Yakın tarihimizden katliamlar ve itiraflar

Gerçek failleri yıllar sonra ortaya çıkan ama faillerin cezasızlık geleneğinden yararlanan bazı örnek olaylar aktaracağım bu hafta...Sadece "gerçeğin çok yüzü olduğunu" akılda tutmamız için anlatıyorum bunları.
Yakın tarihimizden katliamlar ve itiraflar

Dün Türkiye tarihinin en korkunç terör katliamı gerçekleşti. Bu yazıyı yazarken ölü sayısı resmen 86, gayriresmi 93, yaralı sayısı resmi 186, gayriresmi bundan çok fazlaydı. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğunu belirtti yetkililer. Yüreğim cayır cayır yanıyor, yanacak. Anlamı olmadığını bilsem de, başınız/başımız sağolsun diyor, yaralılara acil şifalar, geride kalanlara dayanma gücü diliyorum…

Olayı üstlenen bir örgüt yok henüz. Bu ilginç, çünkü terör örgütleri işledikleri suçları göğüslerini gere gere üstlenirler, çünkü terörün amaçlarından biri örgütün hedeflerini, gücünü geniş kitlelere ilan etmektir. Bekleyip göreceğiz. Olayın nasıl olduğuna (intihar saldırısı mı, bomba mı, bombanın türü ne vb…) dair bilgi de yok. Bu anlayışla karşılanabilir çünkü kesin bilgiye ulaşmadan açıklama yapmayı doğru bulmayabilir yetkililer, ama olayda eksikliğini kabul eden bir devlet yetkilisi de yok henüz. Aslında bu da hiç garip değil çünkü biz neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca kamu görevlilerinin, siyasilerin ‘sorumsuzluğu’ konusunda geniş bir külliyata sahibiz. Sadece son yıllarda Roboski, Reyhanlı, Soma, Ermenek, Diyarbakır, Suruç ve daha nice katliamın ne failleri, ne sorumlularını öğrenebildik. Bakalım bu sefer farklı olacak mı? Bakalım bu olayın gerçek failleri ortaya çıkarılabilecek mi?
Bakalım tek bir siyasi, tek bir kamu görevlisi olayda payı olduğunu kabul edip istifa edecek mi?

Bu arada her ne kadar geçen hafta hakkımda “Terör örgütünün eylemlerini övme suçundan” dava açılmışsa da, amacı ne olursa olsun şiddeti hele de öldürmeyi bir mücadele yöntemi olarak onaylamayan yılların pasifisti olarak daha önce sosyal medyada ve yazılarımda defalarca belirttiğim gibi PKK, HPG gibi örgütlerin polislere, askerlere ve az sayıda olsa da sivillere yönelik saldırılarını şiddetle kınadığımı tekrarlamalıyım. Bu saldırılarda ölenler için de yüreğim cayır cayır yanıyor, yanacak…

Söylenecek çok şey var ama yazıya da başlamam gerek. Gerçek failleri yıllar sonra ortaya çıkan ama faillerin cezasızlık geleneğinden yararlanan bazı örnek olaylar aktaracağım bu hafta. Amacım başta 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı olmak üzere son dönemlerdeki olayların kimin işi olduğuna dair çıkarımda ya da imada bulunmak değil, çünkü bunun için elimde hiç bir somut delil yok. Sadece tarihsel pratiklerimizden süzülüp gelen kanaatlerim var. Ama kanaatlerimi de kendime saklayacağım. Sonuç olarak bu olay IŞİD, PKK, DHKP-C gibi örgütler tarafından da düzenlenmiş olabilir, ya da devletin veya uluslararası güçlerin karanlık örgütleri veya onlar tarafından yönlendirilen unsurlar tarafından düzenlenmiş olabilir. Sadece “gerçeğin çok yüzü olduğunu” akılda tutmamız için anlatıyorum bunları. Bu yazıyı yerine oturtabilmek için önce geçtiğimiz haftalarda bu sayfalarda yayımlanan “Devletin karanlık yüzü: JİTEM” (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/devletin_karanlik_yuzu_jitem-1420112) başlıklı yazımı okumanız iyi olur… Tekrar başımız sağolsun...


KATLİAMLAR

1. Mardin-Başyurt, Açıkyol ve Pınarcık katliamları

23 Ocak 1987’de Midyat’ın Başyurtlar köyüne bağlı Efeler mezrasını basan bir grup 7’si çocuk, 1’i kadın, 2’si erkek toplam 10 köylüyü katletti. Ama katliam nedense o günlerin gazetelerine yansımadı. 9 Mart 1987’de Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Açıkyol köyüne düzenlenen baskında 6’sı çocuk, 1’i kadın olmak üzere 8 kişi öldürüldü. Mayıs 1987’de Ramazan Candan adlı militan Midyat’ta teslim olduktan sonra bu eylemleri PKK’nin gerçekleştirdiğini itiraf etti. (Bu ‘itiraf’ terimini unutmayın, yazı boyunca bir kaç kez daha karşımıza çıkacak.) Öldürülen kişiler korucu ve ailesiydi. 23 Mayıs 1987 tarihli Milliyet gazetesine bakılırsa eylemlerin nedeni hem korucuları cezalandırmak hem PKK’nin adını dünyaya duyurmaktı. Gazeteye göre Candan çok ‘pişman’dı (‘pişman’ terimini de aklımızda tutalım) ve “Devletimizin vereceği her türlü cezaya razıyım. Yaptıklarımdan yüzüm kızarıyor” demişti.

20 Haziran 1987’de Mardin Ömerli’ye bağlı Pınarcık Köyü’nde 16’sı çocuk 30 kişinin öldürüldü. Olay PKK’ya maledildi. Ama gazeteler olayın üzerinde fazla durmadılar. 20 Ağustos 1987’de Siirt’in Kılıçkaya Köyü’nde 12’si çocuk 24 kişi katledildi. Olağan şüpheli yine PKK idi.

Milliyet gazetesinin 6 Eylül 1987 sayılı nüshasındaki bir habere göre, 46 yıla mahkum PKK militan Sakine (Cansız) Polat (ki kendisi 2013’te Paris’te katledildi) “Hedefimiz kadınlar ve çocuklar değildir ancak bir halk savaşı vermekteyiz. Böyle zararlar mücadelenin bir sonucudur” demişti. 24 yıla mahkum PKK militanı diye takdim edilen Mahmut Tanrıkulu da “Eylemlerimiz kadın ve çocuklara yönelik değildir. Ancak köy korucuları ailelerinden izole edilemiyor. Eylemlerimiz sırasında yine kadın ve çocuklar ölebilir. Kurşun adres sormaz.” demişti.

2. Güçlükonak-Çevrimli Katliamı

11 Haziran 1990’da Güçlükonak’a bağlı Çevrimli Köyü’ne baskın düzenlendi ve baskında 12’si çocuk, 7’si kadın toplam 27 köylü öldürüldü. Bu sefer Cumhuriyet gazetesi, 12 Haziran 1990’da, olaydan bir gün sonra, köyün “kimliği belirsiz kişilerin baskınına uğradığını” dedi ama devlet yetkilileri olayın “PKK tarafından yapıldığını” duyurdu. Daha sonra bütün basın yayın organlarında da böyle yansıtıldı.

İnternette dolaşan bazı iddialara göre PKK’nin resmi yayın organı olan Serxwebûn dergisinin Eylül 1990 tarihli Özel Sayısı’nda bu katliamla ilgili şunlar belirtiliyordu: “Sömürgeciler Eruh’un Gêrê (Çevrimli) köyünde katliam yaptı. 22’si çocuk ve kadın 27 kişi öldürüldü. Buna karşılık gerillalar 11 ile 12 Haziran tarihleri arasında Haruna ve Karadağ mıntıkasında, Şırnak’ta ve Elmadağ mıntıkasında asker, özel tim ve çetelerden toplam 80 kişi öldürdüler.” İddialara göre Serxwebûn’un aynı sayısında bir başka bilgi daha vardı: “Kızılsu bucağının Halkemer (Alkemer demek isteniyor) Köyü çetelerine düzenlenen baskında 4 çete öldürüldü. Ayrıca Çevrimli katliamına katılan 3 çete ölümle cezalandırıldı.” Aynı sayıda PKK’nin öldürdüğü bir kişi daha var: “Alkemer köyünde çetecilik yapan Ömer adlı unsur ölümle cezalandırıldı.” Sözü edilen Ömer adlı kişinin Türk basınında köy korucusu Ömer İstemi olduğu belirtiliyordu. Bu ifadelere göre PKK’ye göre devlet güçleri Çevrimli katliamını yapmış, PKK de intikam için 88 özel timci ve korucuyu öldürmüşlerdi.

İddiaların doğruluğunu tespit edemedim çünkü internette “Serxwebûn’un açıklamaları” başlığı altında dolaşan pek çok görüntü (caps) var. Bunlarda olayın başka türlü anlatımları yer alıyor. İşin doğrusunu öğrenmek için Serxwebûn’un internetteki sitesine girmeye çalıştım ama siteye erişim mahkeme kararıyla yasaklandığı için hangi anlatımın özgün olduğunu anlayamadım. Ama şu aşamada, bu anlatımları doğru kabul ederek devam edeceğim, nedenini de yazının ilerleyen bölümlerinde anlayacağınızı umuyorum.

3. Midyat-Tinate Katliamı

20 Nisan 1992’de Mardin’in Midyat İlçesi’ne bağlı Tinate Köyü’nde yaşanan katliam da ilk ağızda PKK’ya maledilmişti ama daha o günlerde faillerin korucular olduğu ortaya çıkmıştı. Bu neredeyse bir ilkti. Her yönüyle çok ilginç ve örnek nitelikteki bu olayla ve yargılama süreciyle ilgili ayrıntıları, 23-29 Temmuz 1992 tarihli Aktüel Dergisi’nden özetleyen bir yazıyı şu linkten okuyabileceğiniz için anlatmaya kalkmıyorum. Ama lütfen okuyun. (http://yenisosyalizm.blogspot.com.tr/2011/10/katliam-silsilesi-ve-bebek-katilleri-1.html)

4. Başbağlar Katliamı

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Madımak Oteli’nde çoğu Alevi 33 yazar, düşünür, ozan ile 2 otel çalışanının devlet görevlilerinin gözleri önünde saatler süren bir linç olayı sonucu Sünni İslamcıların yönlendirdiği güruh tarafından yakılarak ya da dumanla boğarak öldürülmesinin üzerinden (ayrı bir yazı konusu olduğu için ayrıntıya girmiyorum) üç gün geçmişti ki Erzincan'ın Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 32 sivilin öldürüldüğü haberleri ile sarsıldı kamuoyu. Daha sonra ölenlerin sayısının 33 olduğu ileri sürüldü. Ölenlerden biri kadın, biri 13 yaşında çocuktu. İddialara göre öldürülenlerin üzerine "Sivas'ın intikamı alınmıştır" yazılı bildiriler bırakılmıştı.

Olay sırasında kurşunlanan ve öldü diye bırakılan Muhtar Ali Akarpınar, Türkiye Gazetesi'nden İrfan Özfatura'ya o gün yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: “…Akşam namazı camideydik. Eli silahlı militanlar geldi, çok gençtiler, bizi köyün yukarısına çıkardılar. Doğrusu itmediler, kakmadılar, zorlamadılar. Kadınları da kuru bir dere yatağına toplamışlar. Takriben yarım saat, belki üç çeyrek örgüt propagandası yaptılar. Meğer bizi oyalıyorlarmış, aşağıda evleri talan ediyor, yağma yapıyorlarmış o anda. Ne zamanki kesif bir duman yükseldi köyün yakıldığını anladık. Zaten evlerimiz ahşap ve bitişik nizam. Üstü ot, altı ahır, Nasıl berbat bir koku anlatamam. Bak, hayvanların çığlıkları hala kulaklarımda. (…) Biz 40 kadar militan saydık ama istihbarata sorarsan 100 kişi civarındalar. Birden ateş emri verildi, ilk kurşunu göğsümden aldım, koltuk altımdan çıktı. Düşmüş bayılmışım herhalde beni öldü sandılar. Bir ara gözümü açtım köy alev duman. (…) Köye itfaiye hiç gelmemiş, ben 2 ay sonra döndüm enkaz için için yanıyordu hala. İnanır mısınız buraya bir sene kuş gelmedi, kedi köpek kalmadı ortalıkta.”

Katliamdan sonra bir PKK itirafçısı, saldırıyı gerçekleştiren grubun liderinin 'İsa' kod adlı Orhan İlbay olduğunu, saldırı emrini veren kişinin ise 'Dr. Baran' kod adlı Müslüm Durgut olduğu iddia etmişti. Buna karşılık PKK lideri Abdullah Öcalan katliamla ilgileri olmadığını iddia etmişti.

Madımak Katliamı’nın faillerinin günümüze kadar süren yargılanma daha doğrusu “yargıla(n)mama” süreci ayrı bir yazının konusu ama Başbağlar Davası sadece üç yıl sürdü. Dava 26 Nisan 1995’de İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne nakledildi. Son duruşmaya kadar 8 sanık yakalandı sadece iki sanık biri örgüt üyeliğinden 3,5 yıl, itirafçı sanık da 14 yıl ceza aldı.

İTİRAFLAR

1. Güçlükonak’ın gerçek faili kim?

Aradan yıllar geçti. Tansu Çiller'in Başbakan, Deniz Baykal'ın ise Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olduğu 52. Hükümetin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen 1 Eylül 2009 tarihli Yeni Aktüel aracılığıyla 15 Ocak 1996’da yaşanan Güçlükonak-Çevrimli Olayı’na dair ifşaatta bulundu. O gün içindeki yolcularla birlikte bir minübüs önce ağır silahlarla taranmış, arkasından ateşe verilerek yakılmıştı. Güvenlik güçleri saldırıyı PKK'nın yaptığını açıklamış, ancak o tarihte ‘ateşkes’ kararı almış olan örgüt, saldırıyı üstlenmemişti. Olayın üzerinden 13 yıl geçmiş ama Güçlükonak katliamının üzerindeki sis perdesi bir türlü aralanmamıştı. Eski Bakan Adnan Ekmen, o günlerde öğrendiği, ancak kanıt bulamadığı için bugüne kadar sakladığı gerçekleri Yeni Aktüel'e şöyle açıklamıştı: “Bölgeden ve ölenlerin yakınlarından aldığımız duyumlara göre olay hiç de güvenlik güçlerinin anlattığı gibi değildi. Zaten olayın geliştiği yer, güvenlik güçlerinin tamamen hâkim olduğu, kontrolü altında bulundurduğu bir alandı, PKK'nın orada eylem gerçekleştirmesi mümkün değildi. Dahası, öldürülen insanların kimlikleri güvenlik güçlerinin elindeydi, insanlar yanmış, ama nedense üzerlerinde bulunan kimlikler zarar görmemişti. (…) Bakanlık bürokratlarıyla oturup neler yapabileceğimizi konuştuk. Güçlükonak'ta güvendiğim, korucubaşı olan bir aşiret reisini telefonla aradım, aldığım duyumlardan söz ettim. Bana ‘Biz seninle şahsen tanışmadık, ama aileni, babanı, dedeni çok iyi biliyorum. O nedenle sana yalan söyleyemem; aldığın duyumlar doğrudur. Güvenlik güçlerinin resmi açıklaması gerçeği yansıtmıyor’ dedi. Güçlükonak'a gitmemiz hâlinde gelip bize gerçekleri açıklayıp açıklayamayacağını sordum. ‘Bu mümkün değil. Sen devletin bir bakanısın, sana bir şey olmaz. Ama biz burada yaşamaya devam edeceğiz. Eğer gerçekleri açıklarsak kendimizi koruyamayız, sen de koruyamazsın’ dedi. Öyle deyince Güçlükonak'a gitmekten vazgeçtik. (…) Olaydan sonra yetkililer çıkıp ‘Saldırıyı PKK gerçekleştirdi. Ölenler de şu kişilerdir. Kimlikleri de bizdedir’ dedi. Olayı PKK gerçekleştirdiyse kimlikleri sende ne arıyor? İnsanlar yanarak ölüyor ama kimliklerine bir şey olmuyor. Demek ki onları yakanlar, yakmadan önce kimliklerini ellerinden aldılar. Bana göre burada bir açık verdiler. Bildiklerimi Başbakan Çiller'e anlatmayı teklif ettim. 'Sen Bilirsin, Ama Başbakan'ın bu ara işi başından aşkın' deyince vazgeçtim. Olan biteni mensubu olduğum CHP'nin Genel Başkanı Deniz Baykal'a anlattım, duyumlarımı kamuoyu ile paylaşmak istediğimi söyledim. Suçun neden PKK'nın üzerine yıkılmaya çalışıldığını sordu. Şimdi tam olarak anımsamıyorum; ama Avrupa'da Kürtlerle ilgili önemli bir oylama yapılacaktı. Bu olayın PKK'ya mal edilerek oylamayı gerçekleştirecek kuruma mesaj verilmek istenmiş olabileceğini söyledim. Böyle bir mesaj vermek için neden bu korucuların seçildiğini sordu.” Baykal’ın Erkmen’e ne dediğini bilmiyoruz ama Erkmen tam 13 yıl sustuğuna göre tahmin edebiliyoruz ne dediğini…

 

2. JİTEM’ci Ayhan Çarkın: Başbağlar’ı biz yaptık!

Aradan 3 yıl daha geçti. Bu sefer konuşan Ayhan Çarkın adlı JİTEM tetikçisiydi. Çarkın’a göre Erzincan-Başbağlar Katliamı’nı PKK değil JİTEM yapmıştı.

JİTEM hakkında daha önce çeşitli televizyon kanallarında itiraflarda bulunan Çarkın’ın itirafları üzerine “Faili meçhuller” hakkında açılan davada, Çarkın’la birlikte Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman zanlı olarak yargılanıyordu. Ayhan Çarkın daha önce yaptığı bazı itiraflarını “söylerken uyuşturucunun etkisinde olduğu” gerekçesiyle reddetmekle birlikte mahkemede 1990’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetlerin dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonu dahilinde işlendiğini söylemişti. Ayhan Çarkın’a göre Başbağlar, Pınarcık, Perpa, Çiftehavuzlar, Gazi Mahallesi, Bolu-Sapanca-Düzce üçgeni içinde işlenen cinayetler ve daha pek çok katliam ve cinayette kendisi de yer almıştı.

Çarkın özetle şunları söylemişti: "Ben 1986’da Güneydoğu’ya ilk gönderilen 320 kişilik Özel Harekât grubu içindeydim. 1990’a kadar bölgede kaldım. Hepimiz kana bulaşmıştık. Öyle korkunç şeyler yapıldı ki o halka. Gittiğimizde baktık adamın biri gelmiş, çoluğun çocuğun içinde adamın birini çırılçıplak soymuş. Milleti köy ortasında toplamış dayak atıyor. Bir Kürt’ü PKK'lı diye çırılçıplak soyan bir zihniyet nedir? Bunlar Atatürk'ün askeri olamaz. Bunun adı terörle mücadele değildi, bunun adı ihanetti. Ben bu halka (Kürtler) uçak kullanıldığını gördüm. Top kullanıyorsun, tank kullanıyorsun, mayınlar kullanıyorsun halkına karşı. Bu ateş hepimizi yakacak. B.. yedirdik bu millete. Tırnaklarını söktük, dilini yasakladık, biz bunu yaptık… Kürt halkı bizim onurumuz, omurgamız, gururumuz. Bir özür dilememiz lazım Kürtlerden... Şimdi her tarafta toplu mezarlar çıkıyor. İster gerilla de, ister terörist. Bu toplu mezarlar bu ülkenin ayıbıdır.”

2. Pınarcık’ı da biz yaptık!

“Dehşet şeyler yaşandı o bölgede. 1986’da gittik oraya. Bir yıl sonra Mardin Ömerli’ye bağlı Pınarcık Köyü’nde bir katliam yaşandı. 16’sı çocuk 30 kişi katledilmişti. O köye gittim, kan barut kokusu vardı her tarafta. Pınarcık katliamını provokasyon amaçlı JİTEM’in oluşturduğu gruplar yaptı. Çoğu çocuk 30 insan. Bir çocuğun cansız bedeni kollarımdaydı… O insanları örgüt öldürmedi. Bu kanı döken başkasıydı. Başbağlar katliamı, Bilan kazası olayı, Jave köyleri…Aynı ekip yaptı bunları. Başbağlar katliamı kesinlikle Ergenekon zihniyeti ürünüdür. (…) Öcalan’ın önerdiği hakikatleri araştırma komisyonu açılsın, namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum gider her şeyi anlatırım. Benimle birlikte olanları, bu ülkeye ihanet edenleri söyleyeceğime yemin ediyorum. Ama o komisyona başkaları da gelmeli. Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve daha başkaları da gelmeli.

4. Perpa, Çiftehavuzlar da JİTEM’in işi!

Ben İstanbul’daki her baskında vardım. Perpa baskınında bir kız öldü, infaz edildi. Ben silahlı çatışmadaydım o esnada. Orada başka bir Ayhan vardı, o vurdu kızı. Sabahat Karataş olayında (Çiftehavuzlar) ben vardım. İbrahim Şahin’in yanındaydım. Bahçelievler’deki çatışmada imzamı attım. 15 kişi ölmüştü orada. Hata yaptıysam bedelini ödemeye hazırım. Ama emri kim veriyorsa katil odur. Ben tiksindim bu olanlardan. Şimdi o dönem bize başkanlık yapan İbrahim Şahin’in (dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili) şu anki halini görüyorum da çıldırıyorum. Adli Tıp’ta rapor peşinde. Hafıza kaybı yaşıyormuş. Biz onun odasına girmeden önce salavat getirirdik. Şimdi düştüğü duruma bakın! Beni kandıramazsın İbrahim Şahin. O alacağın deli raporunun arkasına sığınamazsın. Çünkü tüm cevaplar onda. Mehmet Ağar da çıksın hesabını versin.”

Peki bu korkunç açıklamaları yapan kişinin akıbeti ne oldu dersiniz?

Savcı mütalaasında, sanık Ayhan Çarkın'ın itiraf ve iddialarının birçok kez değiştiğini, çelişkili olduğunu, soyut olmaktan öteye geçmediğini, somut olduğu kabul edilirse itirafta adı geçen diğer sanıklarla ilgili tedbir ve uygulamaların yapılması gerektiğini belirtti. Sanığın üzerine atılı suçun vasıf değiştirerek iftira ve suç uydurma olarak değişeceği, sanığın 20 yıl öncesine dayanan suçların delillerini değiştirme ihtimalinin bulunmadığını ifade etti ve sanığın ve itirazlarında adı geçen sanıkların bu suçu işledikleri konusunda somut deliller olmadığı, iddiaların soyut olmaktan öteye gitmediği, delillerin bu aşamadan sonra toplanabileceği kadar toplandığı, sanıkların savunmalarının defaaten alındığını belirterek 37 aydır tutuklu yargılanan Ayhan Çarkın'ın tutukluluk halininin devamı halinde telafisi imkansız zararlar doğacağını söyledi ve Çarkın'ın serbest bırakılmasını istedi. Ve Ayhan Çarkın 11 Temmuz 2014 tarihinde tahliye edildi. O günden beri de itiraflarının üzerine gidilmedi. Bildiğiniz gibi davanın diğer sanıkları da yargılandıkları çeşitli davalardan birer birer “beraat” edip aramıza katıldılar…

5. Batman Valisi Salih Şarman’ın itirafları

Bu dava sürerken, 21 Şubat 2012 tarihli gazetelerde şöyle bir haber vardı: “Kontrgerillanın yaptığı katliamları PKK’ye mal eden devletten bir itiraf daha.1993 yılından itibaren Batman’da görev yapmaya başlayan Emekli Vali Salih Şarman, 25 Mayıs 1995 yılında 11 kişinin öldüğü bombalı patlama olayının MİT tarafından yapıldığını itiraf etti.” Şarman, Aksiyon Dergisi’ne verdiği demeçte Batman’ın Hürriyet Mahallesi’ndeki minibüs durağına bırakılan ve 11 korucunun ölümüne neden olan bombalı katliamı yapan kişinin MİT muhbiri çıktığını, bu kişiyi evinden aldıklarını ancak kurumlar arası gerilimler yaşandığını belirtmişti. Şarman’da göre dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan, kalkıp Diyarbakır’dan gelmiş, toplantılar yapılmış, konu kapatılmıştı.

Aslında Batman eski Valisi Salih Şarman, bu konularda konuşmaya çok önce başlamıştı. 2007 yılında resmi terminolojiyle söylersek “terörle mücadelede özel yöntemlerin kullanıldığı” Tansu Çiller’in Başbakanlığı ve Doğan Güreş’in Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin bir kitap yayımlamıştı. Kitabın adı, Süleyman Demirel’in “Devlet gerektiğinde rutin dışına çıkar” sözüne atıfta bulunarak “Rutin Dışı” idi. Ama o günlerde basın “rutin dışı” teriminden hiç rahatsız değildi. (Bugün de pek rahatsız olduğunu söyleyemeyiz ama…) Bir yan bilgi: Adı Susurluk Skandalı’nda da geçen Vali Şarman’ın en dikkat çekici icraatlarından biri Batman’da sekiz ay boyunca PKK propagandası diye sarı kırmızı yeşil trafik ışıklarını yasaklamaktı. Vali Şarman, ayrıca PKK’ye karşı mücadele edilmesi için oluşturulan özel kontra birlikler için alınan silahların bir kısmının kayıp olması ve bir ihale yolsuzluğu nedeniyle yargılanıp "Kayıp silahlar" davasında zimmet suçlamasından beraat etmiş, görevi kötüye kullanma suçundan zaman aşımıyla kurtulmuş, Batman'da otopark ihalesi karşılığında bir işadamından rüşvet olarak Mercedes marka otomobil aldığı gerekçesiyle 16 ay cezaevinde kalmıştı. Tahliye olduktan sonra Sabah Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Şarman “JİTEM'le birlikte çok iyi çalıştık. Neden yok dediler hiç anlamadım. Vardı ve faydalıydı. Bize göre model doğruydu, yeniden uygulanabilir.” demişti.

Bakalım kaç yıl sonra, 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı’nın ve 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı’nın gerçek failleri ortaya çıkacak…


Not: Bugün için “Ders kitaplarımızda Rusya ve Ruslar” konulu bir yazı hazırlıyordum. Ankara Katliamı’ndan sonra böyle bir yazının çok anlamsız olacağını düşünerek bu yazıya başladım. Ama o kadar az süre kalmıştı ki ortaya iyi bir yazı çıkaramadım. Eksiklikler (ve muhtemel hatalarım) için peşinen özür diliyorum.