Ebu Şenab

Bir zamanlar beni pek bir neşelendiren Ebu Şenab'ın kapısının önünden geçmek bile içimi acıtıyor artık. Eski neşesi kalmadı artık onun.

Bir zamanlar beni pek bir neşelendiren Ebu Şenab'ın kapısının önünden geçmek bile içimi acıtıyor artık. Eski neşesi kalmadı artık onun. Belli bir nedeni olmadan paylaşılacak şeylerin gittikçe azaldığı ve zamanla uzaklaşan eski bir dost gibi geliyor bana.
Oysa neredeyse kapı komşum sayılır. Evimden çıkıp üç-beş adım yürüyünce Paraşütcüler Caddesi'ne giriyorum, oradan da karşıya geçip Eski Kent'in sekiz kapısından biri olan yeni kapıdan içeri giriyorum ve yüzyıllık dar sokakta yürüyünce Ebu Şenab'a ulaşıveriyorum.
Ebu Şenab da mı kim? O, kocaman pala bıyıklı, Osmanlı subayı elbisesi giyen kolalı gömlekli ve tek kaşı havada sert bir yüz ifadesiyle poz vermiş bir resim. Ne alakası var bilmiyorum ama kendisiyle aynı adı
taşıyan pizzacının servis kâğıtlarının üzerinde duruyor resmi. Tam bir
Arap icadı olan kavurmalı pizza yerken dik dik bakıyor size... Hani canlanıverse bir güzel sopalayacak sizi.
Ama yine de iyi dayanıyor Ebu Şenab komşuları teker teker kilit vururken...
İşte biraz ötedeki Yunan Pastanesi sinek avlamakta. Bir zamanlar kalabalıktan içeri giremediğiniz hediyelik eşya dükkânı öyle kırmış ki fiyatları güzelim Kudüs taşından yapılmış yeşil kolyeler, tespihler neredeyse bedava.
Eskiden yer bulamadğımız için ayakta masa beklediğimiz Ebu Şenab'ın önünden bugünlerde yalnızca atlı İsrail polisi geçiyor artık...
Ama biliyorum Ebu Şenab, bıyıklarından aldığın güç yaşatacak seni...
Bir gün buralara artık daha fazla katlanamayıp kaçan dostlarımla yeniden ağırlayacaksın beni.
Dayan be Abu Şenab, sen de terk etme bizi
Suzy'nin Hutzpa mücadelesi...
Şok! Kulaklarıma inanamadım. Resmen 'sarkıntılık' diye düşündüm önce...
Beş torun sahibi şen şakrak arkadaşım Suzy, Tel Aviv tren istasyonundan arabasıyla aldıktan sonra, kentin büyük caddelerinden birine dönerken
beni bir yaşıma daha soktu.
Frene bastı ve arkadaki arabaların kornalarına aldırmadan benim tarafımdaki camı açıp yolda beklemekte olan kadına "Ay çok şıksınız" deyiverdi
Sonra da gerisini çok da iyi anlayamadığım bir muhabbete daldı kadıncağızla. Önce tıpkı benim gibi küçük çaplı bir şok geçirdiği belli olan kadın Suzy'yle konuşması bittiğinde kocaman kocaman gülümsüyordu...
72 yaşındaki bembeyaz saçlı arkadaşım bana da açıklama gereği duydu:
"Ayşe, ne kadar güzel giyinmişti kadın değil mi? Bizim ülkemizde kadınlar o kadar bakımsız ki böyle şık şık gördüğümde onları mutlaka teşvik edilmeleri gerektiğini düşünüyorum ve bu fikrimi de onlara söylüyorum."
Dönüp arkama baktım, gerçekten de öyleydi. Pembe siyah bir tayyör giymiş, şapkasına da elbisesinin deseninden uzunca bir fular bağlamış kadın 1950'lerin moda dergilerinden fırlamış gibiydi.
Suzy'nin evine gidene kadar, yoldaki kadınların elbiselerine baktık sonra...
Üniforma gibi açık mavi gömlek ve tozlu uzun lacivert etek giyen dindarlar, beyaz gömleklerin altından siyah sutyenleri gözüken kadınlar, kot pantolonların altında uzun topuklu palyaço ayakkabıları... Kocaman ve sarkmış göbekleri pırt diye tişörtlerin altından fırlayanlar...
Genç kızların belli ki farklı olma adına yaptıkları, ama aşağı yukarı hepsinde olduğu için sıradanlaşan dövmeleri, kaşlarının üzerindeki küpeleri (piercing) ve saçlarının arasındaki patlıcan moru tutamlar...
Suzy bu durumu İsraillilerin neredeyse ulusal bir özellik olarak kabul ettikleri ve zaman zaman da övündükleri bir huylarının 'hutzpa'larının yansıması diye açıklıyor.
Hutzpa; bazen kibar davranmama anlamına gelse de sert olmak, bildiğini okumak, kural tanımamak, kendini olduğu gibi ortaya koymak ve sınırsız bir cesarete sahip olmak manasına geliyor.
Belki de Suzy haklıdır.
Ama çok şık giyimli sayılmasalar da İsrailliler için söylenecek başka
bir şey daha var; birçok değişik yerden gelen insanların karışması sonucu oluşan bu ülke melez güzelleriyle dolu...