Bayram ve Yeni Yıl umudu

Umut, Ortadoğu denilen bu coğrafyaya çok sık uğramıyor,

Umut, Ortadoğu denilen bu coğrafyaya çok sık uğramıyor, kış güneşi gibi, şöyle bir gösterip kendisini, sonra yeniden kayıplara karışıyor. Oysa bu diyarın halklarının umuda çok ihtiyacı var. Üstelik bugün bayram, Yahudiler için de Yeni Yıl, Rosh Hashana.
Yakın bir tarihte barışın yeşerebileceğini ummak için pek bir neden yok ufukta. Yaklaşan ara seçimleri kaybetme riski altındaki Obama yönetimi ne kadar bastırırsa bastırsın, İsrail-Filistin doğrudan görüşmelerinden bir ilerleme çıkmasını beklemiyor kimse. Görüşmelerden dışlanan Hamas, saldırılara yeniden başladı. Bir gün barış olursa, kendi iç dengelerinin yepyeni sorunlar çıkartabileceğinden endişe eden bu yüzden de ‘dostlar alışverişte görsün’ mantığıyla görüşme masasında oturan İsrail de misillemelere girişti. Bazı uzmanlar artık İsrail-İran savaşının olup olmayacağını değil, ne zaman olacağını tartışıyor. Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri suikastini araştıran Uluslararası Mahkeme’nin Hizbullah’ı suçlaması, bunun Lübnan’da yeniden iç çatışma çıkarma olasılığında gündemde. Irak’ta hala hükümet yok ve geleceği belirsiz. Üstelik tüm bu tehlikeler birbirleriyle ilintili ve birindeki kırılma, diğerlerini de tetikleyerek bu diyarı ateş topuna çevire-
bilir. Özetle, iç karartmak için yeteri kadar sebep var.
Ama bugün bayram, umut kırıntıları arama hakkımız her zamankinden çok. Öldürülen Hariri’nin oğlu şimdiki Başbakan Saad Hariri, babasının ölümünden Suriye’yi sorumlu tutmanın bir hata olduğunu söyledi geçen hafta. Her ne kadar Hizbullah için birşey söylemese de, Hariri’nin bu açıklaması, ısınan Lübnan sularını soğutmuş gibi. ABD yönetimi, yavaş ve çok geç olsa da Suriye’nin bu diyarın barışına yapabileceği katkıları fark etmeye başladı. Suriye’nin, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin iadesi karşılığında, coğrafyaya gerçek barış sunabileceği nihayet kafalar dank etmeye başladı. Irak’taki istikrar için Şam’ın ne kadar gerekli olduğu da, İran ile ilgili hemen bütün meselelerde Suriye’nin anahtar rolü de anlaşılmaya başlandı.
İran, Irak’ta elbette kendisine yakın Şii hükümet görmek istiyor. Oysa Suriye, Irak’ta laik bir yapılanma peşinde. Bölgede artan Şii etkisinden tedirginlik duyan Suudi Arabistan da, Türkiye’nin çabaları sonucu, Şam ile barıştı, hatta Şam’a ciddi destek vermeye başladı. Bunlar elbette sıkı dostmuş gibi görünen İran ve Suriye’nin arasını ufaktan açmaya başladı. Sonuçta İran, hem Hizbullah üzerindeki denetimi için, hem de Irak için Şam’ın desteğine ihtiyaç duyuyor. Ne de olsa, bir Ortadoğu deyişinin işaret ettiği gibi, İran her zaman Suriye’nin dostudur ama, Suriye her zaman İran’ın dostu değildir. Ama elbette Şam-Tahran müttefikliği bugünden yarına bitecek bir şey değil, çünkü İran’ın Suriye’deki yatırımları önemli. Şam yönetimi de, reform sürecini temkinli ve ağır adımlarla yürütüyor. Ama öte yandan, İran ve Şam ittifakında kırılmalar, İran’ı yavaşlatabile-
cek yegâne yol. Böylesi bir yavaşlama bölgenin ihtiyaç duyduğu diplomasi için zaman kazanma fırsatını sunabilir; bu da savaş çıkartmak için bahane arayan ve bölgede her şeyin eski tas eski hamam devam etmesini en az İran kadar isteyen İsrail’i bir süre daha durdurabilir.
Fakat tüm bunlar kadar önemli bir başka bir gelişme de, sonuç çıkar mı çıkmaz mı bilenmez ama sayısız ahmaklıktan sonra Amerikan Merkezi Komutanlığı’ndaki bazı yetkililerin nihayet bazı Ortadoğu gerçeklerini anlamaya başladıklarına dair işaretler. Mark Perry’in Foreign Policy’deki makalesine bakacak olursanız Amerikalılar nihayet Hizbullah ve Hamas’ı dışlayarak bir yere varılamayacağını idraka başlamışlar. Onların önerisi, Hizbullah’ı Lübnan ordusuna, Hamas’ı Filistin polis gücüne katmak. Aynı yetkililerin İsrail söz konusu olduğunda şimdikinden daha anlamlı politikalar üzerine kafa yormamalarıysa, elbette umutlu olmak için nedenlerimizi azaltıyor.
Ama bugün bayram ve Yeni Yıl. Bala batırılmış elma tadında umutlar besleme ihtiyacımız her zamankinden fazla. İyi bayramlar ve mutlu yıllar.