Siyasi 'günah keçisi' olarak viski

Viskinin bir kez tadına bakmışlığım vardır o kadar. Ama viski üzerine yazmak hakikaten keyifli bir iş oldu benim için. Hele "J&B markası tersten Kürtçede 'yaşasın' anlamına gelen 'biji' diye okunur, renkleri de Kürt bayrağındaki gibi kırmızı-yeşil-sarıdır" şeklindeki absürt çıkarımların kol gezdiği günlerde...

Bu haftanın yazısı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘'İzmir’de, Marmaris’te yazlıklarında yatıp, AKP’nin olmasın diye oyunu MHP’ye vermeyen; ama HDP’yi Meclis’e taşıyan zavallılar, Türkiye’nin kaymağını yiyenler, Boğaz’da, yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’ye veren şerefsizler. Şimdi, HDP ile koalisyonu kurun!’' sözlerinde geçen ‘viski’ye dair. Konunun ‘şeref’ ile ilgili analizini bir ölçüde Mümtazer Türköne yapınca (okumak için tıklayın) bana da işin keyifli yanı kaldı. Merak edenler olabilir, sosyal ortamlarda bir iki kadeh şarap veya yazları bir iki bardak biradan gayri içki içmem. Adabıyla, güzel güzel içenlere ise bayılırım. Viskinin ise bir kez tadına bakmışlığım vardır o kadar. Ama viski üzerine yazmak hakikaten keyifli bir iş oldu benim için. Hele de “J&B markası tersten Kürtçede ‘yaşasın’ anlamına gelen ‘biji’ diye okunur, renkleri de Kürt bayrağındaki gibi kırmızı-yeşil-sarıdır” şeklindeki absürt çıkarımların kol gezdiği günlerde…

“Ülkede kan gövdeyi götürürken, iktidar adım adım 1990’lara ricat ederken, milliyetçi-mukadesatçı ittifak HDP’de temsil edilen Kürtlere ve onların destekçilerine karşı sözlü ve fiziksel saldırıya geçmişken, bu konu nereden çıktı?” diye sitem etmeyin lütfen, çünkü belki de bu tür hafif konuları ele alabileceğimiz son günleri yaşıyoruz. Bırakın da bu son fırsatları değerlendireyim arada…  

Viskinin siyasi kültürümüzdeki yerine dair bir fikir vermekten öte bir hedefim yok. Zaten bir pazar yazısından daha fazlasını bekleyen de yoktur diye umuyorum.

AQUA VİTAE, AB-I HAYAT, UISGE BEATHA

 Önce viskinin tarifini verelim. Ama bir ansiklopediden değil, 11 Ocak 1951 tarihli Milliyet gazetesinden:  “İngiliz dilinde ‘Whisky” şeklinde yazılan iyi viski, tıpkı iyi şarap ve aşık olma gibi tabiatın bir sırrıdır denilebilir. Birbirinden birkaç kilometre mesafedeki iki mahalde aynı malzeme ve aynı usullerle imal eilen iki viskinin arasındaki çeşni, koku ve karakter farkının tamamıyla değişik olduğu vakidir ve bunun hakiki sebebini tamamıyla kimse bilmez. Muhtemel olarak bu farkın başlıca sebebi imalatta kullanılan suyun hususiyetlerinden ileri gelmektedir. İmalat tekniğindeki hafif farkların ise, fabrikanın kuruluş tarzı ve iklim şartlarının da tesirleri olsa gerektir. Geçen asırda kuzey İskoçya'nın en büyük viski imal edilen kesimlerinden Speyside’da bir fabrika açılmış ve piyasaya çok tutulan bir marka arz etmiştir. Sürümünü arttırmak isteyen firma sahibi biraz ötede aynı çayın daha aşağısında ikinci bir imalathane açmıştır. Fakat imal edilen viski ilk imalathanede çıkan viskiden tamamıyla değişik olmuştur. Her iki cins hâlâ piyasadadır. Amatörler bunları birbirinden kolayca ayırtedebilmektedir. İmal ettiği viskiden pek memnun kalmayan diğer bir fabrikatör, tasfiyehanesinin biraz ötesinde ikinci bir imalathane açmış, suyunu aynı kaynaktan temin etmekle beraber kusursuz ve mükemmel bir viski imaline muvaffak olmuştur. Bu farklar suyun ihtiva ettiği madenler miktarındaki son derecede tahavvüllerden (değişmelerden) ileri geldiği zannedilmektedir. Şimdi bildiğimiz şekliyle viskinin ilk defa ne zaman yapıldığını kesin olarak tespit etmek müşküldür. Bunun sebebi şudur: Eskiler distalasyonlar için kullandıkları ham maddeler ne olursa olsun elde edilen alkole ‘aqua vitae’ veya abıhayat (yaşam suyu) adını verirlerdi. Viski kelimesi de aslında abıhayat manasınadır. Gaelik (Britanya Adası’ndaki Gal) dilinde bu manayı ifade eden ‘Uisge Beatha’ aslından gelmektedir. 18 inci asırdan kalma kitaplarda bu kelime ‘Uskebaf’ (usquebaugh) şeklini almış fakat tedricen (zamanla) telaffuzunu kaybederek yumuşamış ve içkinin adına viski denilmiştir. O devirlerde bile, imalatının en mühim kısmı kaçak olmakla beraber İskoç viskisi İngiltere’de tutunmuştu. Halis imbik demi viskiler başlıca 3 dibe ayrılır. Highland viskileri başta gelir. Bu cinsin en iyi çeşitleri Skye adasında imal edilir. Batı Highland viskilerinin en makbulleri Islay adasında çekilmektedir. Üçüncü tip muhtelif cins Lowland viskileridir. Bunlar daha az makbuldür. Kanunen viskinin 3 yıl fıçıda dinlendirilmesi lazımsa da ekseri imalatçılar bilhassa daha sert viskileri en az 7 yıl dinlendirmektedir. İdeal olarak viskinin kiraz ağacından mamul fıçılarda dinlenip yaşlanması lazımdır. Ancak devrimizde yaş kiraz ağacı fıçıların tesiri viskiye karamel şeklinde şeker ilavesiyle elde edilmektedir.”

Uzun bir alıntı farkındayım ama viskiyle ilgili bilmemiz gereken temel bilgileri içerdiği için aktarmakta yarar gördüm. (Daha fazlasını merak edenler kendileri araştırabilir.)

 

DEMOKRAT PARTİ VE VİSKİ PATLAMASI

Viskinin Osmanlı ülkesine gelişi 19. yüzyıla kadar gider ama lafı çok uzatmamak için oralardan başlamadım. Türkiye’ye ilk ne zaman geldiğini ise tespit edemedim ama gazetelerde viskiye yoğun olarak, 1950 yılında değiniliyor. Bu da mantıklı çünkü II. Dünya Savaşı’nın ardından Batı Bloku içinde yer almaya karar veren CHP’nin başlattığı süreci, 14 Mayıs 1950’de ezici çoğunlukla iktidara gelen DP büyük hevesle benimsemişti. (1)1923-1938 arasında Türkiye-ABD ilişkileri için: Okumak için tıklayın, 2)1939-1980 arası ilişkiler için: (okumak için tıklayın)  Öyle ki, bu yazıdaki temel kaynağım olan Milliyet gazetesinde Peter Cheney adlı bir yazarın “Kadınlar İşe Karışıyor” adlı polisiye tefrikasında neredeyse her gün bir kaç kez viski kelimesi zuhur eder olmuş. Gazetenin 6 Ağustos 1950 günlü nüshadaki küçük bir haber ise şöyle: “Sirkeci’deki Tekel Satış deposunda bir yolsuzluk hadisesi meydana çıkarılmış ve satış ambar memurlarından Ahmet Karaoğlu’nun 200 şişe viskiyi satarak tutarı olan 7.000 lirayı zimmetine geçirdiği anlaşılmıştır. Vaziyetin anlaşılması ve müfettişlerin işe el koyması üzerine kaçan Ahmet Karaoğlu yakalanarak tevkif edilmiştir.”

Gazetenin 1950 yılı arşivlerini taradığımda karşıma o kadar çok ‘viski’ konulu haber çıktı ki “Acaba hükümet halkı viskiye alıştırılmak için gazetelere özel ricada mı bulunmuş” diye düşündüm… Örneğin 28 Eylül 1950 tarihli gazetede General Mac Arthur’la ilgili bir yazıda “Çalışma dışında suvareler, eğlenceler diye bir şey yoktur. Her beş senede bir bardak viski içer. Amerikalılara göre general dediğin böyle olur” diyor yazar. Ön sayfada ise Generalin sadece Japonya’nın işgalinin yıldönümünde adeti hilafına iki bardak viski yuvarladığını okuyoruz. 4 Mart 1951 tarihli gazetedeki bir haberde ise Türkiye’ye 8 ton viski ithal edildiğini öğreniyoruz. 1 Kasım 1951 tarihli bir haberde, New York limanlarındaki liman işçilerinin grevi yüzünden 1 milyon dolar kıymetinde 1000 kasa viski ile 500.000 dolar kıymetinde 26.000 kasa İtalyan şarabının limandan çıkarılamadığı ve geldikleri yerler olan İskoçya ve İtalya’ya geri gönderildiği yazılı.

Bu yıllarda gazetede tefrika edilen Kemal Ragıp imzalı ve ‘Milli Roman’ alt başlıklı “Acıların En Büyüğü” adlı tefrikada Abdülvahap adlı kahraman sürekli viski içen biri olarak karşımıza çıkıyor. Ümit Deniz’in “Kral Faruk Bir Cani miydi?” tefrikasında Kral sürekli viski içiyor. J. Latimer, William Woldock, Harold Robbins ve hatta Refik Halit Karay’ın tefrikalarında bile her gün “doldur bir viski”, “buz gibi viski”, “viskisini yudumladı” türü cümleler okuyoruz.  Gazetede her gün “ABD’de viski içme rekoru kıran adam”, “viskili diş macunu”, “viski kaçakçıları”, “viski hırsızlığı”, “bedava viski ziyafeti”, “viskinin tesiri nasıl olur?”, “iyi viskiyi nasıl anlarsınız?”, “Boksun Siyah İncisi Joe Louis emekli olduktan sonra viski işine girdi” türünden haberler boy göstermiş. Kısacası içinde viski kelimesi geçmeyen bir nüsha yok…

Viski, bira ve 20 dereceden düşük alkollü içkilerin (tuz, barut, dinamit ve av malzemeleri ile birlikte) Tekel’den alınıp özel teşebbüse bırakılması da 20 Temmuz 1954 tarihinde gerçekleşiyor. (1957’de, Menderes, viski değil ama Çanakkale’de şarap fabrikasının temelini atıyor…)

MÜJDE! TÜRK VİSKİSİ YOLDA! 

20 Mart 1958 tarihli gazetede haber şöyle: “Kayseri şilebi 15 bin kilo viski getirdi. Kayseri gemisi bundan önce de 4000 kilo iskambil kağıdı getirmişti.” 6 Mayıs 1958 tarihli gazetede ise DP İzmir İl Başkanı Faruk Tunca ile Jokey Kulübü Müfettişi, eski İzmir mebuslarından Muzaffer Balaban’ın da aralarında bulunduğu bir grup kişinin viski kaçakçılığından yargılandığını öğreniyoruz.

29 Eylül 1958 tarihli gazetede müjde veriliyor: “Türk viskisi 1959 yılı başında satışa çıkacaktır.  Adı da “Türk Viskisi” olacaktır.” Ancak 25 Mayıs 1959 tarihli gazetede ‘Türk viskisi’nin tecrübelerinin müspet sonuca ulaşmadığı, bu yüzden viskinin çok beklenmesi gerektiği açıklanıyor. Üzüntüyü tahmin edebilirsiniz… Elbette telafi yöntemi belli. Samsun vapurunda kaçak viski yakalanır. Bir Rum kilisesinde katiplik yapan Somalaki’nin evinde kaçak viski bulunuyor. Bir ay sonra da hükümet 150 bin şişe viski ithal ediyor.

EMPERYALİSTLER VİSKİ İÇER!

Viskinin, Batı’nın Türkiye üzerindeki ‘kötü emelleri’ ile ilişkilendirilmesi, bu yıllarda ufak ufak boy gösteriyor. Mesela 8 Haziran 1959 tarihli Milliyet’te Kıbrıs meselesini görüşmek Cenevre’de bir araya gelen “dört hariciye vekilinin görüşmeler sırasında içkileri devirdiği” yazılı. Sovyet vekili Gromiko votka, İngiliz vekili Slwyn Lloyd viski, Fransız Murville konyak, ABD vekili Herter Kanada viskisi içiyormuş…

6 Ağustos 1959 tarihli gazetede Yunan armatör Onassis’in gemisiyle gelen Lord Churchill’in buzlu viskisini yudumladığı bir kaç kez belirtiliyor. Bir kaç gün sonraki haberde daha alaylı bir dil kullanılmış. Güya motorcular “Churchill’e giden yok mu? Güvertede oturmuş viski içiyor!” diye dolmuş yapıyorlarmış.

8 Ağustos 1959 tarihli gazetede SSCB lideri Kruşçev’in Moskova havaalanında bir Amerikan jet uçağını gezdiği ve Amerikan  Büyükelçisi L. Thomson ile viski kadehini tokuşturarak şakalaştığı yazılı. Haberin başlığı da “Viskiye alışıyor.”

Bu arada viski ithalatı da tüm hızıyla sürüyor elbette. Örneğin 24-26 Haziran 1959 tarihli haberlere göre “ithal edilen 300 bin şişe viskinin ilk partisi Muğla şilebi ile İstanbul’a gelmiştir. Şişesi 75 veya 80 liradan satılacaktır.” 1957’ten itibaren Milliyet’te çizen Turhan Selçuk’un viskili karikatürleri de bu tarihlerde boy gösteriyor. Örneğin birinde kahveci, çay ocağına ‘Skoç viski biiiiirrrr!” diye sesleniyor… Bir başkasında bir bebeğe biberonla viski içiriyor annesi.

PASTIRMA-SUCUKLA VİSKİ İÇEN KÖYLÜLER

‘Turhan Selçuk abartıyor mu?’ diye düşünenlere, yılların ünlü yazarı Çetin Altan ‘Taş’ adlı köşesindeki şu satırlarla adeta cevap veriyor: “Gazetelerde şirin bir havadis vardı. Köylülerimiz bayilere yeni dağıtılan ithal malı Skoç viskileri çok beğeniyor ve bira içer gibi pastırma, sucuk, kaşar peyniri ve cacıkla bol bol viski içiyorlarmış. Evet, viski ve pastırma, viski ve cacık… Şöyle püfür püfür bir gazinoda kasketi yana yıkıp bir ayağını da altına aldın mı oh kekah… Neye gülüyorsunuz? Aslına bakarsanız neşir yasaklı, Gösteri Yürüyüşü Kanunlu, mevkuf (tutuklu) gazetecili demokrasi ile pastırmalı viski arasında hiçbir fark yoktur. Medeniyetten görgü ile bilgiyi çıkartırsanız geriye daima aynı şey kalır: Hazin bir komiklik… Ben olsam on kişinin aynı yatakta yattığı, ocağında tezek yakıldığı kerpiç damlı köyün ortasında, sarmısaklı cacıkla viski içen köylünün resmini çeker, kalkınan Türkiye’ye rozet yapardım…” Anlayacağınız, günümüzde bazı kesimlerin bazı kesimleri küçümsemek için kullandığı “lahmacunla viski içenler” tanımı çok eskilere gidiyor.

Altan bu işe kafasını takmışa benziyor çünkü 18 Ağustos 1959 tarihli köşesinde de “Deli olmak işten değil… Tütüncüde viski var da eczanede Terramycine yok… Bu ilaca muhtaç binlerce hasta, kalkınma nutku dinleyerek ölecek…. Ben mi çıldırıyorum, yoksa hapimiz mi oynattık….” diyor. 

“VİSKİNİN ÇELİMSİZLEŞTİRDİĞİ TÜRKLER”

Sadece Çetin Altan değil Refii Cevat Ulunay da şikayetçi İnhisarlar (Tekel) İdaresi’nden. Bakın ne diyor 25 Eylül 1959 tarihli sütununda: “Bir vakitler bastığı yeri titreten Türk, alkol iptilası ile günden güne çelimsizleşiyor. İnhisar, bu iptilayı mükemmel surette körüklüyor. Zavallı Fahreddin Kerim’in Yeşilay’ı, işi yoksa ‘Su içelim, ayran içelim, şerbet içelim” diye bağırsın. Millet rakı içiyor, sonra da ‘Ne yaptığımı bilmiyordum” diye birbirini öldürüyor. (…) Şimdi rakı kafi değil… Viski getirtiliyor. Çin çin! İçelim efendim, birer viski içelim, İnhisarın şerefine!… Bu kadarla kalmıyor. Kötü gün dostu Kızılay Cemiyeti tarafında getirilen onaltı ton, yani on altı bin kilo iskambil, yani kumar kağıdı da evvelki gün limana gelmiş. Kızılay… Sonra kumar… Bu nasıl olur?”

7 Kasım 1959 tarihli ‘Dinleyici’ adlı sütunda, doktor, besteci Bülent Tarcan viskiyi belki de ilk kez (Bahçeli’ninkine yakın) pespayeliğin nişanesi olarak şöyle kullanıyor: “Güçlükle elde edilen bir bilet sayesinde, aylardan hatta senelerden beri özlenen büyük bir artisti koltuğundan ibadete yakın bir ruh haleti içinde dinleyen, onun her namesini yudum yudum için kimsenin zevkine göre, elinde viski bardağı ile dostları arasında dolaşırken öte yandan durmadan konuşan bir kalabalığın gevezeliğine fon teşkil eden meşhur bir senfoni ve operaya da kulak kabartan zatın duygusu şüphesiz çok pespayedir….”

İNÖNÜ, BAYAR VE MENDERES VİSKİ İÇER MİYDİ?

23 Ocak 1960 günü Tekel bütçesi görüşülürken bir DP milletvekilinin muhalefetin eleştirisine sebep olan viski ithali meselesine karşı savunma olarak “İsmet İnönü de viski içiyor” şeklinde sözler sarf edince tartışma çıkıyor. CHP Milletvekili Emin Soysal “İsmet İnönü içki müpelası ve itiyadını taşıyan bir adam değildir. Bu büyük devlet adamı şu anda sigara bile içmiyor. Bu nevi küçük sözlerle onu lekeleyemezsiniz” diyor. CHP’li vekiller, DP’lileri ve bazı bar artistlerinin ayaklarını viskiyle yıkamakla suçluyorlar. Viskinin DP döneminde popülerleştiği ortada iken ve bu tartışmaların yapıldığı yıl her ay 10 bin şişe viski içildiğini yazarken gazeteler, DP’nin değil de CHP’nin ve içki içmediği bilinen İnönü’nün suçlanması ilginç değil mi? Nitekim dünya çapında ünlü barmenimiz Vefa Zat, yıllarca içki servisi yaptığı liderlerin içki tercihleriyle ilgili şunları söylemişti 2012 yılında: “Adnan Menderes viski severdi. Celal Bayar ve İsmet İnönü meyve suyu içerdi.”

Ama CHP’nin intikamı yoldaydı elbette. DP iktidarı için ölüm çanlarının çalındığı günlerde, Mart 1960’ta meşhur Vatan Cephesi Ocağı kurucularından eski opera sanatçısı Hüsamettin Ünder ve  operacı Adnan Aydan’ın evlerinde yapılan aramada 700 gram afyon, bir tabanca, külliyetli miktarda tabanca mermisi, kaçak Amerikan eşyaları ve viski ele geçirildiğini okuyoruz. Olay günlerce gazetelerde yer alıyor.

27 MAYISÇILAR VE VİSKİ

27 Mayıs 1960 darbesinden sonraki günlerdeyiz. 15 Haziran 1960 tarihli köşesinde Çetin Altan viskiyi ‘düşük’ DP’lilere siyasi eleştirinin bir unsuru olarak kullanıyor: “… Hey garson getir bizim viskiyi… Bir apartman bir apartman daha… Gelsin paralar, gelsin birazcık aman daha… Sıkı kanun yapmalı, sıkı olsun kanunlar… Vatandaşlar sussunlar, gazeteler sussunlar… Suçlar gizli kalmalı, herkes biraz daha çalmalı… Bizdendir, alsın haracı, karşıdır, vur kırbacı… Gazeteleri topla, üniversiteyi copla… Burunlar bir Kafdağı… Binbir neşir yasağı… Ama kimse üzmesin muhterem beyefendiyi… ? Hey oğlum garson getir bizim viskiyi… Bir memleketin haris döküntüleri, bir sofrada buluştular. Sefilken ne yüksek konuşurlardı, yükseldikçe ne sefil konuştular… ”

Yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi 22 Temmuz 1960'ta bazı fotoğraflar yayınlamaya başlar. Bunlardan biri ramazanın yedinci günü olan 1 Haziran 1952 tarihinde Manisa’da çekilmiştir. Fotoğrafta ortada Adnan Menderes, sağında Fevzi Lütfi Karaosmanloğlu, solunda ise Refik Şevket İnce oturmaktadır. Sofrada içki şişeleri ve bardakları görülmektedir. Yani ima edilen, muhafazakar değerlere sahip çıkan, Türkçeleştirilmiş ezanı Arapçaya çevirmiş olan Demokrat Parti'nin lideri, ramazan gününde içki masasına oturmuştur.

MENDERES YOKSA RAKI MI İÇERDİ?

Fotoğrafın gerçek mi, imalat mı olduğu tartışması henüz bitmedi ama Can Kıraç’ın Anılarımla Patronum Vehbi Koç adlı kitabında şu satırlara itiraz gelmedi: “Adnan Menderes Demokrat Parti İl Kongresine katılmak üzere Antalya'da bulunuyordu ve o gece şerefine bir ziyafet verilecekti... Mahmut Konuk, bu yemeğe katılması için Vehbi Koç'u ikna etmiş ve ‘Adnan Bey sizin varlığınızdan memnun olacaktır" diyerek onu cesaretlendirmişti. Ziyafetin düzenlendiği Halkevi salonuna girildikten sonraki gelişmeleri Vehbi Bey şöyle anlatmaktadır: Mahmut Bey'in beni davete getirmesi dikkatleri çekmişti. Yemeğe katılacağım Başbakan'a da duyurulduğu için, Adnan Bey de, 'Vehbi Bey'i karşıma oturtun' talimatı vermiş. Ben, kenar bir yere oturup gözlerden uzak kalmayı düşünürken, Menderes'in karşısında kendimi sahneye çıkmış acemi bir artist gibi hissetmiştim! Hoşbeşten sonra Menderes, 'Ben susuz rakı içiyorum, su koyarsam rakı içtiğimi anlayacaklar, onlar da içecekler, sonra sarhoş olacaklar! Durumu böyle idare ediyorum, siz de susuz rakı için' teklifinde bulunmuştu! Hayatımda ilk defa susuz rakıyı Menderes'in karşısında içmiş oldum!..” Evet neymiş, Menderes viski içmezmiş, ama rakı içermiş…

(MBK’nin yayımladığı içkili fotoğraf, Kaynak: Demokrat Haber)

 

Tekrar darbe sonrasına dönersek, sabık Tekel Genel Müdürü Ömer Refik Yaltkaya ile Ankara Tekel Baş Müdürü Melih Sütar “düşüklerden Celal Bayar, Adnan Menderes ve Hadi Hüsman’a ithal malı viskileri hediye ettikleri” için yargılanıyorlar. Yassıada duruşmalarında Bedii Faik şunları söylüyor: “Şimdi burada süngüler arasında muhakeme edilirken benim aleyhlerinde yazı yazdığımdan bahsediyorlar. Onlar 10 yıl bunu yaptılar. Biz gizli celselerde muhakeme edildik. Grupta anamıza babamıza sövüldü. Onlar beyaz peynirle viski içtiler. Şimdi hangi mertlik ve karakterden bahsediyorlar?”  Ve bu sözleri dinleyiciler tarafından şiddetle alkışlanıyor.

VİSKİ İÇMEKTEN VAZGEÇEN SOSYETİK BAYANLAR

Askerlerin viski tüketimine pek hoş bakmadıklarını hissettiren ufak tefek emareler var. Örneğin Leyla Erduran’ın 8 Ekim 1960 tarihli Cemiyet Haberleri sütununda “Viskiye Boykot” başlıklı haberindeki gibi: “Balık baştan kokar ama baştan düzelebilir de. Altı ay önce alt tabakalarında sucukla viski içilen cemiyetimizin şimdi üst tabakalarında hayırlı belirtiler var: İstanbul’un en zengin kadınlarından birçoğunu aralarında bulunduran bir hanımlar gurubu toplantılarında viski ikram edilmesi adetini kaldırmaya karar verdi. Bu kadar daha çok kimse tarafından benimsenir ve yukarıdan aşağı doğru yayılırsa milletçe kayıp sıkma yolunda bir deliklik merhale aşılmış olur. Yakın geçmişte uzunca bir müddet çok daha tiryakisi olduğu kahvesiz bile yapabilmiş toplumumuz için bu pek büyük bir mahrumiyet sayılmasa gerek. Zaten istemesek de çok geçmeden viski perhizine girilmesi mukadder: Bir Tekel yetkilisinden aldığımız bilgiye göre eldeki viski stoku hızla devam eden satışlar sayesinde azalıyor ve katiyen yeniden ithal düşünülmüyormuş.” Örneğin 28 Haziran 1961 tarihli Cumhurbaşkanlığı resepsiyonunda sadece bir şişe viski açılması gibi.

ÇETİN ALTAN VE VİSKİ

1961 yılında, viskiyle DP’lileri vurmaya çalışan Çetin Altan’ın başını viski ağrıtıyor. Çünkü aslında Çetin Altan sıkı bir viski tüketicisi. Bunu 4 Mayıs 1961 tarihli köşesinde şöyle itiraf ediyor: “Viski içmişim. İçtim ya, sıkıntıdan koca bir şişeyi bitirmişim bir saatte. Karıma kızmıştım, öleceğim demiştim. Ben ne zaman içsem karıma kızarım ve öleceğimi hatırlarım. Baykal bu ruh çalkantılarından ne anlar.”  (Baykal dediği, 27 Mayıs darbesinin şahin kanadını oluşturan 14’lerden Rıfat Baykal. İkili, ünlü Nazi suçlusu Eichmann’ın Kudüs’teki yargılaması sırasında karşılaşmışlar. Orada Altan koca şişe viskiyi bitirmiş.)

Çetin Altan’ın viskisi daha sonra da başına dert oluyor, nitekim 17 Mart 1961 tarihli köşesinde basındaki yazar çekişmelerini anlatan sarkastik yazında “Bana da bu yakınlarda sağdan soldan çatıldığını görüyorum. Çatanların kimisi arkadaş, kimisi meslektaş… Sinirli sinirli şeyler yazıyorlar… Kimisi imkan bulunca viski içermişim diye öfkeleniyor, kimisi bir fıkrada hırt tipini yazmışım diye pireleniyor… Bazısı sosyalizm lafına karşı pek alıngan, bazısı gerici ithamına karşı kırılgan…” diye şikayet ediyor…

Meşhur anekdotu da hatırlatmadan geçmeyeyim: Viski sevgisini, 1975’te Viski adlı bir roman yazarak taçlandıracak olan Çetin Altan'a sorarlarmış: "Solcuyum diyorsunuz ama viski içiyorsunuz?" Cevap: "İçerim tabii, solcular her şeyin en iyisine layıktır.”

MEHMET ALİ AYBAR VE VİSKİ

Viskinin, Çetin Altan dışında solcu müdavimi var mıydı diye merak edenlere, Mina Urgan’ın "Bir Dinazorun Gezileri" adlı anı kitabındaki şu satırlar cevap olabilir: “Viskiden pek hoşlanmam ama ilk ‘malt viskimi böyle içmiş ve normal viskiden çok daha pahalı olan bu değişik viski türüne bayılmıştım. (Viskiden hoşlanmamamın nedeni Mehmet Ali Aybar’dır. Çok gençken, viskinin ne biçim bir içki olduğunu ona sormuştum. O da beni alaya almış, ‘bir tahtakurusu ezip kötü bir konyağın içine atarsın. İşte al sana viski!” demişti. Ben de elime aldığım her viski kadehinde, eskiden yazlarımızı zehir eden o tahtakurusunun kokusunu duymuştum yıllarca.)…” Mehmet Ali Aybar bildiğiniz gibi 1961-1971 arasında bir fırtına gibi esen TİP’in Genel Başkanı.

“Peki solcular arasında viski sevgisi yaygın mıydı?” diye soranlara da Ferit Edgü’nün 14 Mart 2003 tarihli Radikal Kitap’taki şu ifadeleri belki cevap olur: “…Bugüne değin, Paris'le ilgili hemen hemen hiçbir şey yazmadım. Oysa, yalnızca Lepic sokağıyla ilgili, yüzlerce sayfa yazabilirim. Paris'in en renkli, en büyük, en uzun, en zengin pazarı bu sokaktaydı. Yok yoktu. Av etleri, at etleri, balık, deniz ürünleri, sebze, meyve, kömür, odun, gazyağı... aklınıza ne gelirse. Ve tabii her tür içecek. Şaraplar, konyaklar, votkalar, likörler, paranız varsa şampanyalar... Sanırım viski yoktu. Çünkü viskiyi, o yıllarda ya tanımıyor, ya sevmiyorduk.”

Tekrar genele dönersek, 13 Haziran 1961 tarihli Milliyet’te kötü haber veriliyor: “Yerli viski imalatı olumlu sonuç vermedi. Bu nedenle viski üretmekten vazgeçildi… Talep olduğu takdirde ithal olunacaktır…” Aynı günlerde Refi Cevat Ulunay’dan o bildik şikayet boy gösteriyor: “Bu ülkede viski ithal edilmektedir ama ilaç edilmemektedir!”

12 Mart 1961 tarihli gazetede Suriye ile Mısır’ın birleşmesinin 3. yıldönümü törenleri için Kahire’ye giden Mehmet Ali Kışlalı’nın yazısında “Batılı bir müşahit hassas bir soru karşısında elinden bırakmadığı viski bardağının üzerine eğilip susmayı tercih” ediyor. 4 Ağustos’ta Kışlalı şöyle yazıyor: “Kahire’de Nil Hilton yapılıncaya kadar en şöhretli ziyaretçileri misafir etmiş olan Semiramis otelinin barında viskilerini yudumlayan Mısırlı zenginler Nasır’a küfrediyorlar. Sebep Başkan’ın her geçen gün sermayenin kudretini bir bir kırması, daha daha sosyalizme doğru ilerlemesi…” Viskiyi Batılı emperyalizmin bir sembolü olarak gördüğü anlaşılan Kışlalı’nın dediğine göre Nasır, kendisini sosyalist devlet kurmakla itham edenleri de şu sözlerle durdurmuş: “İlk sosyalist devleti Hazreti Muhammed kurmuştu”. Yazara göre “ertesi gün bütün gazetelerde sosyalizm ile İslam dini kucak kucağa” idi. (Bu birleşmeye dair yazım: “Yeni Nasır Olmak Kolay mı?”, Okumak için tıklayın)

OĞLUM, YAP BİR ‘İKİLİ KOALİSYON’!

6 Kasım 1961 tarihli Milliyet’teki ‘Olaylar ve İnsanlar’ köşesinde bir anekdot: CHP Artvin Senatörü Fehmi Alparslan, Anadolu Kulubü’ndeki garsona: “Fazla bir şey yemeyeceğim. Hafif tertip bir ikili koalisyon yapsınlar” der. Garson teredütle “Anlayamadım efendim, ne emrettiniz?” deyince gülen Alparslan’ın cevabı şu olur: “Evladım, bana bir kadeh Amerikan viskisiyle bir parça Rus salatası getiriver..”

17 Mart 1962 tarihli habere göre, CHP Adana Milletvekili, viski ikram ettiği gazetecilere “Masa başından memleket idare edilmez, Türkiye millet olarak Türk politikacısı ve partiler olarak silkinmek, kendine çeki düzen vermek, dinamik bir yola girmek mecburiyetindedir” demiştir. 10 Nisan 1962 tarihli gazetede ise Turhan Selçuk’un bir bebeğin ağzına biberon gibi uzatılmış bir viski şişesi çizimi ve üstünde şu yazıyı okuruz: “10 bin dolarlık çocuk maması yerine 150 bin dolarlık viski tahsisi var (Gazetelerden)” (Merak edenlere not: 1957’de başlayan yerli viski üretimi çabası 1963’te mutlu sona ermiş, ‘Ankara Viskisi’ Ankara Bira Fabrikası’nın kapatıldığı 2007’ye kadar üretilmiştir.)

SÜLEYMAN DEMİREL VE VİSKİ

1960 darbesi sonrasının siyasilerinden Süleyman Demirel’in başlangıçta viski içip içmediğini bilmiyorum ama neredeyse ömrünün sonuna kadar iyi bir viski içicisi olduğunu duyduk. Kimlerden mi? Örneğin Vehbi Koç, 11 Mart 1972'de Demirel'i Ankara Güniz Sokak'taki evinde ziyaret etmiş ve buluşmaların ayrıntılarını not defterine şöyle yazmış: "Bizi kapıda karşıladı. Oturduk, hatırımızı sordu. 'Birer viski içelim.' dedi. Birisi buz ve su getirdi, kendisi odanın bir tarafında bir dolaptan Chivas Regal çıkardı. 'Ne var ne yok, piyasa nasıl gidiyor?' diye sordu. Ciroların, karların iyi gittiğini söyledim, pek memnun kalmadı. (…) İkinci viski konuldu, o da içildi. Hep kendisi koyuyordu. Dehşet konuşuyor. Bir taraftan, 'Ben sizden bilgi alacaktım, bana fırsat vermediniz, beni konuşturdunuz’ diyordu; diğer taraftan da konuşmayı çok seviyordu. Mezemiz patlamış mısırdı. Viskiler üçe çıktıktan sonra o da serbest konuşuyordu, ben de... Anlaşılan çok okuyor, bilhassa iktisadi işleri gayet iyi biliyor ve istikbalden emin görünüyordu…”

Aradan geçen yıllarda viskiyle ilişkisini devam ettirdiğine dair bir ipucu da gazeteci Burhan Ayeri,’nin 21 Mart 2010’da Akşam gazetesinden Gülay Altan’a söylediği şu sözlerde var: “Bir de Demirel, hep 'Benim soğuk çayımı getirin' diye bağırırdı. Peçeteye sarılmış plastik bir bardak, içerken insanlara yaklaşmazdı da. Ben onun çay olduğunu hiç düşünmedim. Bana göre o kesin viskiydi, dopingini alırdı.”

Nitekim, eğitimci-televizyoncu Abbas Güçlü’ye göre 9 Haziran 2006 günü Kayseri Üniversitesi’de, Kanal D’de yayımlanan Genç Bakış programına konuk ettiği Demirel, program sonunda, kendisi için düzenlenen sazlı sözlü eğlenceyi sabah 05.00’te mantılı, pastırmalı yemeğini yiyerek viskisini içerek bitirmiş…

1990’dan itibaren Demirel’in özel doktoru olan Osman Müftüoğlu, Zaman gazetesinden Nuriye Akman’a “İçkiyi Demirel benden önceki dönemlerde bazen kullanmış. Eski yakın çalışma arkadaşlarının hepsi de Demirel'in güzel viski içtiğini bilir. Ben viskiyi iki kere içtiğini gördüm. Kendisini tanıdığım andan itibaren kırmızı şarap önerdim. Demirel içki içmek isteği zaman belki bir iki bardak kırmızı şarap içiyor. Tercih ettiği şaraplar genellikle ‘cabernet’ türü..” diyerek viskideki devamlılığı itiraf ederken, Demirel Nisan 2011’de İzzet Çapa’ya verdiği mülakatta “Viski içerim arada sırada. Viskinin markası olmaz. Viski viskidir. Dünyanın en güzel içkisidir. Sadece canım istediği zaman…” diyerek şüphecileri susturdu…

 

(Demirel ve diğer siyasileri ellerinde içki bardağı ile gösteren fotoğraf bulmak zor. Burada da su var kadehte!)

 

ZİNCİRBOZAN’DAKİLERE VİSKİ YETİŞMEDİ Mİ?

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Zincirbozan’da ‘enterne edilen’ siyasilere viski yetiştirilemediğini Süleyman Demirel’in Mehmet Barlas’a anlattıklarından biliyoruz. 31 Temmuz 2014 tarihli Sabah gazetesindeki ifade tam olarak şöyle: “Önceki gün sevgili Ali Şen'in Bodrum'daki evinde ‘Zaman Tüneli’ne girdim... Yanımdaki koltukta Süleyman Demirel oturmaktaydı. Nahit Menteşe ile İsmet Sezgin'in sohbetlerine, Yavuz Donat ve Can Pulak katılmaktaydılar. Bu arada Can Pulak'ın nikâh şahidinin Nahit Menteşe olduğunu da öğreniyorduk… Karşımızdaki koltukta oturan Celal Doğan Zincirbozan'daki günlerini anlatıyordu. İhsan Sabri Çağlayangil beraberinde köpeğini de getirmek isteyince, Zincirbozan'ın komutanı ‘Bunun için Konsey'in izin vermesi gerekir’ demiş... Konsey de hem Çağlayangil'in köpeğinin kampa alınmasına, hem de gözaltındaki siyasilerin alkollü içkiler içebileceklerine izin vermiş... Ve sonunda viski yetiştiremedikleri için, Tekirdağ'dan partililerce getirilen rakıya dönmüşler…”

TURGUT ÖZAL VİSKİ İÇER MİYDİ?

10 Mayıs 2007 tarihli Vatan Gazetesi’nde Bilal Çetin’in yazdığına göre, Erdoğan, Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladığı günlerde Bakanlar Kurulu’nda herkes Gül’ü kutlarken Savunma Bakanı Vecdi Gönül söz alıp şöyle demiş: “Çok isabetli bir tercih yaptınız. Türkiye ilk defa dindar bir cumhurbaşkanına kavuşacak. Turgut Bey için de dindar diyorlardı ama aslı yok. Rahmetli bir kere içki içerdi. Başbakanlık Konutu’nun tavanları patlatılan şampanyaların mantarları ile delik deşik olmuştu...” Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu ise, 'Ayıp olmuyor mu, siz Özal’la birlikte çalıştınız. Arkasından böyle konuşulur mu' demiş. Kavgayı Erdoğan önlemiş. Ne diyerek önlemiş, Çetin yazmamış.

Bunun üzerine Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, Semra Özal’ı aramış (çünkü kendisi Özal’ın içki içtiğine hiç tanık olmamış), ve öğrendiklerini 11 Mayıs 2007 tarihli sütununda şöyle özetlemiş. “Çok seyrek içki içerdi. Arada bir biz zorlayınca bir kadehe konyak koyar içerdi. Ama 1987’deki kalp ameliyatından sonra ağzına hiç içki koymadı.” “Peki resmi davetlerde?” “Beyaz şarap yerine elma suyu, kırmızı şarap yerine vişne suyu koyup içerdi.” “Ya çevresindekilere karışır mıydı?” “Asla karışmazdı. Örnek mi istiyorsun, işte ben. Ben viskimi içerdim.” (Semra Özal, 2011 yılında İzzet Çapa’ya “Kuran da okurum eğlenceye de giderim. Kuran’ı Arapça okurum, her gün 5 vakit namazımı kılarım. Ama davete gidip viskimi de içerim. Hepsinin yeri ayrıdır” diyerek İslam modernizminin özgün bir formülünü vermişti.) Özkök ısrarlı: “Peki şampanya patlatma…” “Tamamen yalan, hiç böyle bir şey olmadı.”

ÖZAL DRAMBUİE Mİ İÇERDİ?

Aynı gün konuya Milliyet yazarı Güneri Civaoğlu da dahil olmuş ve şöyle yazmış:

“AKP'li bir bakanın 'Çankaya'ya ilk kez dindar bir cumhurbaşkanı çıkacak, çünkü Turgut Özal içki içerdi' dediği ve buna eski ANAP'lı bir bakanın karşı çıktığı... Aralarında tartıştıkları yazıldı. Gerçekten içer miydi? Özal ile pek çok kez aynı ortamda bulundum. Bir kez bile içtiğini görmedim. Hatta dönemin Yunanistan Başbakanı Papandreu, Davos'taki bir otelde 'peynir-şarap' partisi vermişti. Orada ikram ettiği şarabı, Özal reddetmemiş ama sadece elinde gezdirmişti. Bir yudum bile almamıştı. Fakat... Özal'ın en yakın çevresinden çok uzun yıllara dayanan yakın arkadaşlarım var. Onlardan Özal'ın, bazen gecenin geç saatlerinde telefon ederek 'Seninle konuşacağım, Drambuie'ni al gel' dediğini dinlemiştim. Drambuie, hazmettirici özellikte, alkol oranı düşük, tatlı bir likördür. Özal, böyle tatlı diğer marka likörlerden de içermiş. Ama o kadar... Sert alkollü içecekler değil. Şarabı ise ağzına koymazmış.

Bakanın, 'Başbakanlık Konutu'nda şampanyalar içilirdi. Salonun tavanı patlatılan şampanya tıpalarıyla delik deşikti' iddiasına gelince... Şampanya içildiğine ben de birkaç kez tanık oldum. Özellikle çoğu Ahmet Özal'ın arkadaşı olan genç banka genel müdürleri, başkanları, ellerinde şampanya kadehleriyle salonda sohbet ederlerdi. Özal'ın elinde portakal suyu olurdu. Tavan da şampanya tıpalarıyla delik deşik değildi…” Neyse içimiz rahatladı, Özal viski değil Drambuie içermiş ve Çankaya’nın tavanı delik deşik değilmiş…

(Turgut Özal ve Semra Özal, bir kahvaltı sofrasında)

 

 

BODRUM’DA VİSKİ İÇİN AĞAR

Yakın tarihte viskinin politik bir bağlam içinde kullanıldığı cümleleri taradığımda karşıma şu haber çıktı. 1959 yılında başlayan ’49’lar Davası’ mağdurlarından, 1994 yılında İstanbul’da derin eller tarafından silahlı saldırıda öldürülen Avukat Medet Serhat’ın 20. ölüm yıldönümünde, eşi Yurdanur Serhat  “Eşimi katline neden olanlar, Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve Süleyman Demirel’dir. Mehmet Ağar, hakkındaki yargılamalara katılmamak için yüksek tansiyon hastası olduğunu gerekçe göstererek rapor aldı. Oysa biliyoruz ki Bodrum’da oğlunun kafesinde viski içiyor. Ben de şunu sormak istiyorum, 20 yıldır bizim tansiyonumuz hiç düştü mü?” demiş.

EKŞİSÖZLÜK’TE VİSKİ

Gazetelerde günümüzün liderleri Recep Tayip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu veya Devlet Bahçeli’nin içki alışkanlıklarına dair bilgi veya dedikodu var mı diye özel olarak araştırmadım. Sadece CHP'li vekil Aydın Ayaydın’ın Instagram hesabından paylaştığı bir fotoğrafta  Kılıçdaroğlu'nun hemen önünde viski şişesi ve içi dolu viski bardağı olduğuna dair habere rastladım. İddialara göre Ayaydın bu ayrıntıyı fark edince fotoğrafı apar topar silmiş fakat Kılıçdaroğlu'nun alkollü fotoğrafı tepki toplamıştı. Günümüzde gençler arasında viskinin ne kadar popüler olduğuna dair bir izlenim edinmek için ise Ekşisözlük’e baktım. Gördüm ki rakı için 167 sayfa, bira için 152 sayfa, şarap için 88 sayfa, viski votka için 43 sayfa ayrılmışken (yan başlıkları saymadım) viski için 51 sayfa girdi yapılmış. Hepsini okudum. Viskiye genel olarak saygı duyuluyor. Beğeniliyor. “Yaşlı içkisidir” diyenler var ama “Kralların içkisidir, içkilerin kralıdır” gibi aforizmaları saymazsak, sınıfsal analiz, sınıfsal suçlama çok çok az. Hele sağ ve sol muhafazakarların diline pelesenk olan “Viski ABD emperyalizminin sembolüdür” türünden analizler hiç yok.

Yazının başına dönersek, ünlü barmen Vefa Zat, MHP’nin kült lideri Alparslan Türkeş için “balo olduğunda değişik içkiler içerdi” demişti. Devlet Bahçeli o hakaret sözlerini sarf ettikten sonra KONDA Araştırma Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır, katıldığı NTV canlı yayınında "Gülümseyelim diye söylüyorum, herhangi bir polemiğe dahil olmak için değil. MHP seçmeninin yüzde 28,8'i içki içiyor. Bira veya viski. HDP seçmeninin yüzde 22'si. Yani MHP seçmeni daha fazla içki içiyor. MHP seçmeninin yüzde 4,8'i viski içiyor. HDP seçmeninin de 3,8'i. (…) Bu saçmalıklar üzerinden siyaset falan konuşamayız. Konuşmamalıyız ya da bunu hak etmiyoruz” dedi.

Ben de yazımı benzer sözlerle bağlayayım: Siyaset böyle saçmalıklarla yürütülmeyecek kadar ciddi bir iştir… Hele de bugünlerde…