Elvis ve Saddam

Presidant küçük Bush'un açıklamalarına bakılırsa, yakında Bağdat ile Hiroşima ve Nagazaki arasında artık benzerlikler bulunacak.

Presidant küçük Bush'un açıklamalarına bakılırsa, yakında Bağdat ile Hiroşima ve Nagazaki arasında artık benzerlikler bulunacak. Saddam ile Elvis arasındaki farkı soracaksanız eğer, ilki daha şimdiden ölü sayılıyor.
Doğrusu Bush'tan önceki Presidant Clinton da Saddam'dan hoşlanmazdı.
Oysa Clinton ile Saddam'ın ortak bir yönü vardı. İkisi de üst üste iki gece aynı yatakta uyumuyordu.
Peki savaşın 'taktikleri' ne olacak? USA'in teknolojik imkânları malum, bu nedenle üzerinde durmuyorum. Buna karşı 'çok iyi bilgi toplayan istihbarat kaynaklarıma' göre, Irak, savunması için eski bir Rus taktiğini kullanacakmış. Önce düşmanı kızdırıcak, ardından onu kendi topraklarına çekecek ve son aşamada düşmanı perişan etmek için Bağdat'a kar yağmasını bekleyecekmiş. Bağdat'a kar yağmasını...
Şimdi Saddam kendisine gidecek bir ülke bulur ve Irak'ı rahat bırakırsa iş değişir.
'Kaynaklarımın' yalancısıyım ama Saddam kendisine pasaport bile almış geçenlerde. Hatta pasaport kuyruğuna girmiş. Herkes yerini ona verdiğinden hiç de beklememiş. Görevli de tüm işlemleri 30 saniye gibi rekor sürede tamamlamış. Pasaportunu alıp uzaklaşırken, kuyruk filan kalmadığını fark edince şaşırıp sormuş. Görevli de, "Çok basit. Madem siz ülkeyi terk edeceksiniz, kimsenin gitmesine artık gerek yok" demiş.
Tabii son anda bir çözüm bulunabilir. Mesela Bush, Saddam'ı elinde kitleleri de imha etmek özelliği olan oyuncaklarını teslim etmeye ikna etmesi için Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı Bağdat'a gönderir. Bu kritik görüşme sırasında Saddam koltuğunun kolundaki iki düğmeden birine basar ve Powell'ın koltuğunun üstünden çıkan bir çekiç Dışişleri Bakanı'nın kafasına güm güm vurmaya başlar. Powell çekiçle uğraşırken Saddam sinsi planını sürdürür ve ikinci düğmeye basar. Mekanik bir el Powell'ın poposuna ha bire çimdik atmaktadır.
İkna çabalarının başarısızlığa uğrayacağını fark eden Powell, "Bu şartlar altında konuşamayacağız. En iyisi siz Washington'a gelin" deyip 'tarihi' görüşmeyi terk eder.
Bush olanları öğrenince çılgına döner.
O da özel düğmeleri olan bir koltuk ısmarlar. Saddam Washington'a gelir, krallar gibi karşılanır ve Bush ile pazarlığa oturur. Presidant ilk düğmeye basar. Saddam sakin, Bush gülüyor. İkinci düğmeye basıyor sonra, aynı şey. Hatta Bush kahkahalar atıyor. Saddam'ın bu Amerikan şakasından canı sıkılır ve "Sizin gibi emperyalistlerle anlaşmamız mümkün değil. Ben Bağdat'a dönüyorum" deyip ayağa kalkınca, Bush sorar "Bağdat? Hangi Bağdat?..."
Bu arada, İsrail'in bugünlerde son derece endişeli olduğunu da belirtmeliyim. 'Saddam buraya ya bir füze gönderirse?' korkusu var. İsraillilerin kafasına füze düşmesi ihtimali piyangodan en büyük ikramiyenin vurması kadar ama günde birkaç çekiliş yapılırsa ne olacak?
Piyango dedim de aklıma geldi. Irak'ta bingo bugünlerde revaçta. En popüler numaralar ise F-16 , B-52 ve B-2.
Unutmadan, kulağıma gelen önemli bir 'istihbaratı' daha palaşmak isterim.
Bush'un çok akıllı olmadığı iddia ediliyor buralarda. Hatta, zekâsı ile ilgili uydurulan fıkralara çok üzülüyormuş 'presidant'. Derdini yardımcısına anlatmış adamcağız. Dick Cheney başkanını teselli etmek için "Üzülmeyin sayın Başkan, fıkraları uyduranlar aptal. Siz onlardan çok daha akıllısınız ve bunu size kanıtlayacağım" diyerek, kolundan kapmış. Yola çıkıp bir taksi çevirmişler. Taksiciye de "Evde olup olmadığımı kontrol etmek istiyorum. Lütfen beni evime götürün" demiş. Taksici, hiç soru sormadan 'muhteşem ikiliyi' gerçekten doğru adrese götürmüş. Cheney, "Başkanım gördünüz mü ne kadar aptallar" diyince Bush cevabı patlatmış: "Bu kadar zahmete ne gerek vardı, eve telefon da edebilirdin."