Silahlı mantı

Kahretsin! Bütün bu saçmalığın sırası mıydı yani? Şu intihar saldırısı olmasaydı, İsrail tankları Ramallah'a girmeseydi mis gibi...

Kahretsin! Bütün bu saçmalığın sırası mıydı yani? Şu intihar saldırısı olmasaydı, İsrail tankları Ramallah'a girmeseydi mis gibi memleketime gelecek, bir güzel sarmısaklı mantı yiyecektim.
Dışarıya burnumu bile uzatamadan çakılmış vaziyetteyim Ramallah'a. Bütün gece gök gürültüsü, tank ve makineli tüfek gürültüsüne karıştı durdu. Elektrik kesik olmadığı zamanlarda da, televizyon izledim bol bol. Filistin kanallarında Hasan Mutlucan enflasyonu var.
Gür sesli bıyıklı bir adam, kahramanlık türküleri çığırıp duruyor. Oysa ben televoleleri çok özledim.
Ramallah'taki arkadaşlarımı aradım, poker oynuyorlarmış. Benim ofisimde bırak poker oynayacak adamı, bir kedim bile yok.
Sarmısaklı yoğurtlu mantı, nasıl da gözümde tütüyor! İnadım inat, madem Türkiye'ye gidemiyorum, mantıyı kendim açmaya karar verdim. Tam un eliyordum, evin önünden geçen tank ortalığı sallayınca unun dozu kaçtı. Yoğururken yeni bir haber geldiği için, yapıp bıraktığım hamur çürüdü. Zaten bir türlü yuvarlak yapamadığım için, kalıp olsun diye hamurun üstüne koyduğum koca tencere de yapıştı kaldı. Böylece mantı açma girişimim başarısız oldu. Burada da zaten onuncu ateşkes girişimi sonuçlanmamıştı.
Ah sarmısaklı mantı ah...
Şu Arap zirveleri...
Belki de televizyonda görmüşsünüzdür kavgayı. Bütün Arap birliği toplantıları böyle 'eğlenceli' geçer. Birbirinden hiç hazzetmeyen Arap liderlerinin geçmişte karşılıklı silah çektikleri bile görülmüştür.
Aynı dilin değişik diyalektlerini konuşmaktan öte bir birlik gösteremeyen Arapların bu zirvelerine biz 'birlik' diyoruz ama, gâvurların tanımı 'lig' daha doğru geliyor bana. Ne de olsa 22 adam ve oradan oraya top gibi tekmelenen Filistin davası var ortalıkta.
Filistin'in geleceğinin konuşulduğu bu haftaki zirvede Ramallah mahkûmu Arafat'ın konuşmasının canlı yayımlanmasına izin verilmeyince, Filistin delegasyonu toplantıyı terk etti. Ama daha kötüsünü de görmüştük.
1970'te Ürdün'deki Filistinli gerillalar denetimden çıkıp Amman sokaklarını kan gölüne çevirmişti. Hayatını Arap birliğine adamış Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasir, Kahire'de acil bir zirve düzenledi. Saklanan Arafat'a radyolardan 'çabuk Kahire'ye gel' çağrısı yapıldı. Arafat da kılık değiştirip Kahire'ye uçtu. Kral Hüseyin de arkasından... Kral askeri üniforması ve göğsündeki madalyalarla geldiği toplantı salonuna silahıyla girmek istedi. Nasır, kralı silahını bırakmaya ikna edinceye dek kalp spazmı geçirdi. Zirvede Kral Hüseyin, Arafat'ı darbe girişimiyle suçlarken, Arafat da masanın üstüne çıkıp kralı 'emperyalizmin ajanı' diye niteledi. Libya lideri Albay Kaddafi, geri kalmadı ve Kral Hüseyin'e
"Baban gibi sen de delisin, galiba sizin ailede kalıtsal" dedi. (Kral Hüseyin'in
babası hayatının büyük kısmını İstanbul'da
bir akıl hastanesinde geçirmişti.) Suudi Kralı Faysal da aslında tüm Arap liderlerinin
aklından zoru olduğunu söyleyiverdi. Zavallı Nasır, Hüseyin'le Arafat'ı el sıkıştırıncaya dek akla karayı seçti. Bir anlaşma imzalatır imzalatmaz da kalp krizi geçirip Arap birliği
yolunda gitmiş oldu. Nasır'ın ölmesinden bir-iki dakika sonra da anlaşma rafa kalktı.
Beyrut zirvesine Kaddafi ve Ürdün Kralı Abdullah katılmadı. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek de boy göstermedi. Belki de kalp krizi geçirmekten korkmuştur, ne dersiniz?