Cacık ve nohut

Türk ve Yunanlılar arasındaki benzerliklerden biri İsrail ve Filistinliler için de geçerli. O da yemek. Ama Ege'de mevzu cacıksa, Ortadoğu'da nohut.

Türk ve Yunanlılar arasındaki benzerliklerden biri İsrail ve Filistinliler için de geçerli. O da yemek. Ama Ege'de mevzu cacıksa, Ortadoğu'da nohut.
Kudüs'ü bir türlü paylaşamayan, tüm bu
olup bitenden sonra birbirlerinden nefret etmeseler bile ipleri çoktan koparmış olan Filistin ve İsrail halkı, şimdilik bir noktada buluşuyor. O da 'Nohut olmayan sofraya oturulmaz'. Cacık galiba Ege'de bir şeyler yaptı ama nohut hâlâ yerinde sayıyor.
Yunan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu, Ortadoğu temasları boyunca, "Biz aramızdaki sorunlara rağmen bir noktaya gelebildik. Çünkü Oslo barış sürecinden esinlenmiştik. Şimdi de buraya ilham vermeye geldik" dedi ama Arafat'ın ona yanıtı, "Oslo ölmüştür" oldu.
Ramallah'taki karargâhında doğru dürüst yiyecek olmadığını söyleyen Arafat'a Türk tarafının hediye ettiği beş kutu baklava da Arafat'ın 'açlığını bastırmaya yetecek' gibi değildi.
Filistin lideri, içinde bulunduğu zor koşullarda Cem ve Papandreu'nun mesajlarını algılayabilecek halde değildi. Şaron
ise kendi oynadığı oyunun şimdilik askeri zaferini yaşadığı için mesajı algılamaya niyetli değildi.
Bu mesaj bir tek İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres'in bir kulağına girdi. Peres yemeğe geç kaldıkları için iki bakana kızdı ama kameraların karşısına geçince yüzüne içten gülümsemesi yayılarak, "Bir
ada üzerinde AB perspektifinde ve bir deniz üzerinde anlaşamıyorsunuz. Ama bize umut veriyorsunuz" dedi.
Cacığa fazla su eklerseniz, sarmısağın acısı daha az hissedilir. Fakat şu meret
nohut mideye oturuyor.
Android gazeteci
-Cumartesi haftanın en sevdiğim günü. Eğer kentinizde deniz varsa, biraz ufuk çizgisine daldırın gözlerinizi. Mümkünse dostlarınızla buluşun. Keyifli bir şeyler okuyup, sinemaya gidin. Ve ne olur bunları yaparken, bir 30 saniye İsraillileri, Filistinlileri ve beni düşünün.
Çoğumuz evimize hapsedildiğimizden ya da güvenlik endişesiyle, uzun süredir sinemaya, dışarıya yemeğe gitmiyoruz. Dostlarımız, koşturmaca içinde ya da sokağa çıkmanın tehlikesi nedeniyle, 'telefonun öbür ucundaki ses' yaklaşık bir aydır. Zaten yüz yüze gelsek bile ölümden, acıdan öteye geçmiyor muhabbet konularımız. Bölgede yaşayan gazetecilerin durumu da farklı değli. İki gün önce yine sabahın körü evden çıkarken, bir yandan kulağımdaydı cep telefonum, bir yandan da ortalıkta dört dönüp kör olasıca telefonu bulmaya çalışıyordum. Artık fiziki acıları da hissetmeme noktasına geldim. Bir arkadaşımın deyimiyle, 'android gazeteci' oldum. Mesela hiç acıkmıyorum. Ama her yere yüreğimi de götürdüğümden gördüklerim karşısında o ağlıyor. Vicdanımsa rahat. Gördüğümü, yaşadığımı yazıyorum. Bana ulaşan e-postalarda da aynı yazı için bir yanda Filistin yanlısı olmakla suçlanıyorum, diğer yanda Filistin halkını hiç anlamamakla... Hatta Ramallah'ta ölmüş olmamı dileyenler bile var. Bunlar da galiba doğru yolda olduğumu gösteriyor.