Kumarbazların 'harman'ların partisi

Bu diyarda canına tak eden parti kuruyor. Kumar yasağından sıtkı sıyrılanların 'casino' partisi var mesela...

Bu diyarda canına tak eden parti kuruyor. Kumar yasağından sıtkı sıyrılanların 'casino' partisi var mesela... Sürekli 'harman' gezenler de yumuşak uyuşturucuların serbest bırakılması için 'yeşil yaprak' partisi kurmuşlar. Dincilerden bıkanlar da ultra laik Şinui'yi destekliyor.
İsrail kurulurken bazı tavizler kopararak işe başlayan dindar partiler iktidar ortağı olduklarında da 'istemezük' zihniyetiyle daha da geliştirmişler etki alanlarını; Ne zaman, nerede, ne yenileceğine karışmaktan tutun da kendi yandaşlarının askere gitmemesini sağlamaya kadar...
Şinui de bu işe o kadar bozuluyor ki, parti programı dinci politikaların özgürlüğü tehdit edici bir unsur olduğunu belirtmekle başlıyor ve işi daha da ileri götürüp, en büyük günahlardan biri sayılan eşcinseliğe özgürlük istemekle bitiriyor. 'Bütün ayrıcalıklara da son' diyor, çünkü burada dindar partiler ha bire kendi okullarına, kendi toplumlarına daha fazla kaynak aktarılmasını istiyor, bunu da pek güzel başarıyorlar.
Ama istediklerini kopartıyorlar diye hırsızlık yapmıyorlar sanmayın sakın, hiç de sütten çıkmış ak kaşık değiller.
Eski genel başkanları Aryel Deri, yolsuzluktan mahkûm oldu. Hakkında ilk söylentilerin çıktığı zamanlarda, partisinin elemanları ne kadar iyi üfürükçüler olduklarını kanıtlamak için canlı radyo yayınında cin çıkarma seansı düzenlemişti. Zavallı bir kadının içinden çıkan cinin ilk sözleri de 'Aryel Deri hırsızdır' olmuştu. Dinci partilerin durumu böyle olunca da laik Şinui oylarını artırdı, 120 kişilik İsrail Parlamentosu Knesset'e şimdilik 6 milletvekili sokmayı başardı, çünkü İsraillilerin iyi bir tarafı da gönüllerinden geçen partiye oy vermeleri...Ya barajı geçemezse falan gibi kaygılar taşımıyorlar.
Ey Kudüs!..
Ben, sana ne diyeyim Kudüs? O kadar güzelsin ki...
Sana gönül verenleri, ateşin çekiciliğine kapılan böcekler gibi çekiyorsun kendine. Onları yakmaktan da keyif alıyorsun üstelik...
Binlerce yıllık yaşına rağmen taze gelin gibisin, her yüzyılda biraz daha olgunlaşacağına daha da kana doymaz oluyorsun. Vefa nedir bilmiyorsun. Senden çok uzakta bile yapılsa evlilik törenlerinde 'Seni unutursam ey
Kudüs, sağ elim hünerini unutsun' diye yeminler edenleri önce sen unutuyorsun.
Sana asla sahip olamayacağını anlayamayan sevdalıların düello ederken senin uğruna, tepeden gülümseyerek izliyorsun onları ve 'Daha ölecek yok muydu' diye soruyorsun...
Söyle bana Kudüs, kendi adıyla anılan bir hastalığı ruh sağlığı literatürüne geçiren başka bir şehir var mı? Hiç mi utanmıyorsun,
'Kudüs sendromuna' kapılan insanlardan?..
Senin cazibene kapılanlar, senin binyıllardan beri beklediğin sevgili olmak için Mesih zannettiklerinde kendilerini, 'Kudüs sendromu' hastalağına yakalandıklarında yani, hiç mi yüreğin sızlamıyor?
Senin büyüne kapılanlar kendilerini sürekli izleniyormuş gibi hissettiklerinde umarsız kahkahalar atmak hoşuna mı gidiyor?
Salkımından teker teker üzüm taneleri koparır gibi, dostlarımı, sevdiklerimi alıyorsun benden. Ağzının içinde suyunu çıkardıktan sonra üzümlerin çekirdeklerini tükürür gibi tükürüyorsun mahvettiğin
insanların kemiklerini...
Yine de doğru dürüst sitem bile edemiyorum sana ey Kudüs, çünkü ben de delice âşığım sana