Lübnan bu yaz gerçekten çok sıcak

Ortadoğu denilen bu diyarda yazlar ya savaşla geçer, ya da yeni çatışmalar için zemin oluşturmakla.

Ortadoğu denilen bu diyarda yazlar ya savaşla geçer, ya da yeni çatışmalar için zemin oluşturmakla. Ara sıra göreceli sakinleştirmeler için çaba sarf edildiği olur. Bu yaz da istisna değil ama sonucun yeni bir gerginlik mi, yoksa kapsamlı bir barış için atılacak ilk adımlar mı olduğu henüz belli değil. Sular ısınmaya bu diyarın minyatürü olan Lübnan üzerinden başlar. Bu yaz da istisna değil. 
2006’da İsrail ve Hizbullah arasında yaşanan savaş, herkes biliyor ki aslında vekâleten yürütülen bir savaştı. Asıl kapışmaysa Amerika ve İran arasında geçti.
2008’de de bölgedeki Suni-Şii çekişmesi iyice yükseldiğinde Lübnan yeni bir iç savaşın eşiğinden döndü. Lübnan’da başlayan yangın bütün bölgeyi sarma ihtimali olduğu için ve alt kat yanarken, üst kattakilerin ‘bana ne’ demesi saçma olacağı için, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın girişimleriyle ortalık yatıştırıldı ama elbette sorunlara kökten çözüm bulunamadı.
Şimdi yeniden Lübnan gerilim içinde. Zaten zorla bir araya gelmiş iç uzlaşma bozuldu bozulacak. İran’a yönelik yaptırımlardan da cesaret alan Suudi Arabistan ve Katar yeni bir inisiyatif başlattı. Her iki ülkenin lideri Beyrut’u ziyaret etti bu hafta.
Gerilim Şii Hizbullah ve Başbakan Hariri yönetimindeki Sünniler arasında. BM’nin suikasta kurban giden eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri ile ilgili iddianamesini yakında açıklaması bekleniyor. Gelen haberler soruşturma komisyonunun cinayetle ilgili olarak daha çok Hizbullah’ı sanık sandalyesine oturtacağı yönünde. Bunu da cinayet günü yapılan telefon görüşmelerine dayandırması bekleniyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah da şimdiden bu komisyonun taraflı davrandığı söylemeye başladı. Lübnan cep telefonu hizmetlerini yürüten şirketin bazı elemanlarının İsrail casusluğu ile suçlandığını da akılda tutmak lazım.
Öldürülen Başbakan’ın oğlu şimdiki Başbakan Hariri, bir yandan kendi ülkesindeki iç dengeleri gözetme derdinde, bir yandan da elbette babasının kanını yerde bırakmama karalılığında.
İsrail de eli boş durmuyor. Eğer İran’a yönelik yaptırımlardan istediği sonucu elde edemezse, askeri müdahale seçeneğini canlı tutuyor. Bunu yaparken yanı başında İran’ın denetimi altındaki Hizbullah’a tahammül edemeyeceği için, önce oraya müdahale etmesi de kaçınılmaz. Fakat İsrail devleti geçmişteki hatalarından ders almak gibi bir özelliğe sahip olmadığı için, bütün Lübnan’ı hedef alacağını söyleyip duruyor. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak daha geçenlerde “Hizbullah bize saldırırsa Lübnan hükümetini sorumlu tutarız” dedi. Bu tip açıklamalar Lübnanlıların ne kadar şikâyet ederlerse etsinler Hizbullah etrafında kenetlenmesine neden oluyor.
Bütün bunların üzerine, Akdeniz’de yeni doğalgaz kaynaklarının bulunduğunu hatırlamakta fayda var. İsrail’e bakacak olursanız, bu doğalgaz tamamıyla İsrail’in kara sularında. Üstelik İsrail’in enerji ihtiyacını da uzun süre karşılayabilecek miktarda. Ama Lübnan’a bakacak olursanız, bu yeni kaynaklarda onların da hakkı var. Dolayısıyla bölgede enerjiden kaynaklanan yeni çatışma da kapıda.
İran’ın bölgedeki artan etkisinden en çok rahatsızlık duyan ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan, Suriye ve İran arasında etkileşimi kesmek için Şam yönetimine kesenin ağzını açmaya da hazır ama Şam yönetimi de, asıl istediğini almadan Hamas ve Hizbullah’a desteğini bitirme konusunda tereddütlü. Şam’ın asıl istediğini söylemeye gerek yok, İsrail işgali altındaki Golan tepeleri.
Türkiye’nin arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde Golan sorununun çözümü için yüzülüp yüzülüp kuyruğuna gelinmişti. Ama İsrail’in Gazze’ye saldırısı buna engel oldu. Bölgede böyle bir kilidi çözecek ülke gerçekten de Türkiye’ydi. Ama kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir Türkiye’nin, hele ki Mavi Marmara’dan sonra bu girişimi canlandırma ihtimali kalmadı.
Bu yaz Lübnan’da, o canım güzel ülkede gerçektende çok sıcak...