Ortadoğu'dan Atina'ya

İtiraf etme zamanı geldi; Ortadoğu denilen diyardaki kan, gözyaşı ve ter artık dayanılmaz gelmeye başladığında, zaten hiç sevmediğim silah sesleri kulaklarım ve kalbim için çok fazla olduğunda...

İtiraf etme zamanı geldi; Ortadoğu denilen diyardaki kan, gözyaşı ve ter artık dayanılmaz gelmeye başladığında, zaten hiç sevmediğim silah sesleri kulaklarım ve kalbim için çok fazla olduğunda, hayatın hala devam ettiğini kendime anımsatmak, ölümün değil de yaşamın kutsanması gerektiğini kendi gözüme sokup, ruhumu rahatlatmak için, kendimi Atina’ya atardım.
Atina’ya gittiğimde, hem Ortadoğu’dan uzaklaşmamış olurdum, hem de bir parça nefes alıp, dünyanın geleceği için umut depolardım. Birbirlerine ‘günaydın’ derken bile neredeyse ‘canın çıksın’ diye konuşan Ortadoğular yerine, içten gülümseyen Yunanlı dostları görmek iyi gelirdi bana. Eh, işlerin yürümemesi, herşeyin hiç gelmeyecek bir yarına ertelenmesi ortak bir özellik ama işte yalnızca o kadarcık. 
Uzun bir aradan sonra bu hafta yine Atina’da aldım soluğu, bu sefer ruhumu dinlendirmek için değil, çalışmak için. Ama bu sefer biraz kızgın biraz öfkeli gördüm Yunan halkını, gerçi Ortadoğu halkları gibi değiller ama epey bir keyifleri kaçmış. Eh ne de olsa gelirlerinin yüzde 20’si uçup gitti, daha ne kadarının gideceği de meçhul. Sokaklarına baktım Atina’nın. Bu diyarın Nişantaşı denilebilecek  Kolanike’ de dükkanlar sinek avlıyor.
Plaka mahallesinde dolaştım, eskiden arada bir Yunanlı da görürdüm o Osmanlı mahalesinde ama bu defa hiç rastlamadım. Alman turist de göremedim pek. Duyduğum kadarıyla Almanya’da bu dönem Yunanistan pek ‘revaçta’ değilmiş. 300 milyar borç, 110 milyar krediye karşılık 30 milyar avro kemer sıkma politikası uygulanmaya çalışılıyor Yunanistan’da. Tanıdığım bildiğim kadarıyla Yunan halkı bu işe, Ortadoğu halklarının tersine hemen ‘he’ diyecek tipten değil. Hatırladığım kadarıyla bir saat fazla çalışsalar ya da çalışanların haklarına yönelik en küçük bir kısıtlama olsa kıyamet kopardı, şimdi de  kıyamet saati ama ne kopacak düşünemiyorum.
Atina gecelerinde dolaşırken buzuki nameleri gelirdi kulaklarıma. Hafta arasıydı gittim buzuki duymadım hiç, sirtaki oynayan da görmedim. Marketlere girdim. Eskiden yine girmiştim o zamanlar ne bulursa doldururlardı sepete. Çoğu ithal. Fiyatlara da pek bakmazlardı. Şimdi aynı insanlar aldıkları herşeyin fiyat etiketine tek tek bakıp sepetlerine koyuyorlar.
Keyif vermedi bu defa Atina. Ortadoğu’nun mutsuzluğu kadar olmasa da, Ortadoğu’nun mutsuzluğunu unutturacak gibi gelmedi bana. Yine de farkılıklar yok değil, Ortadoğu’da insanlar açlıktan kırılırken bile ekonomik gücünden kaybetmeyen dini kurumların aksine burada duyduğum kadarıyla kilise de zora girmiş. Anlatıldığına göre, eskiden mum yakanların bıraktığı paralarla kilise bir sürü fakire bakar yemek dağıtırmış, şimdi her akşam kasayı açtıklarında neredeyse boş. Atina’nın görünmeyen bir sorunu da var bence. Bu ülkede yaşayan çoğu Ortadoğulu 1.5 milyon yabancı. Oralardan canını kurtarmak için kaçanlar, Yunanlıların hali vakti yerindeyken 20-30 avro günlük yevmiye bulur hayatlarını sürdürdü şimdi daha fakir bir Yunanlı ve daha da göze batan Ortadoğulu göçmenler. Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu ile karşılaştım. Onu hep Zorba filminden fırlamış gibi, enerjik, neşe içinde sirtaki dansı yaparken hatırlıyordum ama Yorgos biraz çökmüş  biraz yorgundu sanki. O enerji dolu insanı göremedim ilk defa. Zaten artık Yunanlılar da ona ‘Yorgaki’, yani ‘yorgocuk’ demiyorlar. Sordum, ‘dans etmenin sırası değil ama ileride elbette’ dedi, ülkesindeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle alması gereken sert tedbirleri anlatırken.
Ortadoğu’da, hiç eğlence falan konuşulmaz, sabahtan akşama kadar tek konu vardır; politika, çatışma, savaş... O yüzden de iyi gelirdi Atina bana, ateşli ateşli kavga eder gibi politika duyacağıma, kahvelerde yollarda şarkılar mırıldanan insan sesi duymak yaşadığımı anımsatırdı bana. Ama bu sefer burada da ekonomi tartışmaları duydu kulaklarım, tatil planı yapan yok gibi masadaki tabaklar da daha az.
Atina’da konuştuğum  Yunanlı bir yetkili, hergün yapılan gösterileri anımsatarak, “Bugünlerde bizim memleket pek eğlenceli sayılmaz, umarım endişelenmiyorsunuzdur,” dedi bana. Ben de dedim ki, “Ortadoğu’dan alışığım ben, gösteriler ve toplumsal huzursuzluk benim için yeni değil.”  Yanıt verdi, “Yok henüz Ortadoğu olmadık” dedi ve güldü. İşte o zaman anladım ne kadar zor zamanlardan geçerse geçsin, bir şey olmaz Atina’nın neşeli halkına, çünkü dünyanın başka bir çok diyarındaki insanların aksine, kendileriyle alay etmesini de biliyorlar.