Örtülü başlar...

Dua ederken, kutsal yerlerde ve mezarlıklarda takılması zorunludur. Renk renk, çeşit çeşit olabilir, hatta çocuklar için yapılanın üzerinde pikaçu işlemesi bile bulunabilir.

Dua ederken, kutsal yerlerde ve mezarlıklarda takılması zorunludur. Renk renk, çeşit çeşit olabilir, hatta çocuklar için yapılanın üzerinde pikaçu işlemesi bile bulunabilir. Neden mi söz ediyorum; 'kippa'dan...
M.Ö 2. yüzyılda başlayan bir gelenek kippa. Yahudi dininin kanunlarını belirleyen kitaplarda, 'Başınızı örtün ki, cennetin huşusu üzerinizde olsun' denildiğinden beri Yahudi erkekleri kafalarını boy boy şapkalarla örtüyor.
Hahamlar, 'Allah her yerde, ona saygı gereği, onunla aranızda bir şey olması gerek' dediği için giyilen kippaların geometrik desenlisi hatta 'nike' armalısı bile var.
Bu genellikle çapı 10 santimi geçmeyen yuvarlak şapkalar kafanın en tepesine bir tokayla tutturuluveriyor. Yahudi kutsal mekânlarına giren herkes, hatta soykırım müzesindeki anıtı ziyaret eden yabancı devlet başkanları bile kapatmak zorunda başlarını. Gerçi Bill Clinton Yahudilerin kullandığı gibi bir kippa takarken başına, kendi ülkelerinde eleştirilebileceğinden korkan devlet adamları, mesela eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem, kasket takmayı tercih ediyor ama olsun, kimsenin aklına bu kurala itiraz etmek gelmiyor.
Yalnızca dua ederken kippa takanlar olduğu gibi, kippasız altı metre yürümeyi günah sayanlar da var.
Zaman zaman üzerine tartışmalar çıkmıyor değil, reform Yahudileri kippa'nın zorunluluk olmadığını iddia ediyor ama bu tartışma hiç bir zaman vahim boyutlara da taşınmıyor.
İsrail din ve devlet işlerini birbirinden ayırmamış olsa ve hatta neredeyse teokratik bir ülke sayılsa da, birçok taviz koparmayı başarmış Ortodoks dindarlar 'kippa takılması zorunludur' diye bir yasa çıkarmayı akıllarından bile geçirmiyorlar.
Kendi ülkelerinin dışına çıkarken birçok İsrailli kippasını evde bıraksa da, toplumsal hafızalarında kippa giymenin ölüm anlamına geldiği yılların anılarını hâlâ canlı.
Ayrıca, kippanın şekline, rengine, başta nasıl taşındığına, ne sıklıkta kullanıldığına bakıp, karşınızdakinin siyasal yelpazenin neresinde durduğunu anlamanız da mümkün.
Yani kippa, aslında her şey ve üzerine bir uzlaşma sağlandığı için de hiçbir şey
'Sıradan bir tatil'
13 yaşındaki Dvir iki kez mutluydu o büyülü ülkeye gittiklerinde. Bir kere ergenliğe geçiş töreni olan 'Bar Mitzva'sını yeni kutlamıştı. Sonra hayatında ilk kez uçağa binmiş, ilk kez bir pasaportu olmuş ve ilk kez kendi ülkesinin sınırlarının dışına çıkmıştı.
12 yaşındaki erkek kardeşi Noy ve sekiz yaşındaki kız kardeşi Edva, çocuklarına bu tatili verebilmek için çalıştıkları fabrikadan kazandıklarını her kuruşu bir kenara koyan anne va babasıyla geldikleri Kenya'da, bir an önce otel kaydını yaptırıp hemen sahile koşmayı planlıyordu. Aklında okula dönünce arkadaşlarına neler anlatacağı vardı...
Sonra bir gürültü oldu Dvir ve kardeşi Noy bu gürültüyle yok oldu, anneleri bilinci kapalı kalacak kadar ağır yaralandı. Kız kardeşlerinin cam parçalarıyla kesildi vücudu...
Onlara bunlar olurken, başka yerlerde, hem de sayıları hiç de azımsanamayarak kadar çok olan birilerinin yüreği bir parça olsun sızlamadı. Hatta "Oh iyi olmuş, zaten bunlar büyüseydi askere gidecekti ve bizim çocuklarımızı öldürecekti, anaları babaları da vergi veriyor, bizi evlerimize hapseden orduyu besliyordu" diye düşünenler oldu.
İşte böyle düşününler kendi aralarından birinin çıkıp, mesela FKÖ'nün ikinci adamı Abu Mazen'in "Silah kullanmamız yalnızca İsrail'i daha da radikalleştirmeye yarıyor. Her silah atışımızda aslında kendimize zarar veriyoruz, haklı davamızı savunacak başka yöntemler bulmalıyız" demesini hainlik olarak yorumluyor.
Kendileri ne kadar acı çekerse çeksin, lanet böyle düşününlerin üzerine olsun...