyle ilgisi, bugün pek çok bilim adamını rahatsız ettiği için başka terimler üzerine kafa yoruluyor. Kaldı ki bugün, bilim adamları, İsa’nın Milat denilen yıldan 4 ila 6 yıl önce doğmuş olduğunu düşünüyorlar. Elbette İsa’nın hiç yaşamadığını düşünenler de var. Katolik dünyasında dini yılbaşı olarak, bazen İsa’nın doğduğu kabul edilen 25 Aralık, bazen Bakire Meryem’e İsa’nın doğumunun müjdelendiği gün adına Paskalya Yortusu’nda önce kutlanan Tebliğ Bayramı’na izafeten 25 Mart gününü yılbaşı kabul ediliyordu. Aslında 25 Mart, Jülyen Takvimi’nin kabul edildiği yıl, gündüzle gecenin eşit olduğu 21 Mart’a denk geliyordu.


BİZANS (ORTODOKS) TAKVİMİ

Ortodoks dünyasında (ya da Doğu kiliselerinde) ise 691 yılından Jülyen’e benzeyen bir Ay-Güneş takvimi kullanıldı. Bizanslılar ise Ay ve Güneş takvimleri arasındaki farkı gidermek için Romalılar gibi ‘artık yıl’ kullanmadılar, onun yerine dört yılda bir, Şubat ayının 24. gününü iki kez yaşadılar. İsa’nın Doğum Günü olarak “Yaradılış’ın 5509. yılının 1 Eylül” ü (Jülyen Takvimi’ne göre 14 Eylül günü) kabul ettiler. Sonradan bu tarihleri bir kaç değiştirdiler. İsa’nın doğum tarihi 21 Mart oldu. Bizans’ın 1453’te sona ermesinden sonra Ortodoks takvim sistemi Balkan ülkeleri ve Rusya tarafından devam ettirildi elbette.


HİCRİ KAMERİ TAKVİM


Bunlar olurken İslam dünyasında durum şöyleydi: Arapların kullandığı Ay (Kameri) takvimi, İslamiyet döneminde de kullanılmaya devam etti. Bu takvim 29,5 günlük 12 aydan, 354 veya 355 günden oluşuyordu. Biruni ve Mesudi’ye göre, Arabi ay adları çağlar boyu değişmeden kalmıştı. Bunlar sırasıyla Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemazilevvel, Cemazilahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce idi. (Adların kökeni konusunda sağlam kaynak bulamadığım için bu konuyu geçiyorum.)

İslami geleneğe göre, Hicret’ten (Miladi 622) 17 yıl sonra Ömer’in halifeliği sırasında takvim reformu yapıldı. Buna göre Hicret yılı, 1. yıl kabul edildi. Daha önce yıllar rakamla değil o yıl gerçekleşen önemli olayların isimleriyle anılırdı. (Örneğin Fil senesi, Fil senesinden iki sonraki sene, Kabe'nin tamirinin yapıldığı tamir senesi, sel senesi gibi.) Bu tarihten sonra, Hicri 1, Hicri 2,… diye adlandırılacaktı.

İslami kaynaklara göre Hicret’in ne zaman başladığı, ne zaman bittiği konusunda farklı tarihler veriliyor var yaygın olarak kabul edildiği üzere Hicret, Miladi Takvim’e göre 20 Eylül 622’de tamamlanmıştı. Bu gün Arabi 8 Rebiülevvel gününe rastlıyordu. Ancak yeni takvimin başlangıcı Rebiülevvel değil eskisi gibi Muharrem oldu. Ama 1 Muharrem’in (takvimin kabul edildiği yıl Miladi Takvim’e göre 16 Temmuz 622) özel bir gün olması söz konusu değildi. 688 yılında 10 Muharrem’de yaşanan Kerbela Olayı’nın ardından ortaya çıkan anma ve bayramlar için ise şu yazıma bakılabilir: “Kerbela Olayı: Gerçek mi mitoloji mi?” Okumak için tıklayın)



                          (19. yüzyılda çizilmiş bir gravürde Medine’deki Mescid-i Nebevi)



‘SIVIŞ YIL’ BUHRANLARI

 

2012 yılında kaybettiğimiz Profesör Halil Sahillioğlu’nundan öğrendiğimize göre İslam devletlerinin gelirlerini oluşturan faaliyetler (örneğin tarım, hayvancılık, balıkçılık) Güneş’in çevrimine olmasına karşılık, harcamalar için Ay takviminin kullanılması ciddi mali buhranlara yol açmıştı. Çünkü Ay ve Güneş’in çevrimleri arasındaki 11 günlük farklar yüzünden 33. yıla tek bir hasıla (ürün, gelir vs.) isabet ederken tek hasıladan iki vergi almak mümkün olmayınca da mahsulu¨ bu iki yıldan birine sayıp edip digˆerini atlamak gerekiyordu. Bu sorunu aşmak için her 33 yılda bir takvimde bir yılı atlamak gerekiyordu. Ancak 33 yıl uzun olduğundan bazı dönemlerde tashih unutuluyor, bazı dönemlerde gecikerek uygulanıyordu. Düzeltme yapılmadığında da bütçe sıkıntısı baş gösteriyordu. Aynı takvimi kullanan Osmanlı Devleti’nde de bu sorunlar yaşanmıştı. Hatta Halil Sahillioğlu’na göre Osmanlı’nın en büyük mali buhranlarının ardında ‘Sıvış Yıl’ denilen bu kayıp yıl meselesi vardı.


GREGORYAN (MİLADİ) TAKVİM


İslam dünyası Ay takviminin ciddi sorunlarını yüzeysel önlemlerle geçiştirmeye devam ederken Katolik Kilisesi’nde Güneş’in çevrimlerinin kılı kılına esas alındığı bir takvim yapma ihtiyacı 16. yüzyılda iyice belirginleşmişti. Bu fark da özellikle Paskalya Yortusu’na bağlanan ilkbahar ekinoksunda (21 Mart) belli oluyordu. Örneğin 325 tarihinde toplanan İznik Konsili sırasında Paskalya Yortusu 21 Mart’a rastlıyorken, 1582 yılında 11 Mart’a rastlıyordu. İki tarihi üstüste düşürmeye azmeden Papa 13. Gregory dönemin önemli bilim adamlarıyla özellikle de astronomi bilgini Clavius’la müzakere ettikten sonra güneşin çevrimini kılı kılına esas alan bir takvim hazırlanmasına karar verdi. (Bu sürenin 365 gün, 5 saat, 49 dakika 12 saniye olduğu hesaplanmıştı.) Tarihe Gregoryan Takvimi diye geçecek, bizim Miladi Takvim dediğimiz bu düzenleme 4 Ekim 1582 Perşembe gününü izleyen günün, 15 Ekim Cuma 1582 olarak tashih edilmesiyle yürürlüğe girdi.





     (Papa 13. Gregory’nin danışmanı olan astronomici Christopher Clavius 1538-1612)



Ancak Gregoryan Takvimi, uzun süre Katolik ülkelerine has kaldı. Örneğin Protestan Britanya, bu takvimi ancak 1752’de kabul etti. Britanya yılbaşını da bu tarihe kadar 25 Mart olarak kutladı. Ancak İrlanda takvimi kabul etmediği halde 1600 yılından itibaren yılbaşını 1 Ocak yaptı. Ortodoks dünyası ise daha dirençli çıktı. Rusya’da bizde Deli Petro diye ünlenen Büyük Petro zamanında (1672-1725) ancak Jülyen Takvimi’ne geçildi. Rusya’yı Bulgaristan izledi. Bu iki ülkenin Gregoryan Takvimi’ne geçmesi, Birinci Dünya Savaşı’na takvim farklığı yüzünden savaşa rakiplerinden 13 gün sonra girmeleriyle oldu. Yunanistan ancak 1923’te Gregoryan Takvimi’ne geçti. SSCB’nin tüm cumhuriyetlerinde Gregoryen’a geçiş 1930’da tamamlandı.


OSMANLI’DA RUMİ TAKVİM’E GEÇİŞ


Tekrar Osmanlı ülkesine dönersek: İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya göre Hicri takvimin Miladi aylarla oluşturulmuş şekli ilk kez Miladi 1579 yılında kullanılmıştı. Miladi 1677’de Baş Defterdar Hasan Paşa, IV. Mehmed’e, ‘Sıvış Yıl’ buhranlarından kurtulmak için mali konularda Jülyen Takvimi’ni kullanmayı önerdi, bu önerisi kabul edildi. 1740’da I. Mahmud, mali yıl başlangıcını Nevruz’dan (21 Mart) 1 Muharrem’e sabitleyerek biraz daha hafifletmeye çalıştı. Ama 1794 yılında, Hazinedar Moralı Osman Efendi, I. Abdülhamit’e, Kameri ve Şemsi yılların farklarından doğan zarardan kurtulmak için yılın uzatılmasını önerdiğine göre sorun devam ediyordu.
Miladi takvim ilk kez Miladi 1831 yılında gazetelerde kullanılmaya başladı. Bugün yayın biçimde Miladi 13 Mart 1840’de, Hicret’i başlangıç kabul eden ama Güneş yılına dayanan Rumi Takvim’in (Rumi adı Roma’ya izafeten konmuştu) uygulamaya konulduğu kabul edilirse de, A. Necati Akgür’e göre bu tarih, takvimin hesaplanmaya başladığı tarihti. Takvimin kullanılmaya başlaması ancak 1860’larda olmuştu. Hatta Rumi Takvim’in ilk kez bir gazete (Vakit) tarafından kullanılması 1875’i bulmuştu. Rumi Takvim’in yaygınlaşması Kanun-ı Esasi’nin kabulünden (1876) sonra, yani II. Abdülhamid döneminde oldu.

Ancak 1839,1872, 1912 yıllarına rastlayan Sıvış Yıl’ların Kameri takvimden silinmesi unutulduğu için Kameri takvimle Şemsi takvim arasındaki fark üç yıla çıkmıştı. Ayrıca ilk günü 1 Mart 1256 olan Rumi Takvim, Miladi Takvim’den 13 gün gerideydi. İlkini değil ama ikinci farkı gidermek ancak Rumi 15 Şubat 1332 gününü (Miladi Takvim’e göre 28 Şubat 1917) izleyen günün 16 Şubat yerine, 13 gün atlanarak 1 Mart 1333 yapılmasıyla giderildi. 1333 yılı 10 ay sürdü çünkü Miladi Takvim’le biraz daha uyum sağlamak için 1334 Rumi yılı 1 Kanun-ı Sani (bugünkü adıyla 1 Ocak) ile başlatıldı.


CUMHURİYET’İN ‘TAKVİM DEVRİMİ’


Müneccimbaşılık makamı 1924’te yani Cumhuriyet döneminde, son Müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi’nin ölümüyle sonlandı. Ay adları değişmemekle birlikte 1330’lü yıllar yerine 1900’lü yılların kullanımı ise ancak Rumi Takvim’e göre 26 Kanun-ı Evvel 1341, Miladi Takvim’e göre 26 Aralık 1925 günlü Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik Yapan Kanun’la mümkün oldu. (Tarihleri günü gününe çevirmek için hesap cetvelleri var ama yıl olarak çevirmek için Rumi yıla 584 eklemek yetebilir.) 1926 yılı ve sonrasında 1 Ocak’taki ilk yılbaşı kutlamaları için şu yazıma bakabilirsiniz: “Kafir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı”, okumak için tıklayın)

Teşrin-i Evvel, Teşrin-i Sânî, Kânûn-ı Evvel ve Kânûn-ı Sânî adları 10 Ocak 1945’te Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak oldu. Mali yılbaşının 1 Mart olması ise 1981’e kadar devam etti. 

 
                                                                 (1930’lardaki bir Cumhuriyet balosundan)

Bugün kullanılan diğer ay adlarının kökenlerine gelince: Ocak (Türkçe, ocaktan), Şubat (Aramice-İbranice Şabat’tan), Mart (Latince Martius’tan), Nisan (Aramice Nisan’dan), Mayıs (Latince Maius’tan), Haziran (Arapça Haziran’dan), Temmuz (Aramice-İbranice Tammuz’dan), Ağustos (Latince Augustus’tan), Eylül (Aramice Elul’den), Ekim (Türkçe ekmek’ten), Kasım (Arapça kasame’den), Aralık (Türkçe ara’dan) geliyor.


BİTİRİRKEN

Bugün bir yılın 365 gün, 5 saat, 49 dakika 26 saniye değil, 365 gün, 5 saat, 48 dakika 46 saniye olduğunu biliyoruz. Dünyanın Güneş etrafındaki dönüş hızı da yavaşladığı için bu süre biraz daha uzayacak. Aradaki bu minicik fark 12.000 yılında 8 ila 12 günlük bir kaymaya yol açacak. Dolayısıyla yeni bir ayarlama gerekecek. “Ooooo, oraya daha çok var” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, ama 1988’den beri astronomi uzmanlarının kullandığı ISO 8601 adlı tarihleme sistematiğine göre bugüne dek hep ihmal edilen 0 yılı eklendi tarihsel dizgeye. (Yani -1, 0, 1 diye gidiyor kronoloji) Şu aralar, haftaların, günlerin her ay, her yıl farklı bir güne rastlamasından şikayet edenler bunları da standartlaştırmanın yollarını arıyorlar. Bunlar bir yana, bu tarihçe şunu göstermiş olmalı ki, 1 Ocak, İslamcı çevrelerin iddia ettiği gibi Hıristiyan ilahiyatı ile ilgili bir tarih değil. Hatta pek çok Hıristiyan için hiç makbul bir tarih değil. Yılbaşı kutlama geleneğinin Noel’le de bir ilgisi yok. Çünkü yukarıda linkini verdiğim yazıyı okumuşsanız göreceğiniz üzere Katoliklerde İsa’nın doğum tarihi olarak Miladi 25 Aralık, Ortodokslarda 6 Ocak tarihi ‘Theophany’ kutlaması yapılıyor. Ortodoks dünyası için İsa’nın doğduğu gün hala 1 Eylül.

Dolayısıyla 1 Ocak’ta sofu Hıristiyanlar da aynen sofu Müslümanlar gibi muhtemelen “bugün nereden çıktı?” diye homurdanıyorlar. İslam dünyasında yılbaşı geleneği yok dolayısıyla bu günü benimsemeyen Müslümanların tavrı anlaşılabilir. Ancak benimsememe ile karşı olma hatta düşmanlık arasında büyük fark var. Son olarak Yılbaşı kutlamalarına israf, takvaya ters olması gibi gerekçelerle karşı çıkan Müslümanlar olabilir elbette. Ama bunda ölçünün ne olduğunu kestirmek zor. ‘Bir hırka bir lokmaya’ kadar gider işin ucu. Elbette para dolu ayakkabı kutularına, milyonluk saatlere, rüşvet konuşmalarına, görüntülerine, milyarlık camilere, trilyonluk saraylara gıkı çıkmayanların, yılbaşı kutlamalarına karşı çıkarken kullandıkları argümanların samimiyetine inanmak mümkün değil.



Özet kaynakça: Norbert Elias, Zaman Üzerine, Ayrıntı Yayınları, 2000, Arno Bost, Avrupa Tarihinde Zaman ve Sayı, Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, Dost Kitabevi, 1977, The Study of Time, I-II, Editörler: J. T. Fraser-N. Lawrence, Springer-Verlag, 1975, D. E. Duncan, Calendar: Humanity's Epic Struggle To Determine A True And Accurate Year, HarperCollins, 1999, Halil Sahillioğlu, “Sıvış Yılı Buhranları”, İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 27, Sayı 1-2 (1967) s. 75-111, http://www.journals.istanbul.edu.tr/iuifm/article/view/1023007501/1023007004 , A. Necati Akgür, “Rumi ve Miladi Takvimler I-XII”, Yazı dizisi, Toplumsal Tarih Dergisi, S. 59-70, S.H. Taqizadeh, “Various Eras and Calendars Used in the Countries of Islam”, Bulletin of the School of Oriental Studies, 10, 1937-39a, s.903-922, “Zamanın Harikası:Takvim”, Cogito, S. 22.