Silinerek ve silerek varım!

Özgül Arslan, Kadıköy’de bıraktığı yerden Tophane’de devam ediyor. Hatırlamamız gerekirse sanatçı, ‘İki artı bir’ sergisindeki videosunda üzerinde narin kıyafetler halı yıkıyordu. Köpükler çıkardıkça halıyı daha çok yıkıyor, yıkıyordu. Kızının oyuncaklarını ve oyun mekânlarını ağırladığı tuval resimlerinde ise çocuğunun hayatında kapladığı alanları psikolojik olarak analize açıyordu.
Bu sergisinde de Arslan, kadın emeğinin görünmezliğini görünür kılmayı sürdürüyor. Temizleyen, toparlayan, süpüren kadın desenlerinin yanı sıra tuvallerde bizzat silerek ürettiği kendisiyle, Arslan, kadınlığı bir kimlik sorunu olarak ortaya koyuyor. Bu otoportre resimler ilk bakışta büyük bir yanılsama yaratıyorlar. Rönesans ışığında yıkanan kadınları hatırlatan bu ışık oyunu resmin malzemesinin boya olmadığı gerçeğini fevkalade güzel örtüyor. Kadife üzerinde çamaşır suyu gibi bir ağartıcı kullanarak açtığı, aslında boyamadığı bu portreleri sayesinde sanatçı, cinsiyetin toplum tarafından kurgusuna dair radikal bir tartışmayı başarıyla ateşliyor. Boyadan olmayan bu otoportreler aracılığıyla kadının alışılageldiğimiz bedeni ve o bedenin üstlendiği, üstlenmek zorunda kaldığı fiziksel aktivitelerini kapsayan bütün rolleri, kadının her gün sildiği yüzeyler gibi siliniyor. Kimlik böylece çözülüyor tekrar inşa edilmek üzere... Arslan’ın sergisi hem politik bir söyleme oturan hem de bunu bir köşe yazarı gibi yapmayarak malzemesini de bu söyleme göre kurgulamasıyla bu yıla damgasını vuracak önemli sergiler arasında yer almayı şimdiden hak ediyor.