Prezervatiflere özgürlük

Kutsal kentte Sion Meydanı, bu adı alalı böyle bir şey görmemişti. Üzerinde gökkuşağı renkleri bulunan bayraklar taşıyan insanlar, genelde vatan-millet edebiyatı yapılan meydanı hıncahınç doldurdu dün.

Kutsal kentte Sion Meydanı, bu adı alalı böyle bir şey görmemişti. Üzerinde gökkuşağı renkleri bulunan bayraklar taşıyan insanlar, genelde vatan-millet edebiyatı yapılan meydanı hıncahınç doldurdu dün. Dans ediyorlardı, hatta aralarında donlarına kalıncaya dek soyunup popolarını
müzikle bir bütün olarak sallayanlar bile vardı. Tercihleri farklı bu insanların taşıdıkları pankartlara bakılırsa, siyasi seçimleri de farklıydı. Bir pankart ta 'sınır tanımayan aşk' yazıyordu. Bembeyaz bir eteğin üzerine transparan ve göbeği açıkta bırakan tişört giyen 'erkek', "Bütün farklı cinsiyetler için bir kent, iki başkent" diye bağırarak Ortadoğu'nun en önemli sorununa, Kudüs'ün paylaşımına bulduğu çözümü ortaya koyuyordu. Başka bir pankarta, 'Filistin'e ve prezervatiflere özgürlük' yazıyordu iri pembe harflerle. Bu arada küçük bir not, Filistinliler, prezervatiflere 'İsrailli işi' diyorlar. Nedenine gelince, Filistinlilere göre her ikisinin de ortak yanı var: Biri geri çekilmesini asla bilmiyor, öbürü ise geri çekilmesi gerektiği zamanı bilmeyenler tarafından kullanıyor.
Yıllardan beri yalnızca kanlı savaşlara tanıklık eden kentte, bu kadar çok insan hiç böyle uluorta öpüşmemişti. Hiç kimse Sion Meydanı'nda bu kadar çok 'Seni seviyorum' dememişti. Meydanın karşısında ise onları yüzlerini ekşiterek, "Eşcinsellik ve terör insanlığa zarar veriyor" diye taciz eden göstericileri de umursamıyorlardı. 'Burada
ne işimiz var' edasıyla görevlerini yapan polisler her zaman herkesi didik arardı. Ama bu tek bir polis bile kılını kıpırdatmıyordu. Rengârenk balonlarını sallayan bu insanlar dindarlar ve sağcıların doldurduğu Kudüs'te ilk eşcinsel geçit törenini, 'yaptırmayız' tehditlerine rağmen gerçekleştirecek denli cesurdular. Keşke siyasetçiler de onlar kadar cesur olsa...
İskoçyalı Arafat
Bir film vardı: İskoçyalı. O kadar sevilmişti
ki, İskoçyalı 4 bile yapılmıştı. Başrolde Christopher Lambert vardı. Lambert'a hayran olan bendeniz bayıla bayıla izlemiştim bu filmleri. Filmin kahramanı eski çağlarda başka bir gezegenden dünyaya sürgün edilmişti. Ama geldiği gezegendeki düşmanları bizimkine rahat vermiyor ve onu öldürmeye çalışıyordu. Peşindekileri öldürdükçe İskoçyalı gücüne güç, ömrüne ömür katıyordu.
İşte Arafat da tam böyle. Başı ne zaman belaya girse, sanki daha güçleniyor. 'İşte yaşlandı, ölecek' dendiği anda peşinde de suikastçılar varken gençleşiyor. Bindiği uçak düşüyor, içinden sağ çıkıyor. Ürdün'deyken Kral'la arası bozuluyor, Beyrut'a sürgüne gidiyor. 'Sonu geldi' dendiğinde ayakta kalmayı başarıyor. Beyrut'ta iç savaş çıkıyor, İsrail Lübnan'ı işgal ediyor ve peşine katiller takıyor ama hoopp Arafat soluğu Tunus'ta alıyor. "Bu kadar uzaktan Filistin davasına müdahale edemez" diye düşünülürken, Filistin topraklarına geri dönüyor...
Bugünlerde İsrail ne zaman karargâhını kuşatsa, aslında kendisinden bıkmış olan Filistinliler çevresinde biraz daha kilitleniyor. Şaron'un İskoçyalı filminden ders alma vakti geldi galiba..