İnsanlığı empati kurtaracak!

Arter'de açılan sergi, Patricia Piccinini'nin çağa ilişkin radikal görüşlerini ve hissiyatını özetliyor. Bu insan yapımı yaratıklar, insanlarla iç içe. İnsan cinsinin teslimiyet ve tevekkül dolu yazgısı bu serginin konusu

Vespa’ları böylesine dönüştürmek onların hayvanları andırmasını tasarlamakla aslında makineleri evcil mi ilan etmiş oldunuz?
Tam değil... Bu Vespa’ların bulunduğu serginin giriş katı kentsel çevre katı. Bu katın sokakla bağlantısı da bu anlamda düşünüldü. Teknolojiyi ben bu katta hayvanların yerine koyuyorum. Daha doğrusu öyle düşünmemizi istiyorum... Bu teknolojik makineler örneğin iştahımızı açan, tüketmek istediğimiz güzel arabalar, Vespa’lar, evcil birer hayvan değil. Tam tersine vahşi birer hayvan. Bugün teknolojik bütün makineler öyle... Her biri vahşi bir hayvan gibi onlardan çok etkileniyoruz fakat asla onları kontrol edemiyoruz. Burada onları birer hayvan gibi düşünmemizi istiyorum. Doğurgan... Yavruları olan... Makine neden doğurmasın? Bu serginin iki ekseni var. Bu bölümdeki işler, teknolojinin nasıl doğaya dönüştüğünü gösteriyor. 

Yaptığınız işlere kayıtsız kalmak imkansız. Mutlaka bize bir şey hissettiriyor. Korku, şefkat gibi... Ama şok da etmiyor. Bu ince bir sınır değil mi?
Ben hiçbir zaman ne gösterirsem göstereyim, şok etmek istemem. Hiçbir işimin izleyici karşısına geçsin ve şok olsun istemem. Ama bir şeyler hissetmeli! Kesinlikle! Bu benim ilk isteğim. İnsanlar önce hissediyor ve sonra düşünüyor. Bunu çok açık söylemeliyim. İş size dokunmalı. Bu küçük Sunulan işini de o yüzden yaptım. Bu yavruya dokunmak serginin genel ruhuna yakınlaşmayı sağlayacak. Ona dokunarak belki onu severek sergideki pek çok işle farklı bağlar kurmak mümkün olacak. 

Nasıl üretiyorsunuz? Örneğin Vespa işlerini, figür heykelleri sizin için yapan bir fabrika mı var? Tasarımını yapıp ona sipariş mi veriyorsunuz? Bu izleyicide olmasını istediğiniz yakınlığı siz işlerinize karşı üretirken nasıl yakalıyorsunuz?
Benim Melbourne’de kocaman aşağı yukarı Arter kadar büyük bir stüdyom var. Bu stüdyoda sekiz kişilik bir ekibim var. Onlarla uzun zamandır birlikte çalışıyoruz. Bana ait gördüğünüz bütün işler o stüdyoda üretilir. Bir telefonla sipariş etmem kimseye... O stüdyoda bana ait bir odam var. Bu odada okurum, çizerim. Uzun saatler çizerim. Tasarlarım... Ardından bunu ekibimle üretiriz. Her aşamasını görürüm. Her aşamasında işlerin üretiminin orada bulunurum. İşim, elbette benim elimin jestleriyle, yapabildikleriyle, vücudumun kapasitesiyle sınırlı değil. İşlerim, benim dünya görüşümü, dünyayı kavramamı, dünyayla ilişkili sorularımı kapsar. Bunu en iyi ifade edebilecek olan form ve teknikle dile getirilir. Ama sorunuzu anlıyorum. Stüdyoda onlara yakınlık mühim. 

Bütün bu üretiminiz içinde çizmek her işin mı? Çizmeye, geleneksel deyişle desenden beklentinizi konuşabilir miyiz?
Elbette... Çizim her işin başı, üretimimin, kendimi ifade edişimin ilk ortaya çıkışı. Kendimi bildim bileli çizerim. Dünyam önce çizgilerden oluşur. Sonra onlar üç boyutlu olur. Bu sergide gördüğünüz her şey önce bir desendi. Bu sergide de iki desenim var çok sevdiğim. Sanat okulunda okurken sadece çizim yaptım diyebilirim... 

Terk mi ettiniz sonra okulu?
Hayır, bitirdim. Aslında ben sanat tarihi okudum önce... Sonra sanat okudum. Sanat tarihiyle hala çok yakından ilgiliyimdir. 

Figür anlayışınızı, bir nevi realizminize kaynak olarak gösterebileceğiniz bir dönem ya da bir şahsiyet var mı sanat tarihinden?
19. yüzyıl İngiliz sosyal realist resmi. O dönem çok ilginçtir. Bu resimler hem toplumsal olarak hem de estetik olarak farklı. Çocukların tasviri... Çok maharetli ve kendine mahsus bir portreleme anlayışı... O dönem işleri hep araştırırım. Saatlerce bakarım. Severim. 

Sergide annelere özel bir vurgu var. Siz de iki çocuk annesisiniz. Çocuklarınızın heykellerinize olan tavrını merak ettim. Örneğin bu küçük Sunulan’la oynuyorlar mı? Ona oyuncak muamelesi mi yapıyorlar?
Onların oyuncakları çok farklı... Çok dokundukları şeylerle oynamıyorlar artık... Onların i-podları var. Bilgisayarla oynuyorlar. Bizim çocukluğumuzdan ve babamın çocukluğundan öyle farklı ki... Öte yandan çocuklarda canlı / cansız daha doğrusu insan/ insan değil ayrımı yok. Sunulan’a canlı muamelesi yapıyorlar. Onun insan olmadığını düşünmüyorlar. Yaşamadığın. Çocukların bakışını o yüzden çok seviyorum ve bu bakışa çok önem veriyorum. Ayrımsız bakıyorlar. İçinden geçtikleri teknolojik dönem de gereği makine, doğa, insan, yaratık diye kategorileri yok. En önemlisi önyargıları yok. Empatileri yüksek...

FEMİNİST OLMAMAK MÜMKÜN MÜ?
*Facebook gibi işte... Evet, gerçek bir sohbetin yerini dolduramaz ama gerçek bir sohbete paralel de bir dünya yaratıyor. 

*Bugün ben doğaya yakın değilim bir TV monitörüne yakın olduğum kadar... 

*Doğa her geçen gün daha teknolojileşiyor. Yerleştirmem de bunu anlatıyor. Bir yaratık bir çocuk ve tavuskuşları... Doğa güzeli seçiyor. 

*Tabii ki feministim. Feminist olmamak mümkün mü? 

*Suni bir devrim mi kapıda? Genetiği değiştirilmiş gıdalar, okyanuslara sızan endüstriyel atıklar... Hep daha iyi bir yaşam için teknolojiye başvurmak. Peki ama sadece güzellik için ve güzellik adına ona başvursak? O yüzden koyunları klonlasak ya da makineler icat etsek? Sadece güzellik için? Doğaya sadece güzellik adına müdahale etsek? Belki de çözüm buradadır. Evet, radikal geliyor kulağa ama ben tam da bunu anlatıyorum... 

*İnsanlığı empati kurtaracak. Bizler duygularla dolu yaratıklarız çünkü... 

*Benim işlerim gelecekle ilgili değil! Ama bir çocuğun geleceğiyle ilgili! 

*Sanat yıkıcı olabilir. Sizi hiper yapabilir. Serginin üçüncü katında bunun tam tersi olsun istedim. Rahatlamanızı... 

*Doğa ve teknolojinin kesiştiği yer, benim işlerim işte orayı anlatıyor.

.