Mavi Marmara'dakileri öldürmek

'Bana kalsa Mavi Marmara'daki herkesi öldürürdüm' diyor İsrail iç istihbarat örgütü Şabak'ın elamanı, en az iki Arap'ı öldürmekle ve sekizini bıçaklamakla itham edilen Haim Perlman'a.

‘Bana kalsa Mavi Marmara’daki herkesi öldürürdüm’ diyor İsrail iç istihbarat örgütü Şabak’ın elamanı, en az iki Arap’ı öldürmekle ve sekizini bıçaklamakla itham edilen Haim Perlman’a.
Şabak elemanları, birkaç kez bir araya geldikleri Perlman’a muhtemelen çay da ısmarlamışlardır ama İsrail bayrağı önünde ona sarılıp poz verip vermedikleri henüz bilmiyoruz. Şabak’ın savunması da çok tanıdık: “Biz yalnızca suçlarını itiraf ettirmeye çalışıyorduk.”
Perlman iddialara göre 1998-1999 yılları arasında, eline bıçak alıp, önüne gelen Filistinli’ye saldırmış en az ikisini öldürmüş. Şabak’ın açıklamasında yine tanıdık izler var; Perlman’ın eylemlerinin nedeni. Neymiş, Perlman iki dindar Yahudi’nin Kudüs’ün eski şehir bölümünde bıçaklanmasına çok üzülmüş de, ondan eline bıçak alıp sağa sola saldırmış. Oysa Şabak’ın, Filistinlilerin yaptığı eylemler söz konusu olduğunda “Ülkesinin işgal edilmesine, çoluk çocuğun ambargo altında inletilmesine, yakın akrabasının uzun süreden beri mahkemeye çıkartılmadan gözaltında tutulmasına, evlerinin yıkılmasına, her gün kontrol noktalarında aşağılanmaya dayanamadığı için” gibi ifadeler kullandığını görmedik, duymadık. Demek ki, herkesin teröristi kendine bu diyarda. 
Derdimin ırkçılığa, insanlığa karşı işlenen suçlara karşı çıkmak olduğunu, İsrail’in var olma hakkıyla hiçbir sorunum olmadığını anlamayan bazı okurlar, uydurduğumu iddia edecekler elbette, ama Şabak ve Perlman ilişkisine anlattığım her şey İsrail medyasından, meraklıları Arutz Sheva’ya bakabilir, çünkü onlar Perlman tarafından kaydedilen görüşmelerin zabıtlarını yayınladılar. Üstelik Arutz Sheva’nın sırf İsrail’i bölmek, İsrail istihbaratını zayıflatmak, yandaşlık yapmak, ya da herhangi bir cemaate hizmet için yayın yapmadığı da ortada.
Zabıtlara bakacak olursanız, Şabak elemanları bir tek Mavi Marmara’daki herkesi öldürmekten söz etmiyor. Perlman’a, yine Mavi Marmara’nın yolcularından, İslami Hareket lideri Şeyh Ra’ad Salah’ın arabasına bomba koymasını da açıkça söylemişler. Neymiş, Perlman’ın güvenini sağlayıp, suçunu itiraf ettireceklermiş. Üstelik Şabak elamanı olduklarını da gizlememişler bütün bu görüşmeler boyunca. Perlman’a bakacak olursanız, her buluşma içinde 1500 şekel yani neredeyse 400 dolar ödemişler. ‘Büyük Abi’ durumları sizin anlayacağınız.
Zabıtlara göre, Perlman, kendisine yapılan her ahlaksız teklifi reddetmiş. Peki ya reddetmeseydi, ‘hadi yapalım’ deseydi ne olacaktı? Şabak, Perlman’ın suçu işlemesini bekleyecekti, yoksa ‘madem bunları işlemeyi kabul ediyorsun, referansların neler’ diye sorup bir önceki suçlarını itiraf etmesini mi bekleyecekti?
Galiba ırkçı ve aşırı milliyetçi politikaları benimseyen bütün devletlerin ve onların vatandaşlarının başına gelenler dünyanın her yerinde aynı. Böyle devletler, işlerine gelince, kendi teröristlerini ‘yaratmaktan’ hiç çekinmiyorlar.
Perlman’ı destekleyen gösteriler de yapıldı İsrail’de. Biz, hayattayken kurbanlara yönelik baskıları yapanlarla, sonra katillere arka çıkanların aynı olduğunu biliriz değil mi? Tıpkı ayrılık ya da toprakları bölüşme adı altında yapılan tartışmalarda söz konusu olanın, demokrasi gereği her şeyin rahat rahat konuşulabilmesiyle ‘o zaman defolup gitsinler’ mantığı arasında ince bir çizgi olduğunu bilmemiz gibi. Ötekine ‘asalak’ denmesinden hiç utanılmadığına tanıklık ettiğimiz gibi, ‘asıl sahipleri biziz, onlar misafir ya da emanet, uslu durdukları sürece katlanabiliriz’ cümlelerinin rahat rahat kurulabildiğini gördüğümüz gibi.
Ama her şeye rağmen İsrail medyası ve toplumu, Perlman’ı, yaptıklarını ve Şabak’ın tutumunu tartışıyor, eleştiriyor. Bu da bardağın dolu çeyreği. Çünkü biz yine biliyoruz ki, bir toplumun ırkçılıktan kurtulması bir avuç da olsa cesur insandan geçiyor.