Konvoy dersleri..

Vicdan sahibi bütün o güzel insanlar, feministler, barış gönüllüleri, yüreği insanlık adına çarpanlar zor fakat önemli bir işi başardı; Dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş Gazze'ye el verdiler, başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair umutları tazelediler.

Vicdan sahibi bütün o güzel insanlar, feministler, barış gönüllüleri, yüreği insanlık adına çarpanlar zor fakat önemli bir işi başardı; Dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş Gazze’ye el verdiler, başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair umutları tazelediler.
Üstelik yalnızca canlarını dişlerine takmakla, zor ve zahmetli bir yolculuğa katlanmakla kalmadılar; Ortadoğu denilen bu diyarda en masum insani amaçları bile, araçsallaştırmayı başaran her kesim ve ülkeden siyasilerin ekmeğine ister istemez yağ sürmeyi bile göze aldılar. Konvoyun ulaştırdığı yardımlar gerçekten tüm Gazellilerin yararına kullanılıyorsa, o ilaçlar ihtiyacı olanların dinine, siyasi görüşüne, Hamas’a yakınlığına bakılmadan yerine ulaştıysa bu yalnızca o vicdan sahibi insanların sayesinde olabilirdi. Yok, o ilaçlar yerine ulaşmadıysa günahı bu vicdan hareketini araçsallaştırmaya çalışan politikacıların boynuna. 
Yardım konvoyuna kan bulaşmış olmasının günahı mesela. İnsani amaçlarla yola çıkan bir konvoyun üyelerinin hangi sebeple olursa olsun, eline taş alması ya da bir arbedeye karışması bu arbedenin sonunda da bir Mısır sınır görevlisinin ölmesi, bazı gönüllülerin yaralanması pasif direniş anlayışına pek uymuyor ama utanması gerekenler, işleri bu noktaya getirenler. 
Filistin topraklarını işgal ederek, hiçbir biçimde anlaşmaya yanaşmayarak, hem kendi toplumunu hem de Filistin toplumunu çürümeye terk eden İsrail. Ama öte yandan ağırlaştırılmış ambargonun yıl dönümüne girilirken, neden Gazze’yi kontrol eden Hamas, İsrail ile kapıların olduğu yerlerde kitlesel barışçıl gösteriler düzenlemedi de, konvoyun gelişini fırsat bilerek Mısır sınırında Mısır sınır görevlisinin ölmesine yol açan keskin nişancılara izin verdi, sorusu insanın aklından geçiyor elbette. Ya da bu konvoyun başkanlığını neden gerçekten bu vicdan hareketinin gerçek bir temsilcisi değil de, tartışmalı politikacı George Galloway üstlendi? Neden Mısır’ın önerdiği yola itiraz ederek, konvoya kan sıçramasına neden oldu? Sivil hareketlerin gerçekten sivil olması için, vaktiyle Saddam’dan para aldığı iddia edilen, şimdi de İran hükümetinden para aldığı söylenen Galloway gibi şaibeli biri yerine, o vicdan hareketinin içinden gelen birileri üstlenmedi liderliği?
Mısır’a yönelik bu acımasızlık neden? Mısır, kendi iç dengelerinden korktuğu için, bölgede liderliği Türkiye’ye kaptırmaktan endişelendiği için, güvenlik kaygılarını insani çabaların önüne geçirdiği için sorun çıkardı ve hiç masum değil. Fakat haklı bazı endişeleri olduğunu da unutmamalı...
İsrail’in amacının Filistin ile hiçbir zaman masaya oturmamak için, Batı Şeria ile Gazze’yi koparmak olduğu çok belli. İsrail’e göre Batı Şeria’daki Filistin kontrol edilebilir, böylece zaman kazanılır, muhatap yok denilerek masadan kaçılır. Gazze de, Mısır’ın kucağına saatli bomba gibi bırakılır. Ama hiçbir şart altında Filistin’in birleşmesine izin verilmez. Böyle düşünen bir İsrail varken, ihtiyatlı davranan bir Mısır elbette eleştiriyi hak ediyor ama biraz da anlayış hak ediyor. İktidara geldiğinden beri, karşıt görüşlüleri ayağından vurarak, hatta küçük çocuklarına bile kurşun yağdırarak, kendi halkına soluk aldırmayarak, ahlak zabıtası kurarak ayakta kalan Hamas, uluslararası yardım konvoyunu kendi propagandasına alet ettiği için eleştiriyi hak etmiyor mu peki?
Bunların olacağı baştan belli olmasına rağmen, Gazze’deki insanlık dramına kararlı bir biçimde hayır diyen vicdanlı insanların yine de dünyaya öğrettiği bir şey var; Filistin sorunun gerçek çözümü için şiddetten uzak ve etkin uluslararası müdahalenin kaçınılmaz olduğu. Çünkü mesele yalnızca Filistin’in, Arap dünyasının, Müslümanların ya da Ortadoğu’nun değil, bütün insanlığın meselesi.
İşte Gazze’ye ve bütün Filistin’e asıl ilaç olacak olan bu...