Filistin Gazze'den mi ibarettir?

Sistematik insan hakları ihlalleri; gurupların birbirlerini ezeli düşman olarak tanımlayıp, diğer grubun üyelerini insanlıklarından soyutlayarak davranması; herhangi bir barış ya da uzlaşma çabasını...

Sistematik insan hakları ihlalleri; gurupların birbirlerini ezeli düşman olarak tanımlayıp, diğer grubun üyelerini insanlıklarından soyutlayarak davranması; herhangi bir barış ya da uzlaşma çabasını, ‘seninle anlaşabiliriz ama tabii önce benim üstünlüğümü kabul edersen ve benim sana bahşettiğim merhamet sınırları içinde davranırsan’ dayatması; hiç bitmeyen işgaller, zamanla hem zalimi, hem mazlumu ve ne yazık ki meseleye müdahil olmak isteyen üçüncü tarafları giderek çürütüyor. Şüphesi olan Filistin tarihine baksın.
1947’de BM’nin Filistin’i bölen haritasından başlayarak, zaman içinde Filistin topraklarının giderek azalması üzerine herkes düşünmeli. Özellikle kalbinin Filistin davası için attığını söyleyenler. Ama bunu yaparken yalnızca İsrail’in ve her gün kahrolması için bu kadar ilenilmesine rağmen bir türlü kahrolamayan emperyalizmin yapıp ettiklerini değil, Filistinlilerin ve onlara destek verme ayağına kendi gündelik çıkarlarının peşinde koşan devletlerin, grupların ve kişilerin de yaptıklarını ve yapmadıklarını değerlendirmeli. Şu soruyu da sormalı ayrıca kendisine, ‘İnsanların, insan onuruna yakışır biçimde yaşaması için mi yapılmış yapılanlar, yoksa iktidar, hırs, bir grubun diğer bir grup üstündeki egemenliğini perçinlemek için mi?’ Daha da kötüsü, mücadelenin amacı insanlığın zaferi değil de, bir ideolojinin zaferi olsun diye uğraşıldığı için mi İsrail Filistinlilerin hayatlarını cehenneme çevirmeyi başarmış?
O kadar yakıcı ki Filistin mücadelesini düşünmek. Tam daha ötesi de olmaz, olamaz dediğiniz anda yeni bir olmazlıkla karşılaşıyor insan.
Filistin’in, Gazze, Kudüs, Batı Şeria, Batı Şeria içinde Yahudi yerleşimleri yüzünden birbirinden kopartılmış Filistin kentleri, diaspora ve İsrail içinde kalan topraklar diye parçalanmasından daha kötüsü ne olabilir diye düşünürken, bir de bakıyorsunuz, ailelerin ve Filistin nüfusunun da parçalanması gündeme geliyor.
İsrail ordusunun yeni genelgesine göre, on binlerce Filistinli Batı Şeria’dan sürgün edilebilir artık. Amira Hass’ın 15 Nisan’da Radikal’de de yayımlanan yazısında anlattığı gibi asıl amaç yabancı uyrukluların işgale karşı halk mücadelesine katılmasını önlemek, Batı Şeria’daki Filistinli nüfusunun artışını sınırlamak, Gazze’deki Filistinlileri Batı Şeria’dakilerden koparma sürecini tamamlamak.
Eskiden İsrail, ‘Filistin Ürdün’dür’ diyordu. Ama bu plandan vazgeçti çünkü Filistinli grupların kendi elleriyle Filistinli Batı Şeria ve Gazze olarak bölmesi yeni olanaklar açtı İsrail’in önüne. Şimdi İsrail’in yeni sloganı ‘Filistin, Gazze’dir’. Elbette İsrail bu arada da Batı Şeria’yı ve Kudüs’ü de yerleşim birimleri sayesinde mümkün olduğu kadar eritmeyi planlıyor. Günün birinde İsrail, kendi vatandaşları olan Filistinlilere de, ‘buyurun Gazze’ye’ derse hiç şaşırmayacağım.
‘O kadar da olmaz’ dememek lazım, çünkü Filistin’in tarihine bakınca, İsrail’ın hedeflerini bu kadar iyi tutturabilmesinin asıl nedeninin, ne askeri gücü, ne arkasındaki emperyalizm desteği, ne de kendilerini davalarına adamışlıklarındaki kararlılık falan değil, tam tersine muhataplarının beceriksizlikleri ve akılsızlıkları olduğunu görmemek elde değil.
Hamas örneği, demokrasi ve meşruluk için seçimlerin ön koşullardan biri ama asla yeter koşul olmadığını bir kez daha hatırlatmış olmalı. ‘Canım zaten FKÖ’de yolsuzluklara batmış, bak Hamas ne de güzel direniyor, bu arada kendi halkına eziyet ediyormuş, idam cezaları uyguluyormuş, ne önemi var ki’ güzellemeleri düzmek, yalnızca ideolojisi nedeniyle Hamas’a sempati besleyip, Filistin davası için yapılması gerekenin bir an önce birlik sağlamak olduğunu yadsımak, Hamas’ın birleşmeye direnmesine olanak ve meşru zemin hazırlamak, kimse kusura bakmasın ama, İsrail’in ekmeğine yağ sürmektir.
Ama zaten Filistin tarihi biraz da, iyi niyetle yola çıkan konvoyların kimi zaman yanlış bilgilendirme, kimi zaman mücadelenin şehvetine kapılıp asıl meseleyi gözden kaçırma, ama çoğu zaman da Filistin davasını kendine oyuncak isteyen grupların, politikacıların dümen suyunda kaybolma hikayesidir.   
NOT: Ortadoğu kadar dertli başka bir diyarın, kaf dağının ardındaki insanların hikâyelerini anlatan Fehim Taştekin, aramıza hoş geldin...