Beyrut'ta iftiralar, itiraflar ve güzellikler

Kendilerine dayatılan koşulları hayran olunası bir tevekkül içinde ama aynı zamanda alay ederek de karşılayabilen insanlarıyla; hiç dinmeyen sokak gürültüleriyle; kaderine terk edilmiş olsa bile o canım mimarisiyle Beyrut’u oldum olası sevmişimdir. Bu gelişimde daha da sevdim ama bir yandan endişelerim arttı. Çünkü Ortadoğu’da ne kadar aktör varsa, hepsinin bir ucundan çekiştirdiği Lübnan, yine kaynayan bir kazan.
“Refik Hariri’nin kanı yerde kalmasın diye uğraşırken başka birçok Lübnanlı’nın kanı dökülebilir. Bu özel mahkeme yeni bir içsavaş yaratacak” diyor meslektaşım Sateh Nureddin. İşaret ettiği öldürülen eski başbakanın suikastını ‘aydınlatmak’ için kurulmuş uluslararası mahkeme. İddianame, sanık sandalyesine Hizbullah içindeki ‘derin bir grubu’ oturtacağa benziyor. İddianame yaklaşıkça işler de sertleşiyor ve giderek Sünni-Şii çatışması derinleşiyor. Bir yanda şimdiki Başbakan Saad Hariri var. Suudi Arabistan ve ABD yönetimi destekli. Diğer tarafta İran ve Suriye’nin desteklediği Hizbullah. Hıristiyanların bir kısmı Sünnilerle, bir kısmı da Hizbullah’la. Her iki taraf da birbirini darbe yapmaya teşebbüsle itham ediyor.
Yeni gerilim dalgası, Özel Mahkeme’nin 2005’te tutukladığı ama 2009’da serbest bıraktığı dört tutukludan biri olan Lübnan eski güvenlik şefi Cemil Sayyed’in, Hariri’yi ‘babasının kanını satmakla’ suçlamasıyla başladı. Sayyed, tutuklu kalmasına neden olan dört şahidinin yalancı tanık olması için Hariri’den para aldığını öne sürdü. “Ya adaleti sağlarsınız ya da ben adaleti kendim sağlarım” diye çıkıştı. Lübnan Başsavcısı bu sözleri yüzünden onu ifade vermeye çağırdı ama Hizbullah, ‘Sayyed’e uzanan adaletsiz ellerin kırılacağı’ ikazında bulundu. Diğer grupsa, Sayyed’in iddialarından vazgeçmek için Hariri’ye şantaj yaptığını savunuyor. Pazarlığı 15 milyon dolardan açmış.
Oysa yakın bir tarihe kadar, sular durulmuş gibiydi. Refik Hariri, Esad’ı ziyaret etmiş, Suriye’nin ‘yalancı tanıklar’ üzerinden suçlandığını, bu durumun Lübnan-Suriye ilişkilerini zedelediğini teslim etmişti.
Özel Mahkeme’nin, Irak savaşı nedeniyle Batı dünyası ile arası iyi olmayan Suriye’yi başlangıçta suçladığı ama ilişkiler düzelmeye yüz tutunca suçlamalardan yan çizdiği dikkatlerden kaçmıyor. Hizbullah da özel mahkemenin, İsrail ve ABD’nin bölgeyi şekillendirmek için kullandığı bir araç olduğuna sık sık vurgu yapıyor.
Hariri’nin Suriye yanlısı açıklamalarına rağmen ortalığın tekrar karışmasını, Şam yönetiminin Hariri’yi ‘inandırıcı’ bulmadığına dayandıranlar var. Ya da Hariri’nin Suudi Arabistan’tan daha fazla beklentisi olduğuna dikkat çekenler.
Yaşananlar, Hizbullah içinse ‘ölüm kalım mücadelesine’ dönüşmüş durumda. İsrail’in Lübnan işgalini, direnişiyle bitiren Hizbullah’ın, kendi ülkesinin başbakanına suikast düzenlemiş olduğu iddiası, onu İslam’ın kahramanı olmaktan Şii terörist olmaya indirgeme ihtimalini taşıyor. Bu yüzden de Hizbullah tüm gücüyle özel mahkemeye karşı direniyor. Hariri de mahkemeden ödün vermeyeceğini söylüyor sık sık.
Mahkeme Hizbullah’ı suçlayan iddianamesini yayımladığında, Hariri’nin, “Tamam, ülkemin geleceği için, babamın katillerini affediyorum” üzerine kurulu tehlikeli bir oyun oynadığı düşünülüyor. Bunu yaparak, iktidar kavgasını kazanabileceğini hesaplıyor olabilir ama tabii o saate kadar iktidarda kalmayı başarabilirse...
Aslında her zaman olduğu gibi Lübnan’ın kaderini, Suriye’nin Batı ile ilişkilerindeki gelişmelerle İran’ın nükleer krizinde yaşanacaklar belirleyecek. Daha da olmadı, yeni bir İsrail-Hizbullah savaşı belirecek ufukta. Az bir ihtimal ama, işin tatlıya bağlanması ya da Lübnan’ın alışık olduğu üzere yeni hükümet krizine yol açması da mümkün. O yüzden, elinizi çabuk tutun, bu canım şehri mutlaka görün. Hem güzelliğine hayran olmak, hem de bir kez daha, şu dünya güçleri halkların yakasına bıraksa ne kadar iyi olacak demek için. aysekarabat@hotmail.com