Ortadoğu'da laik gurur

Lübnan'ı Ortadoğu'nun en güzel köşelerinden biri yapan, insanı yüreğinden yakalayıp içine çeken tek özelliği o güzelim coğrafyası, denizi, serin ve yeşil dağları değil, aynı zamanda insan harcı. Her şeye rağmen yaşama azmini hiç elden bırakmayan, ayakta kalmanın yolunu acı alay dolu bir espri anlayışı geliştirmekte bulan halkları.

Lübnan’ı Ortadoğu’nun en güzel köşelerinden biri yapan, insanı yüreğinden yakalayıp içine çeken tek özelliği o güzelim coğrafyası, denizi, serin ve yeşil dağları değil, aynı zamanda insan harcı. Her şeye rağmen yaşama azmini hiç elden bırakmayan, ayakta kalmanın yolunu acı alay dolu bir espri anlayışı geliştirmekte bulan halkları.
Ortadoğu’nun minyatürü olan Lübnan, bu diyarda yaşayan ne kadar halk, etnik grup, dini mezhep varsa, hepsine ev sahipliği yapıyor. En ufak bir farklılığa bile tahammül edemeyen Şarklı despotlara inat, tam 18 mezhep resmen tanınıyor. Bu renkliliğin içinde memleketlerini terk etmek zorunda kalmış olsalar da Yahudiler de dahil olmak üzere Aleviler, İsmaililer, Keldaniler, Durziler, Maruniler, Kıptiler, Ermeniler, Asuriler ve Katolikler de var.
Farklılıklardan korkmak, ya farklılıkları yok saymaya, ya da onlar arasına keskin sınırlar koymaya yol açtığından Lübnan’da politik sistem mezhepler üzerine kurulu. Bu kendine özgü sisteme şöyle bir göz atmak bile, laiklik olmadan demokrasinin olamayacağını kanıtlamaya yetiyor.
Sayıları şimdilik birkaç bin olsa da, laiklik isteyen bir grup Lübnan’daki sistemi geçenlerde düzenlediği bir sokak gösterisiyle tartışmaya açtı. Kendilerine ‘laik gurur’ diyen grup, sokaklara çıkıp, ‘Mezhebin ne’ diye bağırdı, yanıtı da kendisi verdi: ‘Seni alakadar etmez.’
Osmanlı’dan gelen bir miras olarak, Lübnan’da medeni işler dahil birçok yapı mezhepler üzerine kurulu. Mesela tıpkı İsrail’deki gibi medeni nikâh diye bir şey yok. Herkes kendi mezhebinden biriyle dini nikâh kıymak zorunda. Bunu yapmak istemeyenler tıpkı İsrail’deki gibi Güney Kıbrıs’ta basıyorlar nikâhı. Doğal olarak boşanma ve miras gibi meselelerde de dini kurallar geçerli.
Benzer bir durum, siyasal yapı için de söz konusu. Lübnan bağımsızlığını kazandığında, Hıristiyanlar, ülkenin Müslüman ülkeler tarafından yutulacağından endişe ediyordu. Müslümanlar da, Hıristiyanlar aracılığıyla Batı’nın mandası olmaya devam edeceklerinden... Dolayısıyla mezheplere dayalı bir iktidar paylaşım sistemi kurdular. Devlet Başkanı Hıristiyan, Başbakan Sünni ve Meclis Başkanı Şii olmak zorunda. Bakanlıklar da mezheplere göre dağıtılıyor. Sistem öyle mezhepçi ki, politik liderlerin fikirlerinin hiçbir önemi yok. Bir zamanlar en azılı Suriye düşmanlarından olan Michel Aoun fikir değiştirip Hizbullah safına katılınca bütün ülkeyi şaşırtıyor ama aldığı oylarda ciddi değişiklik de olmuyor. Ya da Dürzi lider Walid Cumbolat siyasi duruşunu sarkaç hareketi gibi belirliyor ama Dürzi lideri olmanın rahatlığı içinde hesap verme kaygısı (demokrasilerin en aslı unsurlarından biri) taşımıyor.
Mezhepçilik öyle bir boyuta gelmiş ki Lübnan’da, üniversitelerde bile, bir mezhebe ayrılan öğretim üyesi kotası dolmuşsa, ne kadar yetenekli ve iyi bir hoca olursa olsun kendi mezhebine yer açılıncaya kadar dışarıda kalıyor.
Üstelik mezhepçilik ağır bir iç savaş da yaşattı Lübnan’a. Mezhepler kimlik kartlarında yazdığından, kontrol noktalarında insanlar sırf mezhepleri yüzünden infaz edildi. Mezhepsel dengeler değişmesin diye, ülkede mülteci olarak yaşayan Filistinlilerin eğitim hakkı bile doğru dürüst tanınmadı.
Laik gurur, ülkede laiklik istediğini haykırsa da, nasıl bir laiklik istediğini henüz ortaya koymuş değil. Bir yandan herkesin farklılıktan doğan hakları olsun ama öte yandan liyakat sistemi, medeni kanun, temsili katılım istiyorlar. Önlerindeki tek engel, medeni işleri yürüttükleri için gayet iyi maddi imkânlar sağlayan dini kurumlar değil, mezheplerine dayanarak politik anlamda canlarının istediğini yapan liderler de var. Ama en önemli engel korkular; başka türlüsünün nasıl olabileceğini bir türlü hayal edememek ve arada kaybolup gitmek korkusu. Laiklikten kelime olarak bile hoşlanmayan diğer Arap rejimleri de başka bir engel elbette.
Ama Lübnan’ı ilginç ve güzel kılan başka bir özelliği de, bunca istilaya, yıkıma rağmen küllerinden yeniden doğabilmesi, bunu da yalnızca insanlarının halklarının azmi sayesinde başarması. Üstelik Lübnan ihraççı bir ülkedir, özellikle kültürü ve politik tartışmaları ihraç edebilen bir ülke. Ortadoğu’ya özgü laiklik de doğacaksa, Lübnan’dan doğacaktır.