Küçük ilanlar

Hafta sonu en sevdiğim işlerden biri gazete ilanlarını okumak. Nasıl bir diyarda olduğumu anlamama çok yardımcı oluyorlar...

Hafta sonu en sevdiğim işlerden biri gazete ilanlarını okumak. Nasıl bir diyarda olduğumu
anlamama çok yardımcı oluyorlar...
Örneğin, güvenlik nedeniyle bunalımda olanların dayanışma grubuna davet eden ilan, işin ne kadar vahim bir boyuta ulaştığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Medeni hukukun dine göre düzenlenmesinin doğal sonucu, evlilik danışmanlığı veren hahamların ilanları, çocukları sonradan dindar olmayı seçen anne babalar için panik giderme telefonu, aile içi şiddetin yaygın olduğu yerde doğal olarak gazetelerde boy gösteren, dayak yiyen kadınlar için kırmızı telefon hattı. Evsizlere ücretsiz yemek veren yardım kuruluşları, Hiçbir hakkı olmayan kaçak işçilerin dertlerini paylaşabileceği dernekler...
İlanlar arasında başka ilginçlikler de var, sosyalleşmeye çalışan dindar eşcinseller grubu, bu ilanın tam altında eşcinsel eğilimlerinden kurtulmak isteyenlere ücretsiz hizmek veren klinik, köpeği kaybolanların arayıp ağlayabileceği yardım hattı, alternatif tıp merkezleri...
En çok yeri kaplayanlar da bütün müşterilerinin yalnızca ve yalnızca Yahudi olduğunu vurgulayan çöpçatanlık şirketleri ilanları...
Bu üç-beş kelimelik ilanlara göz atmak bütün resmi nasıl da ortaya döküyor, ne kadar çok ipucu veriyor değil mi?
Haim, haim
"Burada kelimelerin fahişeliği yapılıyor" demişti yazar dostum Herbert.
Batı Avrupa'dan, İsrail bağımsızlık savaşı verirken buraya göç eden, dünya tatlısı eşi Suzy'yle üç güzel çocuk yetiştiren ama şimdi buralardan kaçıp gitmeyi bile düşünen Herbert...
Barış eylemcisi torunları, Oslo gizli görüşmelerini yürüten oğlu ve çocuklarını işgal edilmiş topraklarda askere göndermek istemeyen anneleri bir araya toplayan kızlarına rağmen, mutlu değillerdi Suzy ve Herbert. Hayatını kelimelere adamış Herbert'i en çok üzen şeylerin başında da kendi deyimiyle 'sözcüklerin fahişeliği' geliyordu. Bir çok şeye gerçek adı konulmuyordu, bu yüzden gerçekler gizleniyor
ve sorunlara çözüm bulunamıyordu.
Herbert, şöyle açıklıyordu durumu:
"Hamas askeri kanat sorumlusunu öldürmek için sivillerin yaşadığı bölgeye bir tonluk bomba sallamanın adı, hedef gözeterek öldürme. Oysa bu düpedüz suikast, hatta sonuçlarına bakılınca cinayet. İşgal altındaki toprakları yeniden işgal etmenin adı askeri operasyon."
Ne kadar haklıydı Herbert. Onun verdiği örnekler İsrail tarafında olanlardı. Filistin tarafında fahişeliğe zorlanan kelimeleri de birlikte bulduk:
Çoluk çocuğun arasına dalıp, göz döndürüp, üzerindeki bombaların pimini çekmenin adı intihar saldırısı değil, şehitlik eylemi. Bir Yahudi yerleşim birimini basıp, annesinin önünde oturup saçlarını taratan küçük bir kız çocuğunun makineli tüfekle taranması, terör değil, kendini kurban etme eylemi. Buna kendini kurban etme deniyor, çünkü böyle bir saldırıyı düzünleyenler de saldırı yerinde öldürülüyor...
Ama yine de sevdiğim kelimeler var burada.
Tüm namusuyla ayakta duran kelimeler. Hele bir tanesi var ki bayılıyorum ona: Haim, yani hayat.
İbranicede eğlenmek kelimesinin karşılığı
ose haim, kaba bir tercümeyle hayat yapmak. Kadehler tokuşturulurken dudaklardan dökülen sözcük lahayim, yani hayata...
Ama ne yazık ki gündelik hayatımızda haim lafını fahişeliğe zorlanan kelimelerden çok daha az kullanıyoruz burada