Komşunun oğlu

Uzun bir süreden beri İsrailliler ve Filistinliler aynı şeyi düşünmemiş ve </br>aynı şeyi hissetmemişti, ta ki perşembe gününe kadar...

Uzun bir süreden beri İsrailliler ve Filistinliler aynı şeyi düşünmemiş ve
aynı şeyi hissetmemişti, ta ki perşembe gününe kadar...
Kudüs'te yaşayan bir avuç Türk, maç seyretmek için Başkonsolos Hüseyin Bıçaklı'nın evinin yolunu tuttuğunda, daha doğrusu maçı kazanmış gibi ellerinde bayrakları kentte dolaştığında sevinç gösterileriyle karşılaştı.
Bu destek Türkiye yarı finale çıktığında başlamıştı: Türkiye kupayı eve götürmeyi başarırsa ilk kez bir Müslüman takım bu denli iyi bir sonuç elde ettiği için kurban keseceğini söyleyen Filistinliler vardı. Büyükelçiliğe ve konsolosluğa tebrik yağmıştı. Dört arabalık konvoy, batı Kudüs'te duvarlarında 'Burada doğru dürüst davranın' yazan aşırı dindar Yahudilerin oturduğu Mea Şerim bölgesinden geçerken bile sevgiyle karşılandı. Maçı, bizimle izlemeye gelen Türkiye'nin Yahudi dostları da yediğimiz gole an az bizim kadar üzüldü.
Ama bu desteği yeterli bulmayanlar da vardı. Jerusalem Post gazetesi, İsrail'in, Türkiye'nin başarılarına çok da sevinmediğini yazdı bir yorumunda.
Yazıda, "Biz Türklerle aynı futbol mahallesinde oturuyorduk, onlar komşunun oğluydu. Sonra her şeyi göze alıp bir macereya giriştiler, uzaklara gittiler, geri döndüklerinde çok başarılı olmuşlardı. Biz de yerimizde sayıyorduk. Bu yüzden komşunun oğluna çok da iltifat etmek gelmedi içimizden" deniyordu. Komşunun oğlu futbolda gösterdiği başarıyı başka şeylerde de gösterse ne güzel olur değil mi?
Sevgili Gal
Kızıl saçları çok severim ben, seninki gibi saçları yani. Üstelik kızıl saçlılar tıpkı senin gibi çilli olur. Çillerin sevimliliğini daha da artırıyor. Fotoğrafında kocaman kocaman gülmüşsün. Henüz değişmemiş sütdişlerin gözüküyor pembe dudaklarının arasından. Sütdişlerine takılıyor gözüm kaç gündür, o hiç yenilenmeyecek dişlerine... Çünkü öldürdüler seni tıpkı Cenin'de sokağa çıkma yasağı bitti sanıp tank ateşiyle öldürülen Filistinli akranların gibi...
Ülken aslında bir mucize Gal. Çöl ortasında yemyeşil bir vaha yaratmış dedelerin. Bilime, teknolojiye önem veren vatanın, tüysüz tavuk bile yetiştirdi, çok güçlü silahlar yapmanın yanı sıra.
Hatta zaman makinesi bile icat etti büyüklerin. Bu zaman makinesi şimdilik tek bir tarihe ayarlı: 12 Haziran 1967. Filistin topraklarının işgal edildiği güne.
Sen, sana çok benzeyen anneannenle, 'Benim çektiğim acıları başkaları da çeksin' diye düşünen o beyni yıkanmış insan müsveddesi adam üzerindeki bombaları patlattığında ölmüştün ya, işte o gün, ilk denemesini yaptılar zaman makinesinin.
Öyle bir makine ki o, yapımına herkesin emeği geçti; sorunun asıl kaynağını bir türlü görmek istemeyen siyasetçiler, barış istemeyenler, seni öldüren saldırının ülkeni yıkabileceğini düşünen aptallar, senin yaşındaki çocuklar alınlarının ortasından vurularak öldürüldüğü için senin ölmeni de destekleyen acıdan gözü dönmüş Filistinli analar. Babasının yaptığı hataları yapmakta ısrar eden, kraker yerken az daha boğulan ve yaşadığımız coğrafyayı bir türlü anlamak istemeyen o adamının da büyük katkısı oldu doğrusu.
Sen öldün diye, Filistinli akranlarının da ölmesi gerektiğini, en azından aç kalıp sürünmesini isteyen büyüklerin, hepsi el ele verdiler ve bu zaman makinesini icat ettiler.
Ama bu makine seni geri getirmeyecek ve korkarım ki, senin o koca gülümsemenin ne kadar güzel olduğunu hiçbir zaman anlayamayacak kadar gönül gözü kapalı olanlar, daha çoook Filistinli ve İsrailli oyun arkadaşlarını o zaman makinesine bindirip, yanına göndermekten çekinmeyecek.